Aykırı fikirlerinin kendisine prim ve reyting yaptığının farkına varan piyanist şantör Fazıl Say, fırsatını bulduğu her anda sosyal medyada bir şeyler yumurtlamaya devam ediyor. Geçtiğimiz aylarda dine-diyanete yaptığı hakaretler dolayısıyla hâkim önüne çıkarılan ve süt dökmüş kediye dönen Fazıl Saya, yüzlerce insan da destek vermiş, "Bizi de Fazıl Sayın" pankartlarıyla tam bir orta oyununun parçası oluvermişlerdi.
Fazıl Sayın son reyting hokkabazlığı ise Türkiyenin en önemli sosyolojik gerçeklerinden birisi olan arabesk için söylediği söz. Say diyor ki, "Arabesk dinlemek vatan hainliğidir..."
Bu yazımızla arabesk diye aynı potada eritilen tüm müzik türlerini savunacak, arabeski tümden aklamaya çalışacak halimiz yok. Özellikle acılı arabesk, damar diye tarif edilen ve insanı mutsuzluğa sevk eden, hüzne daldıran müzik türünü bizim de sevmediğimizi, hatta yok olmasını arzuladığımızı altını çizerek vurgulamak isteriz.
Arabesk, kelime anlamıyla "Araplara ait olan" şeklinde tarif ediliyor. Müzikte kullanılan enstrümanların Arap ülkelerinin enstrümanlarından müteşekkil olması dolayısıyla, sosyolojik bir devinim içinde böyle bir isimlendirilmeye maruz kalmış. Oysa arabesk olarak tarif edilen müziğin ilk icracılarından ve bestekârlarından Orhan Gencebay, "Benim müziğimi arabesk olarak tarif etmeyin" diyor. Peki, nasıl tarif edelim
Tek düze ezgi ve müzik üreticilerinin dışında farklı bir tarz ve yorum geliştiren Orhan Gencebay, Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği ve Türk Tasavvuf Müziğinden yararlanmış, onları harmanlamış ve ortaya yepyeni bir form çıkarmış bir isim. Gönül Dağı adlı bestesini tarif etmesini istediğimizde, "Gönül Dağında Ankara yürüyüşü var, Akdeniz formları var" demişti.
Öncelikle şunu söyleyelim. Arabesk, Türkiyenin en önemli sosyal gerçeklerinden birisidir. Köyden kente göç olgusuyla başlayan, fakirlik, işsizlik ve mutsuzluk, 1970li yılların müzik endüstrisinin arabeski baş tacı yapmasıyla bambaşka bir boyuta taşınmıştır. İnsanlar, hüzünlerini-kederlerini-dertlerini-sıkıntılarını arabesk olarak tarif edilen müzikle tarif eder, bu müzikle kendilerini ifade eder bir atmosfere geçiş yapmışlardır.
Son yıllarda özellikle acılı arabesk dalında yeni bir sanatçının yetişmemesi, hep eski kuşakların ve eski sanatçıların eserlerinin prim yapmasının temelinde, artık sosyolojik gerçeklerimizin yeni bir boyuta evrilmesinin büyük payı vardır.
Arabesk, bir geçiş müziğiydi... Arabesk, köyden kente geçişin, göçüşün ve hüznün farklı bir tınısıydı, ezgisiydi.
Arabesk, fabrikalarda çalışıp üç kuruş ekmek parasını evine götürmek için mücadele eden insanların, çamurlu yollardan geçerek bindikleri minibüslerin kasetçalarlarında hayatın zorluklarına yaptıkları haykırışların ezgisiydi. Arabesk, kapitalist sistemin, zengin ile fakir ayrımının, sağ-sol çatışmalarının, terör olaylarının "Batsın Bu Dünya" tepkisiydi.
Türkiyenin 40 yıllık sosyolojik gerçeğini bir kalemde silip atmak ve "Arabesk vatan hainliğidir" yaftasını yapıştırmak, bu ülkenin sosyal yapısını, dününü de inkâr etmek anlamına gelir. Fazıl Say, dinlenmeyen, özel tüketicisi olan müziğinin müşterisini çoğaltabilmek, prim ve avantaj yapabilmek için bol keseden zırvalamaya devam ediyor.
Elbette onun zırvaları gerçekleri değiştirmiyor...