Türkiye de oyunlar çok perdelidir. Hatta perdeler eskir de oyun bitmez. Oyun uzun olduğunu gibi, senaryo da aynıdır. Türkiye yi bilmeyenler oyun bitti diye oyunun ortasında kalkıp giderler. Aslında oyuna gelirler; senaryosu aynı olan diğer oyuna. Senaryoyu bilenler ise, bu bir "Amerikan yapımı" der, hiç değişmeden kendine göre uyarlamayı sürdürürler.

Son elli yıldır bu oyun sürekli oynandı. Sadece figüranlar değişti. Demokrat Adnan gitti, adaletli Süleyman geldi. Yetmedi, oyun beyaz perdeye çekildi. Üstelik gül gibi bir çekim yapıldı. Sanki gözlere yeniden perde çekildi. Yine halkın ekserisinin bileti kesildi.

Filmin adını bilmeyen yok: sol gösterip sağ vurmak Filmde, biskrem verilerek başrol oyuncu yapılan kişi aslında dublördür. Zor sahneler onunla çekilir, kolay sahnelerde gerçek başrol oyuncusu yerini alır. Amerikalının hayatı ucuz değildir ve biz de zor sahnelerin adamıyızdır zaten. Yapılan horoz dövüşü, ben dublör olacağım diye yapılır. Ben sana daha çok benziyorum abi, bu filmde ben oynayayım kavgasıdır bu. Birçok dublör kullanılır. Aslında kullanılan ülkemizdir, milletimizdir.

Bu gerçek ne zaman fark edilmeye başlansa tekrar bir biskrem daha verilir. Üstelik bu bisküviyi kasketli Ahmetler, sakallı Hüsnüler, hatta Ayşeler de yiyebilir. Nitekim yemişlerdir. Filmde sürekli sol gösterilir. Dikkat sol! Bir de bakarız ki sol yerinde, sol sol diye saymıyor mu İşte tam bu esnada cambazlar sağdan birerli kol içeri girerler. Buna biz: cambaza bak cambaza, onlar ise: turnayı gözünden vurmak der. Bu yüzden filmin adı hep "sol gösterip sağ vurmak"tır. Milletçe gireriz, kavgada yumruk sayılmaz misali hiç aldırış etmeden filmin içine. Arada bir soluklansak ve ne oluyor diye bir düşünmeye başlasak hemen uyarılırız: durmak yok yola devam.

Yolumuzu görmezsek yanlış yere gideriz. İşte 50 sene geçmiş hâlâ o ince uzun yoldan bir türlü çıkamadık. Demek ki yanlış yola girmişiz! 19. Asırdan beri tek yanlı materyalist bir dünya görüşü neticesinde dengesini kaybetmiş ve karşılıklı tez ve antitezleri ikiye bölünmüş olan inanç ve kültür sisteminin tuzağıdır bu. Sosyalizm ve kapitalizm şeklindeki bu bölünüş Batı kültürünü aktararak gelişmek isteyen 3. Dünya ülkelerini gelinen noktada 3. bir tercih yapmak zorunda bırakmıştır. Bu tercihin 40 yıl öncesinden altyapısını yapanlar, daha başta bu filmin bir Amerikan yapımı olduğunu biliyorlardı. Çünkü onlar reel-politik değil ilmi-siyaset yapıyorlardı.

İnanan ve tercihini benimsemiş bir kadro ile bunları düşünceden fiile çıkarmak ve halka mal etmek için "yeni bir dünya" filminin çekimlerine başlayan bu hareket, karnı aç olsa da verilen biskreme talip olmadı, gösterilen elma şekerine kanmadı. Onun bir eline ayı, bir eline güneşi verseler o yine de davasından vazgeçmezdi, vazgeçmedi. "Hayır! Biz milletçe ırkçı emperyalizmin sömürü, köleleştirme ve yok etme çizgisini kıracağız" diyerek yoluna devam etti.

Essiz bir tarihin evladı olan aziz milletimizin, ırkçı emperyalizmin çizdiği sağ-sol çizgisi üzerinde kalmaya ne mecburiyeti var! Ne sağa, ne sola gitmeyeceğiz. Hakk ı üstün tutacağız. Sağ ve solcu işbirlikçileri 50 seneden beri deneye deneye bütün gerçekleri tekrar tekrar açıkça görmedik mi Bu gerçekler günışığına çıkmışken hâlâ daha bu filmi savunanlara söyleyecek tek sözümüz kaldı: sen yenisin galiba!

İbrahim Veli

1975 Trabzon doğumlu. 1998 yılında Kocaeli Üniversitesi İktisat Bölümü nü bitirdi. Yüksek lisansını 2001 yılında, doktorasını ise 2006 yılında tamamladı.

Türkiye nin Su Potansiyeli ve Su Politikası, yüksek lisans tezi;

Ekonomik Kalkınma Beşeri Sermaye İlişkisi ise doktora tezidir.

Şimdilerde "Kendine Dönüşüm Modeli" isimli bir proje üzerine çalışmakta; ayrıca Millî Gazete nin yanı sıra İş ve İnsan gazetesinde de yazılar yayımlamaktadır.

1999-2001 yılları arasında ASKON bülteninin editörlüğünü yaptı. 2001-2003 yılları arasında MÜSİAD Kocaeli Şube Müdürlüğü görevinde bulundu.

Yönetimde Stratejik İletişim, İKY Sistem Kurma, Halkla İlişkiler Yönetimi kurslarına katıldı.

Anadolu Gençlik Derneği, İlim Yayma Vakfı, ESAM gibi kuruluşlarda gönüllü olarak çalıştı.