Sanat ve sanatçılık zor kavramlar Sanatçı, bir yönüyle

toplumun önünde yürüyen, topluma ışık olan, aydınlatan ve gerçekleri

kavramasında kurduğu dille öncülük eden bir yapıyı sergiler. Sanatçı, toplumdan

kopuk yaşayamaz Fildişi kulelerinde, kendi kurduğu yalan dünyalarında hülyalar

ve hayaller içinde olamaz. Toplumdan beslenir, topluma kazandırır Fakat,

özellikle son dönemde karşımıza farklı bir sanatçı profili çıkarıldı. Özel

televizyonların hayatımıza girdiği günden bu yana, dizilerle, yarışmalarla,

programlarla kesinlikle toplumun genetik kodlarını anlatmayan, toplumun

gerçekliğinde yaşamayan, sosyal ve kültürel hiçbir norma oturtamayacağımız bu

sanatçı profili, bizim zihinlerimizde bambaşka bir sanatçı algısı oluşmasına

yol açtı.

Önceki gün bir televizyon kanalında Keşke Olmasaydı adlı

bir belgesel seyrettim. Belgeselde, geçtiğimiz senelerde vefat eden, Bozkır ın

tezenesi, Türk Halk Müziği nin özgün ve özgür sesi Neşet Ertaş ın hayatı

anlatılıyordu. Ertaş ın beslendiği kaynakları anlatan isimlerden Türk Halk

Müziği Sanatçısı Bayram Bilge Tokel, gerçekten ilginç ve hayret uyandıran bir

tespit yaptı. Dedi ki, Neşet Ertaş, belki de hayatında hiç kitap okumamıştır.

Ama onun beslendiği kaynaklar, bu toprağın sesi olmasının özel değerleriydi.

Yunus Emre yi bilmezdi, Mevlana yı bilmezdi, ama, kitabi olarak bilmezdi.

Onların bu ülke insanının ruh köklerine verdiği değerleri bizzat yaşardı ve

yaşatmaya çalışırdı

Hayatında bir kitap bile okumamış bir ozan Ama, onun

gönlünden akan pınarlar ve nehirler, bu ülke insanının ruh iklimine en özgün

eserleri kazandırmasını sağlıyordu. Bedri Rahmi Eyüboğlu ne diyordu, Ben

şairim, zifiri kazanlıkta gelse şiirin hasını ayak sesinden tanırım, ne zaman

bir köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım

Maalesef ozanlık geleneği kalmadı Köy odalarında

birbirleriyle atışan, lebdeğmez yapan, söyledikleriyle tarihsel mirasımız olan

kültür harmanlarımızı bugünden geleceğe taşıyan, köprü yapan aşıklarımız

kalmadı. Artık suni ve yapay sözlerle bizleri avutmaya çalışan, aldıkları

paralarla beş yıldızlı tatillerden beri gelmeyen, bir eli yağda bir eli balda

sanatçı tipleri türedi. Seslerindeki tınılar gerçekliğimizi yansıtmadığı için,

içimize işleyen hiçbir şeyleri kalmadı. Yüreklerimizdeki tellere dokunan

eserler, kulaklarımızın pasını silen türküler, şarkılar yok oldu.

Yüzbinlerce lira ödül verilen O Ses Türkiye yarışması

yapılıyor, bir tane orijinal ses yok, güzellik yok, her birisi birbirinin

kopyası olan yarışmacılar, programın yapımcısına trilyonları kazandırmak için

figüranları oynamaktan başka bir iş yapmıyorlar.

Her devre damga vuran, kuşaklar arası geçiş sağlamış,

Neşet Usta nın Gönül Dağı gibi bir eseri yapabilecek kapasitede, böyle bir

duygu ve ezgi harmanını ortaya koyabilecek nitelikte ve vasıfta birisi var mı

acaba

Ya da şöyle soralım: Son dönemde, kuşaklar arası geçiş

yapabilecek nitelikte şarkılar üreten, ruh kökümüze dokunabilecek, bu ülkenin

gerçekliğinden beslenen bir sanatçı hatırlıyor musunuz Bir şarkı hatırlıyor musunuz

Sayalım bakalım desek, kaç tane böyle özgün ve özgür eser sayabilirsiniz

Teknolojik gelişimle paralel olarak, artık ozanlarımız

birer birer yok olurken, renkli dünyanın bizlere Sanatçı diye yutturmaya

çalıştığı tiplere mahkum, zavallı bir nesil haline getiriliyoruz.

Sesimiz kısılıyor, müziğimiz kesiliyor