Millî Gazete’ye konuşan GÜVENSAM Genel Koordinatörü Cihad İslam Yılmaz, İsrail’deki seçim sürecini değerlendirerek Netanyahu’nun siyasi olarak gerilemesinin Gazze ve Filistin politikasında köklü bir değişim anlamına gelmediğini belirtti. Yılmaz, “Netanyahu’ya duyulan öfke ile Filistinlilerin uğradığı zulme duyulan öfke aynı şey değildir” derken, katilin değişmesinin işgal düzeninin de değişeceği anlamına gelmediğine dikkat çekti.
İşgalci İsrail’de 27 Ekim’de yapılması beklenen seçimler öncesinde siyasi dengeler yeniden şekilleniyor. İsrail medyasında yayımlanan son anketlerde eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un başkanlığındaki Yashar Partisi 25 milletvekiliyle ilk sırada yer alırken, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Likud Partisi 21 sandalyede kalıyor. Anketler, Netanyahu’nun siyasi gücünün gerilediğine işaret ederken, İsrail’de seçim sonrası kurulabilecek yeni hükümete ilişkin tartışmalar da hız kazanıyor.
NETANYAHU’NUN YERİNE EİSENKOT MU?
Eisenkot’un yükselişi, Netanyahu sonrasına ilişkin senaryoları gündeme taşıyor. Ancak Eisenkot’un Netanyahu’ya alternatif olarak öne çıkması, Filistin meselesinde köklü bir politika değişikliği yaşanacağı anlamına gelmiyor. 2015-2019 yılları arasında İsrail Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüten Eisenkot, daha sonra Netanyahu’nun savaş kabinesinde de görev aldı. Dolayısıyla Eisenkot, İsrail’in askerî ve siyasi sisteminin dışından gelen bir isim değil.
Bu nedenle İsrail’de tartışılan değişim, işgal politikasının sona ermesinden ziyade mevcut siyasetin yeni bir başbakan üzerinden sürdürülmesi ihtimalini gündeme getiriyor.
GAZZE’DE SADECE YÖNTEM Mİ DEĞİŞECEK?
Eisenkot’un Gazze konusunda Netanyahu’dan ayrıldığı noktalar bulunuyor. Eisenkot, Gazze’de yalnızca askerî operasyonlarla sonuç alınamayacağını söylerken, Hamas’ın yerine farklı bir yönetim kurulması ve bölgenin yeniden imar edilmesi gibi bir yaklaşım ortaya koyuyor. Ancak bu yaklaşım, İsrail’in Gazze üzerindeki baskısının sona ermesi anlamına gelmiyor. Dolayısıyla İsrail’de başbakan değişikliği yaşansa dahi Gazze’ye ilişkin temel yaklaşımın değişip değişmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Filistinliler açısından asıl mesele de burada ortaya çıkıyor.
Çünkü Gazze’nin ihtiyacı yalnızca saldırı yöntemlerinin değişmesi değil; işgalin sona ermesi, ablukanın kaldırılması ve Filistinlilerin kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olması.
YILMAZ: “NETANYAHU GİTSE DE İŞGAL POLİTİKASI SÜREBİLİR”
Konuya ilişkin gazetemize değerlendirmelerde bulunan GÜVENSAM Genel Koordinatörü Cihad İslam Yılmaz, Netanyahu’nun siyasi zemininin sarsılmasının Gazze açısından otomatik olarak bir değişim anlamına gelmeyeceğini belirtti. Yılmaz, Netanyahu’nun İsrail devletinin yıllardır büyüttüğü militarist ve işgalci anlayışın en görünür sonucu olduğunu ifade ederek, Netanyahu’nun gitmesinin bu devlet politikasının da sona ereceği anlamına gelmeyeceğine dikkat çekti. Yılmaz, İsrail’de seçim sonuçlarının Netanyahu’nun yenilgisini otomatik olarak Gazze için bir barış zaferine dönüştürmeyeceğini belirterek, seçim sistemindeki koalisyon yapısına da işaret etti. Netanyahu’nun oy kaybının önemli bölümünün Gazze’de yaşananlara yönelik bir tepki yerine 7 Ekim’deki güvenlik zaafı, savaşın yönetimi, Netanyahu’nun kişisel sorumluluğu ve İsrail toplumunun güvenlik kaygıları üzerinden şekillendiğini kaydeden Yılmaz, “Netanyahu’ya duyulan öfke ile Filistinlilerin uğradığı zulme duyulan öfke aynı şey değildir” değerlendirmesinde bulundu.
YILMAZ: “NETANYAHUİZM’İN ÇÖKMESİ BAŞKA, NETANYAHU’NUN GİTMESİ BAŞKA”
İsrail’de Netanyahu’nun sağındaki güçlerin Gazze konusunda geri adım atmadığını, aksine daha radikal bir çizgiye yöneldiğini belirten Yılmaz, Ben-Gvir ve hükümetteki diğer aşırı sağcı aktörlerin “gönüllü göç” söylemi üzerinden Gazze’deki Filistinlilerin kitlesel biçimde çıkarılmasını yeniden gündeme taşıdığını söyledi. Netanyahu’nun düşmesinin İsrail’deki savaş politikasını sona erdirmeyebileceğini ifade eden Yılmaz, bunun yalnızca “direksiyonun başka bir sürücüye geçmesi” anlamına gelebileceğini belirtti. Yılmaz, Netanyahu’nun siyasi kariyerinin çökmesi ile “Netanyahuizm”in çökmesinin birbirinden farklı olduğunu vurgulayarak, Netanyahu’nun seçim yenilgisinin sağın daha sert unsurlarının pazarlık gücünü artırdığı bir koalisyon sonucunu da doğurabileceğine dikkat çekti.
“GAZZE’DE SADECE FAİLİN YÜZÜ DEĞİŞMEMELİ “
Yılmaz, Gazze açısından meselenin Netanyahu’nun kişiliğinden çok daha büyük olduğunu belirterek, işgal, kuşatma, yerleşimcilik, zorla yerinden etme ve Filistinlilerin siyasal haklarının inkârı sona ermeden yalnızca başbakan değişikliğiyle tarihsel suçun sona ermesini beklemenin doğru olmayacağını kaydetti. Yılmaz, “Aksi halde 27 Ekim gecesi Netanyahu’nun siyasi cenazesi kaldırılırken Gazze’de hiçbir şey değişmeyebilir” ifadelerini kullandı.
FİLİSTİN DEVLETİNE DE KAPIYI KAPATIYOR
Eisenkot’un Filistin devletine yönelik yaklaşımı da Netanyahu’dan belirgin bir kopuş olmadığını gösteren başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Eisenkot, 7 Ekim sonrasında iki devletli çözümün mevcut şartlarda gerçekçi olmadığını dile getirirken, Filistin devletinin kurulmasına karşı çıkan açıklamalarda bulundu. Seçimleri kazanması halinde Filistin devletinin kurulmasına izin vermeyeceğine yönelik ifadeleri de İsrail siyasetinde tartışma konusu oldu. Bu yaklaşım, Eisenkot ile Netanyahu arasındaki ayrışmanın Filistin topraklarındaki işgal düzeninin varlığı noktasından ziyade, bu düzenin nasıl yönetileceği konusunda şekillendiğine işaret ediyor.
Dolayısıyla Netanyahu’nun yerine Eisenkot’un gelmesi, Filistin açısından otomatik olarak yeni bir dönemin başlayacağı anlamına gelmiyor.
GAZZE İÇİN ASIL SINAV İKTİDAR DEĞİŞİMİ DEĞİL
Bu nedenle İsrail’de sandıktan çıkacak sonuç kadar, yeni hükümetin Gazze ve Filistin konusunda nasıl bir politika izleyeceği de önem taşıyor. Netanyahu’nun yerine daha ılımlı bir görüntü veren bir ismin gelmesi, Gazze’deki saldırıların azalması veya İsrail’in diplomatik söylemini değiştirmesi ihtimal dahilinde olabilir. Ancak bunun işgalin sona ermesi anlamına gelip gelmeyeceği ayrı bir soru olarak duruyor. Filistinliler açısından mesele Netanyahu’nun gidip gitmemesinden ibaret değil.
Asıl mesele, Gazze’nin yeniden İsrail’in işgal politikalarının merkezinde tutulup tutulmayacağı, ablukanın devam edip etmeyeceği ve Filistin halkının kendi geleceğini belirleme hakkının tanınıp tanınmayacağı.



