Suriye nin Golan tepeleri dıştan boz tepeler gibi görünür, herkes oranın askeri stratejik öneminden bahseder, ama konuşulmayan tek şey, bu tepelerin içinin su dolu olduğudur. İsrail burayı 1967 den beri, yani tam 41 yıldır işgal altında tutmaktadır. Bu bölge tüm barış konuşmalarında konudur, ama sonuçta işgal devam etmekte ve İsrail daima buranın askeri stratejik konumunu vurgulamaktadır. Bu hafta, Birleşmiş Milletler Dünya Sanitasyon haftası sebebi ile yayınlanan Sanitasyon raporunda ve dünya su kaynakları hakkında verilen bilgilere göre, İsrail in %50 su ihtiyacının buradan, yani Suriye nin Golan Tepeleri nden karşılandığı ortaya çıkmıştır.

İsrail yine 1967 den beri Batı Şeria yı işgal altında tutmaktadır. Buraya Eski Ahit toprakları demekte, burayı, dini sebepler göstererek, Filistinliler ile paylaşmaktan imtina etmektedir. Filistin ve İsrail arasında çekişme konusu olan bu topraklarda, yine aynı BM raporlarından anlaşılacağı gibi büyük yeraltı su kaynakları bulunmaktadır. Buradan çıkan sular 3 koldan akmakta ve bunun 2 tanesini tamamen İsrail in yeni yerleşim merkezleri kullanmaktadır. Gazze ye gidenine de İsrail el koymuş bulunmaktadır.

Lübnan ile İsrail arasında sınıra yakın Litani nehri bulunur ve yaptıkları son savaşta, Israil Litani nehrine kadar güçlerini dayamaya çalışmış ama sonra geri çekmek zorunda kalmıştır. Su kaynakları en önemli çatışma ve kapışma konusu olmaya devam etmektedir.  

 Türkiye ile Suriye ve Irak arasından uzun yıllardan beri bir su protokolü ve paylaşım idaresi mevcuttur. Türkiye den çıkıp Mezopotamya yı sulayan nehirler çıkışından, akışına, denize varışına kadar her yönü ile korunarak kontrol edilmelidir. Hele küresel ısınmanın artık her yerde etkisini hissettirdiği böyle bir dönemde su kaynakları ve su miktarı hayati bir önem arz etmektedir.

Mısır, Sudan ve Etiyopya arasında paylaşılan Nil nehri bu ülkeler ve burada bugün  yaşayan toplam 167 milyon kişinin ihtiyaçlarını karşılamakta olup 2025 yılında 264 milyon kişinin ihtiyacına cevap verecektir.

Kıbrıs ın iki yanı da dışardan su getirmek için girişimlerde bulunmaktadır. Güney Kıbrıs, Yunanistan dan deniz altından boru hattı ile su getirmeyi veya şileplerle taşımayı düşünürken, KKTC de Türkiye den ya deniz altı boru hattı ile ya da balonlarla, Tarsus ve Side üzerinden su getirmek için çalışmalar yapmaktadır.

ABD ile Meksika arasındaki Rio Grand nehri daha şimdiden iki ülke arasında sıkıntı oluşturan çok önemli bir konu haline gelmiştir. Meksika nın ihtiyacı hızla artmakta ve bu nehre daha çok bağlanmaktadır. Halbuki bu nehrin sularını ABD kendi bahçelerini sulamak için kullanmaktadır. Yakın bir gelecekte durum kritik seviyeye ulaşacaktır.

Kısacası dünyanın birçok yerinde siyasete ve ilişkilere su karışmış durumdadır.

Küresel tehlikeye doğru:

Su ve yeryüzündeki gıda üretimi birbirine çok bağlı olaylardır. İnsanların beslenebilmesi için yetiştirilecek her kilogram buğday, arpa veya pirinç, inanılmayacak kadar çok suya ihtiyaç göstermektedir.(Her kilo buğday için 1000 litre su gerekmektedir.) Dolayısı ile su sadece doğrudan kullanımın yanı sıra gıda yetiştirmek için de çok önemli olan bir unsurdur. Hükümetlerin en önde gelen görevleri de halkına yetecek kadar su ve gıdanın bulunmasını ve bunların eşit ve adil dağılımını temin etmektir.

Birkaç örnek durumun vahametini anlatmaya yetecektir:

*Türkiye nin her yerinde genel olarak toprak altı sularının çekilme olgusu yaşanmakta olup toprak altı suları 2 ila 5 metre arasında daha derine çekilmiştir. Mesela Konya ovasında, son yıllarda sulama çok zorlaşmış ve sulama metodlarında değişiklik yapılarak, damla sulama metoduna geçilmiştir. Aynı şey, Sivas, Malatya, Trakya gibi her yer için geçerli olmaya başlamıştır.

* Kurak geçen yaz ve kış ayları, azalan kar yağışları (küresel ısınma) toprakların kurumasının yanı sıra toprakların tuzluluk oranlarının da artmasına sebep olmuştur. Bunlar da hasadı etkilemektedir. Daha az verim alınmaktadır.

* İran da yer altı su seviyesi 1990 dan sonra 8 metre daha derine çekilmiştir.

* Yemen de durum daha da vahim olup her yıl 12 metre daha aşağıya çekilmektedir. Bir yüksek plato üstünde kurulmuş olan başkent Sana da susuzluk büyüktür. Bazen 1 kilometrelik bir sondajda bile suya ulaşılamamaktadır. Sana nın başka yere taşınması düşünülmektedir.

* Ortadoğu ülkelerinin hepsinde durum bu mealdedir.

* Pakistan, Hindistan ve Afganistan da da durum ciddi boyutlara erişmiştir.

* Çin ve özellikle Kuzey Çin platosu yakında büyük kuraklıkla karşı karşıya kalmak üzeredir.

* Afrika bu konuda en sıkıntılı durumda olandır.

* Avusturalya ve Yeni Zelanda da yer altı sularının çekilmesi ve çölleşmenin artması devam etmektedir.

* ABD nin güney ve orta bölümlerinde kuraklık etkileri hissedilmeye başlamıştır.

Çareler ve tedbirler:

Dünyada yüzey sularının %70 i ziraat için, %20 si sanayi için, %10 u yaşam merkezleri için kullanılmaktadır.

İşin en korkutucu yönü de maalesef dünya şehirlerinin %95 inin pis atıkları, lağım sularını ve hastane atıklarını doğrudan doğruya, hiçbir arıtmaya tabii tutulmadan taze su nehirlerine boşaltmakta olmalarıdır. Bunların sebep olduğu hastalık ve ölümler korkutucu boyuttadır.

Diğer bir istatistiğe göre de 1900 lerin başından beri dünya nüfusunun ikiye katlanmış olmasına karşın, insanların su kullanımı tam 6 kat artmış bulunmaktadır.

Çare olarak hızla:

* Su ve gıda konusunda toplumları bilgilendirmek gerekmektedir.

* Suların dikkatle ve tasarrufla kullanılması öğretilmeli ve uygulanmalıdır.

* Su ve gıda israf edilmemelidir.

* Su ve gıda yetecek kadar bir nüfus, sağlıklı bir nüfus, kendine iş bularak, kendine bakabilecek bir nüfus, herşeyden mahrum bir kalabalıktan ibaret olan bir nüfusa tercih edilir.

*Devletin tarım politikaları dikkatle hazırlanmalıdır.

aa) Burada IMF gibi, Dünya Bankası veya Avrupa Birliği tarım tavsiyeleri gibi dış etkilerle hareket edileceğine, ülkenin gerçek ihtiyaçları göz önünde tutularak plan ve uzun vadeli programlar yapılmalıdır.

(Başta bulunan hükümetin tarım politikaları yalnış olup 5 yıl içinde Türkiye yi gıdada dışa bağımlı hale getirmiş bulunmaktadır.)

bb) Su politikaları BÜYÜK DİKKATLE hazırlanmalı ve Türkiye nin su ihtiyacı, toprak altı su seviyeleri, toprak tuzlanma hızı ve çölleşme durumları dikkatle incelenmelidir. Çöllenme aynı zamanda büyük oranda, ekilebilir, verimli toprak kaybına da sebep olmaktadır. Buna hızla çare ve çözüm bulunmalıdır. Hükümetin görevi budur, yoksa TMO nun elindeki gıda stoklarını ucuza satıp bazı şahısların bir sezon içinde milyoner olmasını sağlamak değildir. Yapılan her iş, atılan her adım DİKKATLE, İNCELENEREK VE AKILLICA ATILMALIDIR.

* Su ve su kaynakları ASLA özelleştirilmemelidir.

*Türkiye üstünde oynanmak istenen su oyunlarına ve tuzağına düşülmemelidir. AB daha şimdiden GAP sularına (22 baraj ve tüm sulama sistemleri dahil) göz dikmiş olup, bunların kontrolünü ele geçirmek için zemin ve formül oluşturmaktadır. Hatta, daha da ileri gidip, Dicle-Fırat sularından İsrail in yararlanmasını sağlayacak maddeleri daha şimdiden (2004 AB Türkiye İlerleme Raporundan beri) rapor ve tavsiyeleri içine yerleştirmiştir.

*Politika ve ekonominin tümüne su karışmıştır. Dikkatli, tedbirli ve hazırlıklı olmamız gerekmektedir.