Çağımız dünyasında insanlık tarım dönemi nden sanayi dönemi ne geçmektedir. Artık özellikle üretim ve tüketim açısından yeni bir dönem ve bunun sonucunda yeni bir durum sözkonusudur. Bilindiği üzere, her yeni durum da yeni sorunlar demektir.

Sanayi dönemi demek, halkın kendi ürettiğini kendisinin tüketmemesi demektir.

Halk işbölümü içinde bir malı üretir ve onu satar ve bunun karşılığında ihtiyacı olan malları alır. İşte çağımızdaki uygarlaşma da budur. Ancak bu değişim ve uygarlaşmanın bir bedeli vardır. İnsanlık olarak bu bedeli ödüyoruz.

Sanayi döneminin çok ağır sorunları vardır.

 Sanayi döneminde insanlar iş bulamamaktadır. Kimin ne iş yapacağı belli değildir. İnsanlar devamlı iş bulamama veya varolan işlerini kaybetme tehlikesi içindedirler. İstihdam ve işsizlik kavramları ile tanımlanan sanayi döneminin bu sorunu bugüne kadar çözülememiştir.

 Sanayi döneminde ürünler pazarlanamamaktadır. Bu dönemde iş bulunsa ve bir üretim yapılsa bile; bu sefer başka bir sorun ortaya çıkmakta, üretilen ürünler pazarlanamamakta ve ihtiyaç sahiplerine ulaşamamaktadır. Bir başka önemli sorun olarak da halkın elinde satın alma gücü olmadığı için üretilen ürünleri alamamaktadır. Böylece sadece ürünü tüketecek olanlar değil, ayrıca üretici de aç kalmaktadır.

 Sanayi döneminde dengeli ve planlı üretim yapılamamaktadır. Bazı mallar fazla üretilip çürümekte, bazı mallar ise bulunamamaktadır.

 Sanayi döneminde dengeli ve adil bölüşüm ve paylaşım olmamaktadır. Kimileri paralarını nerede harcayacaklarını bilemeyecek kadar zengindir, bazıları da açlıktan kıvranmaktadır. Nüfus yoğunluğu da tersine gelişmekte, refah topluluklarında nüfus azalmakta, kriz toplumlarında ise nüfus artmaktadır.

Tekel sermaye ,devletleri ve insanlığı sömürmektedir.

Devletler illeri sömürmekte, iller bucakları sömürmektedir.

Bir taraftan sorunlar, diğer taraftan sömürü sürüp gitmektedir

Ne kapitalizm, ne de sosyalizm bu sorunlara çare bulamamıştır.

Ülkelerin anayasalarında liberal ve sosyal devlet ilkeleri getirilmiştir. Bunları yazmak kolaydır ama yapmak zordur. Bunların mekanizmaları bulunamamaktadır.

Sömürü sermayesi mutlak tekelini oluşturup dünyayı tek sermaye devleti hâline getirmektedir. Sanayi dönemine girildiğinden beri yani senelerdir bu yapılmaktadır.

Dış sermaye gelsin, dış sermaye gelsin! diye bağırıp durmaktayız.

Oysa;

 Dış sermaye demek, istediği zaman kriz çıkaran sermaye demektir.

 Dış sermaye demek, iç sermayenin ölmesi demektir.

 Dış sermaye demek, sömürü ve soygun demektir.

 Dış sermaye demek, halkın sefaleti demektir.

Hülâsa;

 Dış sermaye demek; sonunda Osmanlılarda olduğu gibi devletin yıkılması demektir.

Bugüne kadar ilgili ilgisiz herkes dış sermaye istiyordu.

Şimdi oluşan ekonomik durum, kaos ve zaman zaman gerçekleşen dalgalanmalar veya krizler acıtmaya başlamış olmalı ki, Odalar Birliği (TOBB) tehlike çanları çalmaya başlamıştır diye bağırmaya ve feryat etmeye başlamış!..

Sabahlar hayrolsun!

Biz altmışlardan beri size işte bunu anlatmaya çalışıyor ve söylüyorduk.

Durun bakalım, daha ne oldu ki !.

Acımasızca saldırdınız ama faizsiz çalışan Anadolu holdingleri ölmedi. İflas edeni yoktur. Hepsi bütün engellemelere rağmen yaşıyorlar.

Siz faizciler ise bir gecede yok olacakmış gibi görünüyorsunuz.

Bugün sorunlardan bahsettik, yarın çözümler üzerinde duralım, inşaallah