Ramazan orucunu evimizde veya işi yerimizde "tuttuğumuzu" sanıyoruz. Oysa ramazan yürüyor, geziyor, dolaşıyor... Bu yüzden olsa gerek ki bazen bir çadırda, bazan bir barakada rastlıyoruz ramazana...
Gitmediği, gezmediği, görmediği yer yok sanki... Alıcı bir gözle, nereye baksanız orada görürsünüz ramazanı Ramazan ne kendini "tutmak" isteyenlerin isteklerine ne de "tutmak istemeyenler"in bîgâneliklerine râm olmuştur. Ramazan özgürdür, ramazan her şeyden âzâdedir
Ramazan bir sevdadır, aşka gelmiş ve sevgi seline dönüşmüş; köy köy, kasaba kasaba, sokak sokak, şehir şehir koşuyor, coşuyor, coşturuyor, hiçbir mekâna sığmıyor. O gönüllere girmiş, ramazanlı gönüller cisimleşmiş; ramazan, cismi ateşlemiş, cisim yanıp tutuşuyor. Ramazan koşuyor, koşturuyor, arıyor, aratıyor; bunun bir yansıması olarak dereleri tepeleri aşıyor cisimleşmiş gönüller
Ramazan ı gördüm Ramazan ı İstanbul da, ramazanı Sultanahmet te, Beyazıt ta, Emimönü nde, Eyüp te, Vezneciler de, Fatih te, Beşiktaş ta, Boğaz da, Boğaz Köprüsü nde, Altunizade de, Göztepe de, Maltepe de, Süleymaniye de, Saraçhane de, hatta Süleymaniye nin, Beyazıt ın ara sokaklarda gördüm.
Ramazan ı yürürken gördüm, dururken gördüm. Bazen bir otobüste, bazen bir minibüste, bazen bir otomobilde... Ramazan ı İstanbul sokaklarında madde ile mananın karıştığı bir coşku, heyecan ve sıcaklıkta gördüm. Çevresine öylesine sıcak bakıyordu ki, kadim bir dost gibi, her an sarılacak bir sevgili gibi Özlemini çektiğiniz bir anne gibi
Bütün bu gezmelere, yürümelere, dolaşmalara rağmen ramazan yemiyordu, içmiyordu, insanı hep meşgul eden, hatta başka bir şey düşündürmeyen yemeden, içmeden âzâde idi, ramazan hiç de yorulmuyordu. Yemeyince, içmeyince bu kadar mı güzelleşilir Rabbim
Belki yeri değil ama anmadan geçemeyeceğim. Bir hoca efendi vardı, onun tarikatının temel felsefesi "yemek"ti. Hoca efendi müritlerine hep "yiyin!", "yiyin!" derdi. Onlar da öylesine bir aşkla yerlerdi ki, "yemek" bir ritüele dönüşür, müritler yemek yerken kendilerinden geçerlerdi. Çok yemek yüzünden bu insanların boyları ile enleri sanki birbirine denkti. "Yeme ekolü"ne mensup bu insanların birbirine "iştah"la baktığını görürdüm: "Kim bir ibadet aşkıyla ziyafet verecek" diye bekleşirlerdi Daha sonraları bu "yiyin, yiyin tarikatı"na mensup insanların bir kısmının ritüelleşen "yeme"nin zararlarını görüp bu tarikattan ayrıldıklarını da duydum.
Biz ramazanı izlemeye devam edelim. Bir pazar günü fırsatını bulmuşken düştüm ramazanın peşine O nereye ben oraya... Peşinden koşa koşa yoruldum desem yeridir. Ancak ramazan sayesinde gönlümün aradıklarını buldukça, gördükçe mutlu oluyordum, içim içime sığmıyordu. Artık "görünen ramazan" sayesinde göremediklerimi de görüyordum. Böylece göremediklerimin peşine düşüyordum.
Ramazan "yemeyen, içmeyen insan"ın gönül gözünü açıyor. "Nefsin istekleri"nin yerini "gönlün istekleri" alıyor. Gönül de insanı havalandırıyor, uçuruyor. Ayağınıza takılan her türlü engelden âzâde bir vaziyette farklı iklimlere doğru yol alıyorsunuz.
Ramazan yemeyi değil yedirmeyi, içmeyi değil içirmeyi, almayı değil vermeyi seviyor ve bunları eylemleştiriyor. Ramazan, "tutan"ı değil de, "ramazanın halleriyle hallenenler"i seviyor. Çünkü böyle bir hal insanı ramazanlaştırıyor; insan güzelleşiyor. Ramazanı tutmayın, ramazanları tutmayın, çünkü ramazan özgürlüğü seviyor, "tutma"yı değil Ramazan her yere gitmeli, her yer ramazanın bolluğunu, bereketini, sıcaklığını hasılı güzelliğini tatmalı, görmeli, yaşamalı Siz ramazanın peşine takılın yeter Hayatınızı yaşarsınız.
Ramazanın gözünde sevgiyi gördüm, ramazanın türlü türlü hallerinde sevgiyi, imanı, dostluğu yaşadım.
Kızım sen çok yaşa Senin sınavın sayende bu duyguları ve güzellikleri yaşadım. Ramazanı bu şekilde görmeme vesile oldun. Rabbim her türlü sınavda başarı ve güzellikler versin sana. Hayırlı evlât olmak kolay mı
"Çok gezen mi bilir çok okuyan mı " esprisindeki "gezme"nin ne kadar büyük bir nimet olduğunu ramazanın peşine takılınca anladım. Ramazanınız mübarek olsun.