Muhtıra ve daha sonraki gelişmeler ister istemez "Siyasete yeni şekil, yeni bir yol haritası mı çiziliyor " sorusunu akla getirmişti. Sonra ortalık birden bire duruluverdi.. Sanki bütün sorun Meclisin Abdullah Gülü Cumhurbaşkanı seçmesiymiş de bu mesele ortadan kalkınca da  istenen düzenleme gerçekleşmiş ve siyaset de normal seyrine dönmüş gibi bir hava oluştu. Seçim kararının alınması, ardından partilere aday adaylarının müracaatı, bu arada bir takım kimselerin ömürleri boyunca savundukları fikirleri  adeta bir kenara iterek, hep mücadele edip geldikleri bir siyasi düşünce ve partinin listelerinden seçime girmek istediklerine dair haberler gazetelere yansımaya başladı. Bir yandan bu tür haberler kamplaşmanın engellenmesi yönünde atılmış adımlar gibi takdim edilirken Cumhuriyet mitingleri ile gövde gösterisine devam edildi. Hatta, siyaseti yeniden dizayn etmek isteyenlere adeta bu mitingler sivil taban oluşturma yönünde atılmış adımlar gibi görünmeye başlandı.

Bütün bu gelişmeler karşısında insan ister istemez "Siyaset normal  mecraına döndü mü " diye sormadan edemiyor.

Söz gelimi ilan edilen tarihde yani 22 Temmuzda seçimler yapılabilecek mi Yoksa bir takım Anayasal ve yasal engeller mi gündeme gelecek

Bu soruları durduğumuz yerde rahat battığı için dillendiriyor değilim elbette. Tüm dilek ve isteğimiz seçimlerin ilan edilen zamanda yapılması, siyasetin yeniden dizayn çalışmalarının son bulmasıdır.

Bazıları sözün arasında hemen soruyu yapıştırıyorlar: Seçimler zamanında yapılacak mı "

Bizde "Elbette yapılacak" karşılığını veriyor, yapılmaması için bir sebep görmediğimizi dile getiriyoruz. Ancak, bu soruyu soranların sayısı artınca hatta yakın dost çevremizden bazılarının da aynı soruyu sorması karşısında ister istemez biz de şüpheye düşüyoruz. Kafamız karışıyor. Bu arada partiler arasında birleşme çabaları, bir takım temaslar, hiç hesapta olmayan görüşmeler ve transferler insana seçimlere normal seyri içinde gidilmediği, bir takım telkinlerle bazı çabaların gündeme geldiği izlenimi veriyor. Böyle olunca da şu günlerde siyaset sahnesinde ortaya çıkabilecek her türlü gelişme sürpriz olmayacaktır. Çünkü, o partiden öbürüne koşan insanları, ille de bir partinin listesinde yer alabilme çabaları sadece birilerinin milletvekili olma arzusu ile izah edilebilir mi Edilecek olursa ortaya omurgasızlar topluluğu çıkmış olmaz mı Şahsen ben böyle bir değerlendirmenin gerçekleşmemesini diliyorum. Kimseyi omurgasızlıkla suçlamak istemiyorum. Ama duyduklarım ister istemez bu omurgasız nitelendirmesini de akla getiriyor.

Aslında omurgasızlık nedir Kimlere omurgasız demek gerekir Elbette bu soruların kişiden kişiye değişen tarifi olabilir. Ancak, tek ölçüsü çıkar olan, bunun için hiçbir değer yargısını ciddiye almayan, yıllarca savunduklarını bir anda unutuveren, unutmakla da kalmayıp aksini savunur hale gelenlere omurgasız demek sanıyorum yanlış olmaz. Çünkü, maddenin putlaştırılması öylesine yaygınlaştı ki artık insanların büyük bir bölümü maddeye öncelik veriyor. Mana ise maddeye ulaşmada araç gibi görünüyor. Birilerinin "Din bile bir araçtır" sözleri sanıyorum bizim bu değerlendirmemizi doğrular niteliktedir. Dini hayatın anlamı, gayesi olmaktan çıkartır araç haline getirirseniz o düşünce içinde manayı aramanın fazlaca bir anlamı olamaz sanıyorum.

Bütün bu gelişmeler karşısında zaman zaman üzüntüye kapılıyorum. Bu üzüntü ve sıkıntı sebebiyle bugün bilgisayarımın başında uzun süre düşündüm. Yazmakta zorlandım. Duyduğum bazı haberler, bazı isimlerin sergilediği omurgasızlık karşısında insan ister istemez, "Omurgasızlığın da bir omurgası olması gerekir" diye düşünmeden edemiyor. Bu bakımdan diyorum ki, bugün nerede durduğumuz, ne söylediğimizden çok yarın nerede duracağımız ve ne söyleyeceğimiz çok daha önem kazanıyor.