SEÇİMLERİN ardından bir hükümet kurulamayışının sorumlusu kim ya da kimler sorusuna herkes kendine göre bir cevap verecektir. Bir diğer ifadeyle siyasi mensubiyetine göre rakip parti ya da partileri suçlayacaktır. Tüm gelişmeler milletin gözü önünde olduğuna göre 1 Kasım seçimlerinde seçmen oyunu kullanırken hangi partileri dikkate almadığına da karar verecek ve oyunu ona göre kullanacak. Çünkü gelinen noktada seçim güvenliği sorununun bulunduğu bir durumda erken seçim yapılacaktır. Bahçeli bu durumu, “Namlunun ucunda seçim yapılacak” sözleri ile değerlendiriyor ve bu durumun sakıncalı olduğuna dikkat çekiyor. Bir erken seçimin gündeme gelmesinden de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sorumlu tutuyor. MHP olarak bir hükümetin kurulması için ellerinden geleni yaptıklarını ancak, Cumhurbaşkanı’nın iktidarı paylaşmamak amacıyla bir kez daha seçim istediğini söylüyor. Bu arada, Bahçeli koalisyondan da kaçmadıklarını ileri sürüyor ki, bu yaklaşımın fazla bir inandırıcılığı yok. Çünkü Bahçeli bir AK Parti-MHP koalisyonu oluşturmak için değil, AK Parti-CHP koalisyon hükümeti oluşması için çabaladı. Bahçeli niçin AK Parti-CHP hükümetinin oluşmasını istiyordu Bu sorunun cevabı artık çok önemli değil. Daha işin başında AK Parti-MHP koalisyonunun önünü kesince geriye tek alternatif kaldı. Bu alternatif de gerçekleşmeyince Anayasa gereği gündeme zorunlu olarak erken seçim geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bahçeli’nin dediği gibi gerçekten iktidarı paylaşmamak amacıyla erken seçimi gündeme getirmiş bile olsa, bu noktaya gelinmesinde MHP ve CHP’nin payı olmadığını söylemek millet nazarında ne kadar inandırıcı olur onu da seçimlerde göreceğiz. Tüm bunların yanında Bahçeli’nin 1 Kasım seçimlerinde güvenlik sorunu yaşanacağı değerlendirmesine katılmamak mümkün değil. Çünkü 7 Haziran seçimleri bugüne göre çok daha sakin bir ortamda gerçekleşmiş olmasına rağmen bazı yerleşim birimlerinde HDP’ye silme oy çıkması genellikle terör örgütünün baskısı ile izah edildi. Hatta bugüne kadar net olarak bir açıklama yapılmamış olmasına rağmen yalanlama da gelmedi. Bu bakımdan böylesine seçim güvenliği sorunu bulunan bir ortamda erken seçimin gündeme gelmesi/getirilmesinde payı olan tüm siyasi partilerin payına sorumluluk düşmektedir.

Gerektiğinde üzerlerine düşeni yapmayan siyasi liderlerin bugün muhtemel tehlikelere dikkat çekmeleri sanıyorum onların sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bahçeli’nin, “Namlunun ucunda seçim yapılacak” uyarısı ile aynı gün medyada yer alan Kandil’den HDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın, “PKK’nın koşulsuz ateşkes çağrısı”na Duran Kalkan’ın, “HDP neyi başardı da ateşkes çağrısı yapıyor” cevabının gelmiş olması dikkat çekiciydi. Bir yandan seçim güvenliğinin tehlikede olduğu dile getirilirken öbür yandan aynı gün Kandil’den HDP’nin ateşkes çağrısına verilen cevap dikkat çekicidir ve önümüzdeki günlerde muhtemel gelişmelerin ipucunu vermektedir.

Bu bakımdan en azından terörün önlenmesi için MHP ile AK Parti bir koalisyon hükümeti kurabilir, ülke böylesine sıkıntılı bir dönemde erken seçime gitmek zorunda kalmayabilirdi. Ne var ki cumhurbaşkanını halkın seçmesi ile ilgili anayasa değişikliği yüzde 58 oy ile kabul edilmiş, ardından da seçmen yüzde 52 oy ile Cumhurbaşkanı’nı seçmiştir. Hem de CHP ve MHP’nin ortak aday çıkartmalarına karşılık. Kısacası, belli ki, bazıları seçmenin kendilerine verdiği oyları makbul ama başkalarına verdiği oyları makbul saymıyorlar. O zaman seçimlerin ne anlamı kalıyor Yoksa bazı siyasiler hâlâ darbe dönemlerinin beklentisi içindeler mi Böyle ise yazık ki çok yazık.