Feraset, basiret, dirayet… Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızın, siyaset tasavvuruyla ilgili muhteşem konuşmalarında sürekli zikrettiği kavramlardı bunlar. Uyanık olmak, “Müslüman bir delikten iki kez ısırılmaz” Peygamberi düsturuna ram olabilmek. Çok acılar çekti Türkiye’de Müslümanlar. Önümüze dayatılan ve temcit pilavı gibi sürekli gündemde tutularak peşi sıra gitmemizi istedikleri siyasi aktörler tarafından umutları sömürüldü, siyasi tercihleri törpülendi, algıları değiştirildi. Hâlâ değiştirilmeye devam ediliyor. “Alternatifsiziz” masalıyla ortaya koydukları reçetelerin ülkemiz insanının hiçbir derdine merhem olamayacağını açıkça görmüş olmamıza rağmen, yine de aynı teranelerle zırvalarına devam ediyorlar. Tüm değerlerimiz iflas ediyor… Tüm iyilikler, güzellikler, hakkaniyetler yok oluyor. Adalet kavramının içi boşaltılıyor. “Bizimkiler çalışıyorlar, bizimkiler her şeyi yapabilirler” şeklinde olan bitene meşruiyet sağlamaya çalışan bir algı, bir şal gibi hazin gerçeklerin üstüne örtülüp zihinlere pompalanıyor. Kapkara çamurlara bulananlar, milletin yüce vicdanında aklanmıyor, hesap vermiyor, adalet önüne çıkarılmaktan tırım tırım kaçırılıyorlar.  Özünde muhalefet olması gereken, varoluş misyonu muhalefet olan medya ise tamamen yandaş ve paydaş bir pozisyona sokulmak için çabalanıyor.

Belki ağır eleştiriler yapmış olabilir, hoşunuza gitmeyebilir ama muhalif olduğu için basının bir bölümü susturulmaya, yok edilmeye, kaynakları kurutulmaya çalışılıyor.

Demokrasinin özü, “Senin söylediğin hiçbir şeye katılmıyorum. Ama bunları savunabilmeni ise yürekten destekliyorum” özlü sözünde gizlidir. Medeni, kültürel, sosyal, ekonomik terakki, fikirlerin çatışmasıyla mümkündür. Zira fikirlerin çatışmasından hakikat güneşi doğar. Efkâr-ı umumiye, şimdi oldu efkâr-ı yandaşiye… Böyle bir saçmalık var mı İslam fıkhının da temelini teşkil eden, istişare tamamen yok edilmiş durumda. Tek elden gelen emirler, tek merkezden gelen yönlendirmeler, aynı şeyi seslendiren fikir ve kalem erbapları.

Siyasi otoriteye ayar vermeye çalışan, siyasete kendi rengini veren, siyaseti dizayn etmeye kalkışan medya anlayışını da tasvip etmiyoruz elbette. Ki, bunun en ağır bedelini 28 Şubat Postmodern Darbe sürecinde yaşadık. Kendisi gibi olmayan, düşünmeyen iktidarı alaşağı edebilmek için 5’li çetenin, medyanın, yargının, militarizmle kol kola girip Cumhuriyet tarihinin en başarılı hükümeti Refah-Yol’a nasıl zulmettiğine şahit olduk.

Hiçbir dönemde demokrasiye sahip çıkmayan iri tirajlı medya, şimdi kendisine zulmeden iktidar düzleminde “demokrasi, basın özgürlüğü” teraneleriyle ortalığı velveleye vermeye çalışıyor. Her yer bir kaos ortamına dönmüş durumda… Çok keskin bir şekilde geçmiş dönemde insanların tercihleriyle oynayanlar, arzuladıkları at koşturma ortamını bulamadıkları için kendi uydurdukları bir basın özgürlüğünün altını doldurmaya çalışıyorlar. Öbür yanda ise bu anlayışı tamamen paydaş ve yandaş bir anlayışla silmeye, refüze etmeye çalışan, kendilerinden başkasının tefekkür anlayışını kabul etmeyen bir medya profili hâkim durumda.

Biz, kılıcın keskin iki tarafı olduğunu biliyor ve iki anlayışın da yanlış olduğunu düşünüyoruz. Siyasete ayar vermeye çalışan sabıkalı ve demokrasi özürlü medya anlayışını da, basını kendi otoritesinin sesi haline getirmeye çalışan adaletsiz siyasi anlayışı da kabul etmiyoruz… Madem demokratsınız, fanatizm boyutuna evrilen bu siyaset kurgusunu siz durduracaksınız. Sabıkalı medya da, önce aynaya bakıp, geçmiş günahlarıyla yüzleşip, daha sonra demokrasi güzellemeleri yapmaya devam edecek.

İki yanlış bir doğru etmez!