Soğuk savaş döneminin en büyük özelliği, halkların
korkuları üzerine kurulan bir diplomatik panoramaydı. Dünyanın iki merkez gücü
vardı: ABD ve SSCB. Dünyanın bir ucunda, tüm siyasal ve sosyal zeminlere
nizamat vermek için hazır ve nazır duran ABD, diğer ucunda ise SSCB vardı.
Silah tüccarlarının ve küresel silah üreticilerinin sürekli pompaladığı ve
ürettiği bir korku tüneli hâkimdi. Ülkeler çaplarına, boyutlarına, cüsselerine
bakmaksızın sürekli silahlanıyorlar, silah üreticilerinin ceplerini
şişiriyorlar, bu korku tünelinin menfaat devşiren aktörleri ürettikleri korku
tünelinde herkesi hapsediyorlardı. Ortalıkta bir savaş yoktu, ama savaşın korkusu
bile ülkelerin, milyarlarca doları refahları için değil, “silahlanma arzusu”
için havalara saçmasına yetiyordu. Ve gün geldi… SSCB’nin bir kâğıttan kaplan
olduğu gerçeği gün gibi ortaya çıktı. Birlik dağıldı, Rusya hem ekonomik, hem
sosyal ve hem de kültürel bir cenderenin içinde yıllarca debelendi durdu. Şu
anda dünyanın nizamat veren bekçisi, dünya jandarması ABD kaldı. Dünyanın
neresinde bir karışıklık, kaos ortamı varsa, dünyanın neresinde bir iç çatışma,
silahlı kalkışma söz konusuysa, orada ABD’nin parmağı var. Gerek silah
tüccarlarının bitmek tükenmek bilmeyen iştahlarını doyurmak, gerekse sömürü
kanallarını ve sömürge kollarını oluşturmak için, ABD, sürekli dünyayı
karıştırıyor, bir yerlere giriyor, çıkıyor, üslerini kuruyor, ülkelerin iç işlerine
ve siyasi zeminlerine müdahale ediyor. NATO, Soğuk Savaş döneminin bir kurgusal
zeminiydi.
Sözde, Sovyetler Birliği’nin salacağı korkuyu bertaraf
etmek için kurulmuş, dünyanın diğer süper gücünün üreteceği savaş tehditlerine
boyun eğmemek, direnmek ve karşı durabilmek gibi bir fonksiyonla ortaya
çıkmıştı. Bugün Rusya’nın dünya siyaset düzleminde ve kurgusal boyutta esamisi
bile okunmuyor. Yine de NATO, ilk kurulduğu gündeki işlevsel yönleriyle korku
tünelleri inşa etmeye devam ediyor. Türkiye’nin NATO’nun bir parçası olması
dolayısıyla, Güneydoğu sınırlarına Patriot Füze Sistemleri’nin kurulmasını
istemesi, aslında üretilen sanal bir korkunun zihinlere yerleştirilmeye
çalışılmasından başka bir şey değil.
Kimi koruyacak bu sistem Kiminle savaşıyoruz Ya da
savaşacağız
Güneydoğu sınırlarımızı NATO’ya emanet ettik… İncirlik’i
ABD’ye verdik… NATO şemsiyesi altında Türkiye’ye füze savunma sisteminin
kurulması için, Doğu Akdeniz’deki gemilerle Türkiye’nin doğusunu aynı anda
görebilme kriterini sağladığından Malatya’ya radarlar kuruldu… Neye karşı bu
kadar hazırlık
Türkiye’nin dış politikasındaki temel eksen, “sıfır
sorun” politikası değil miydi
Bir hançer gibi bağrımıza saplanan ve “savaş korkusunu”
zihinlere yerleştirmek için çabalamaktan başka bir anlam taşımayan bu
hazırlıkların gerçek amacının ne olduğunu, hükümet evirmeden çevirmeden bizlere
anlatmak zorundadır.
Biz kendimizi Suriye’den korumak için mi bu sistemleri
kurduruyoruz Yoksa İsrail’e güvenlik şemsiyesi oluşturmak için topraklarımız
yolgeçen hanı olarak mı kullanılıyor
Irak topraklarını yoktan nedenler üreterek işgal eden
ABD’nin bunu niye yaptığını bal gibi biliyoruz. Irak topraklarının işgali,
İsrail’in Ortadoğu’da istediği gibi cirit atabilmesinin temel zemini olarak
ortaya çıkmıştı. Çıbanbaşı İsrail, hınk deyicisi ABD’nin Irak’ı işgaliyle elini
güçlendirmiş ve estirdiği devlet terörünün dozajını artırma yarışına girmişti.
Bizim, yüzyıllardır kucak kucağa yaşadığımız ülkelerle
bir sorunumuz yok…
Peki, bu sorunu kimler üretiyor