Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından hesaplanan ve

açıklanan 2012 yılına ilişkin Ödemeler Dengesi rakamları cari açık rakamındaki

yüksek oranlı gerilemeye rağmen belirsizlik ve kırılganlığın azalmadığına

işaret ediyor. Altın hariç dış ticaret hacminde yaşanan daralma ve dış

finansman kalitesinin olumsuzlaşmaya devam etmesi bu sonuçta belirleyici

oluyor. Zaten para otoritesinin Türk Lirası’nın hem değerlenmesini hem de değer

kaybını önleme çabası, başarı şansını azaltan çok hedefli yaklaşımda ısrarlı

olması hareket yeteneğimizin önemli ölçüde daraldığını düşündürüyor ve

belirttiğimiz kırılgan  görünümü teyit

ediyor.

Anılan dönem için mal, hizmet ve gelir kalemlerine ilişkin

net akım sonucunu ifade eden cari açığımız 2012 yılında 48.8 milyar dolar

düzeyine gerilemiş. Net sermaye ve finans hesabında ise 44.8 milyar dolarlık

bir fazla sağlanmış ve  bunun 40.7 milyar

dolarlık yüzde 90’ına yakın bir kısmı pek güvenilir olmayan portföy

yatırımlarından sağlanmış. Net kayıt dışı hareket bakiyesi durumundaki net hata

ve noksan kalemi de 4 milyar dolar fazla vermiş. Başka bir deyişle sermaye ve

finans hesabı ile kayıt dışı girişler, oluşan cari açığı finanse etmiş, rezerv

kullanımı gerekmemiş. Ucu ucuna denklik sağlanmış. Şahsen bu tablonun

Türkiye’nin gerçek durumunu yansıttığına inanmıyorum. Dış ticaret açığının ve

net hata noksan girişlerinin görünenden daha büyük, net hizmet gelirlerinin ise

daha düşük olduğunu tahmin ediyorum. Kara para aklanıyor görüntüsünü vermemek

adına net hata ve noksan rakamının düşük bavul ticareti ve hizmet içindeki

turizm gelirlerinin olduğundan yüksek gösterildiğini düşünüyorum. Ayrıca gümrük

ve vergi mevzuatı nedeniyle genelde ihracatın daha yüksek ithalatın da daha

düşük gösterildiğini sanıyorum.

Normalde ödemeler dengesi verilerinin kambiyo yetkisine

sahip kurumların değişik istatistik kodları ile kesmiş olduğu döviz alım ve

satım raporlarının konsolide edilmesi ile hazırlanması gerekiyor. Bu durumda

hem kayıtdışılığın yüksekliğinden şikayet etmek hem de önümüze konulan cari

açık rakamının gerçeği yansıttığını iddia etmek tutarlı bir yaklaşım olamaz. Bu

aşamada sormak gerekiyor; yüzde 40’ı aştığı iddia edilen kaçak akaryakıt yanı

sıra alkol ve tütün girişleri açıklanan enflasyon rakamları içinde olabilir mi

Eğer söz konusu hacimler tabloda yer almıyor ise nasıl bedeli ödenmiş olabilir

Söz konusu değişkenler kaba tahminlerle hesaba katılması veya hiç dikkate

alınmıyor olması sonucu değiştirmiyor: Diğer ekonomik verilerimiz gibi cari

açık rakamı da bizim gerçeğimizi yansıtmıyor. Olumlu görünüm yaratmak adına

açıklananlar bile belirsizlik ve kırılganlığı azaltmıyor.

2013 yılı için öngörülen cari açık ile vadesi gelmiş dış

borç ödemeleri toplamı 200 milyar dolara yaklaşıyor. Kabaca dış ticaret

hacmimizin yüzde 55’ine toplam dış borçlarımızın ise yüzde 65’ine yakın bir dış

finansman ihtiyacı kabul edilebilir sınırların çok üzerinde bir büyüklüktür.

Küresel ölçekte veya bölgesel karışıklıklara rağmen portföy yatırımlarının yön

değiştirmesi durumunda bu ihtiyacın daha da artabileceği de malumdur ve toplam

döviz rezervleri güven verecek bir düzeyde olmaktan uzaktır. Bu akım sorununa

odaklanır iseniz kredi notumuzu yükseltmeyen kredi derecelendirme kurumlarına

neden çok kızdığımızı daha iyi anlayabilirsiniz. Yine sormak gerekiyor: Bu

büyük kırılganlığa izin vermiş olmak ekonomiyi iyi yönetmek midir Gaz-fren

tartışmaları ile bu açmazdan çıkmanın mümkün olamadığı da ortadadır.

Cari açığı daha da küçük göstermek için çalışmalar yapmak ve

uygulamak yukarıda özetlemeye çalıştığımız kırılganlıkları azaltmaz, dış

finansman ihtiyacının anormalliğini ortadan kaldırmaz ve böyle olduğu için

kredi derecelendirme kuruluşlarını ve onları yönlendirenleri etkilemez. Bu

kırılganlık Türkiye’nin kendi çıkarları için mücadele etme imkanını daraltıyor,

finansörlere karşı pazarlık şansını yok ediyor. Özetle söylemek gerekirse bu

aşırı bağımlılık bizi biz olmaktan uzaklaştırıp yozlaştırıyor, kendi insanımızı

masallarla oyalayıp uyutmaya itiyor...