Yerel seçimler sürecinde kaleme aldığımız Şehirlere
Sahip Çıkmak başlıklı yazımızda, her insanın yaşadığı şehri sahiplenmesi,
tarihsel mirasını kuşanarak gelecek kuşaklara aktarma yönünde bir misyonu
bulunduğunu ifade etmiştik. Her şehrin kendisine has değerleri, tarihi
eserleri, bu eserlerin şehre kattığı ve yüzyıllardır bir çırpıda hafızalara
kazınan siluetleri vardır. Örneğin, İstanbul un tarihi silueti denilince akla
Ayasofya, Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii, Süleymaniye Camii ni kuşatan
tarihi yarımadanın, insanın zihninde mistik etkiler bırakan muhteşem manzarası
gelir. Vapurla hangi yakadan giderseniz gidin, bu muhteşem görüntü sizleri
ecdadımız Osmanlı nın şanlı tarih koridorlarına çeker ve ruhunuza dek işleyen
bir forma büründürür. Ama ne yazık ki, kapitalizmin esiri olmuş yerel zihniyet,
geçtiğimiz dönemde bu tarih yelpazesine bir bıçak gibi saplanan
Zeytinburnu ndaki beton bloklara izin verdi. Bu muhteşem görüntünün rezil
olmasına Başbakan Tayyip Erdoğan, Sahibiyle konuştum. Tıraşlayın dedim. Ama
hiç bir şey yapmadılar. Bu yüzden çok kırıldım. 5 yıldır konuşmuyorum
sözleriyle, küstüm edebiyatıyla yaklaştı. Kendisi de İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı ndan Başbakanlık makamına gelen Tayyip Erdoğan ın,
Elimizden hiçbir şey gelmiyor şeklinde yorumlanabilecek bu tavrı, gerçekten
ürkütücü bir devlet geleneğini ortaya koyuyordu. Tarihi yarımadayı gölgeleyen,
baskılayan bu yapılarla ilgili geçtiğimiz dönemlerde yeniden tıraşlama kararı
çıktı, ama şu ana kadar uygulanan hiçbir şey yok. Bizim sinirlerimizi bozan
ise, birkaç gün önce yine gazetelerde yer alan bir haber
Mahkeme tarafından yıkımına karar verilen 16:9
kulelerinin bulunduğu sahile 67 metre yüksekliğinde (22 kat) 10 adet yüksek
bina daha geliyormuş. Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Genel Sekreteri Ali
Hacıalioğlu, Bu tartışmalardan adeta hiç ders çıkarmamış gibi çok yakınında
yeni imar kararlarının da bu şekilde verilmesi samimiyetsizliği gösteriyor
diyor. Tarihi yarımadaya yakınlığı nedeniyle 16:9 projesinin siluete daha fazla
etki yaptığını belirten Hacıalioğlu, Sultanahmet Camii ne olan izdüşümü 16:9
kadar olmayabilir. Ancak farklı bir açıdan baktığınızda aynı olumsuz etkiyi
gösterecektir. Bazı açılardan algılanamayabilir ancak bazı açılardan çok ciddi
şekilde siluet dengesini bozacak bir görünümü olacaktır şeklinde konuşuyor.
Şehirleri sevmek kavramı ile kastettiğimiz işte bu
Seçimler döneminde, tarihi silueti bozan, İstanbul un kalbine bir hançer gibi
saplanan bu yapıların ortadan kaldırılması, yok edilmesi, tıraşlanması, hatta
yıkılmasıyla ilgili mevcut yerel yönetimin üzerinde büyük bir görev
bulunduğunu, eğer bu rezillik durdurulmazsa, bu vebali kaldıramayacaklarını
söylemiştik.
Anlaşılan o ki, İstanbulluların yeniden görev başına
getirdikleri Kadir Topbaş ve onun imarla ilgili birimleri, Nasıl olsa halk
bize istediğimiz yerde istediğimiz şeyi yapmaya izin verdi. Kimse de şehri
hançerlememize ses çıkarmıyor. Biz bildiğimizi okuruz şeklinde bir hava
içindeler.
Açıkça söylüyoruz, bu manzaranın, ortaya çıkan bu
tablonun birinci derecedeki sorumlusu Büyükşehir Belediyesi, ikinci derecede
ise bu belediyeye onay veren, ecdadının bıraktığı o muhteşem mirasa sahip
çıkmak adına parmağını bile kıpırdatmayan halkımızındır.
Bu şehir hepimizin Bu sokaklarda, caddelerde hep beraber
geziyoruz Bu şehrin güzelliklerini, tarihsel mirasını biz kullanıyoruz. Bir
Aztek atasözünde denildiği gibi, Biz bu dünyayı babalarımızdan miras almadık,
çocuklarımızdan ödünç aldık Hepimizin görevi, bu şehri bize bırakan
atalarımızdan aldığımız gibi, çocuklarımıza, torunlarımıza devretmektir.
Bu vebali kaldıramayacak olanların, bu şehri sevmeye
hakkı yoktur!