Ramazan ayından sonra, maalesef insanlar, yine eski hayatlarına dönüyorlar, bu ayı vesile kılarak başladıkları çoğu güzel huyları bırakacak, yine Ramazan ayı öncesine dönecekler. Bu temenni edilen bir durum değil tabii. Ama önceki yıllardan gördüğümüz fotoğraf hep bu oldu. Bir nevi Ramazan Müslümanlığı peydah oldu. Ramazan ayında dine sıkı sıkı sarılan, ALLAH ı hatırlayan, kısacası ibadetle yoğunlaştırılmış bir ay geçiren fakat bu ay bittikten sonra sanki sorumlulukları bitmiş gibi yanlışlarına yeniden başlayan bir anlayıştan beslenen bir Müslümanlık. Şunu tesbit edelim: Tabii ki bu ay, arındıran, temizleyen, günahları affettiren bir ay; insanı anasından yeni doğmuş gibi paklayan. Ve yine tabii ki teravih gibi, oruç gibi, mukabele gibi bu aya mahsus ibadetler de var. Bu doğru. Fakat yanlış olan şu: Bu ay mübarektir diye bu aya mahsus ibadet etmek, ibadetleri kulluğu bu aya hasretmek, hapsetmek. Onun mübarek olması, diğer ayların mübarek olmadığı anlamına gelmez ve bu yanlış varsayımdan yola çıkarak bu ayda ibadete yoğunlaşmamız diğer aylarda günaha girmemize cevaz vermemeli, vermez. Dolayısıyla Ramazan ayı sonrası da aynı dikkat ve heyecanla, aynı korku ve ürpertiyle ALLAH a ve İslam a sarılmalı ve bir dönemlik Müslüman olmaktan kaçınmalıyız.

Şu noktayı da hiç hatırdan çıkarmayalım. Yaptığımız ibadetler tamamen kendi yararımızadır. Cenâb-ı Hakk ın bizim ibadetlerimize hiç bir ihtiyacı yoktur. Kulluğunu gösterenleri bağışlamak üzere onlara ibadeti emretmiş, yapıp yapmamakta onları tamamen serbest bırakmıştır.

O halde ibadetlerimiz tamamen bizim menfaatimiz için emredilmiştir. Binaenaleyh biz ibadet etmek ihtiyacındayız. Bu ihtiyacı Ramazan ayında duyup da sonra duymamak uygun değildir. Ayrıca ibadetlerimiz ahlâkımızın temiz kalmasına da büyük ölçüde yardımcı olmaktadır. Ramazan da adeta melek gibi her türlü kötülükten uzak oluşumuz, ibadetlere devam edişimizle yakından ilgilidir.

Bir önemli nokta da alışkanlıklarımız konusudur. İnsanlar kötülüklere çabuk alışır, fakat zor bırakırlar. İyilikler ise aksinedir. Zor alışır, fakat kolayca bırakılabilir. Bir sigara, bir içki tiryakisinin bunları bırakmak istediği halde kolayca bırakamadığını hepimiz biliriz. O bakımdan kötülükleri bırakmak, iyiliklere alışmak ve onları devam ettirmek için güçlü bir iradeye sahip olmak gerekir. Bu iradeyi Ramazan da gösteren insanlar, sonra da gösterebilirler. Bu, esasen aklı başında, kârını-zararını bilen her insanın yapacağı en normal bir iştir. Öyle ise Ramazan ayında alıştığımız ibadetlerimizi, güzel ahlâkımızı Ramazan sonrasında da sürdürmeliyiz. Zor kazandığımız bu güzel alışkanlıklarımızı devam ettirmek suretiyle irademize sahip olduğumuzu isbat etmeliyiz.

Günde belirli miktarlarda gıdasını almayan bir insan nasıl bir takım hastalıklara maruz kalır, hayatını kaybetmekle karşı karşıya bulunursa manevî gıdasını almayan bir insan da musalla taşından sonra açılacak ebedî hayatta yaya kalır. Kendisini cehennem alevleri arasında bulur. Şu halde akıllı ve şuurlu bir Müslüman ALLAH ve Resûlü nden uzak yaşayarak ebedî hayatını zindana çevirmez.

O halde muhterem okuyucu!

Hem dünyamızı ve hem de ahiretimizi kazanmak zorundayız. Yalnız dünyamızı kazanmak bizi saadet ve selamete götürmez. Gerçek saadet her iki dünya için çalışmakla elde edilir. Bu bakımdan ahiret için çalışmayı yalnız Ramazan ayına tahsis etmek büyük bir hatadır. Ben Müslümanım diyen hiç bir kimse bu hataya düşmemelidir. Abdullah b. Ebi Bekre (R.A.) den rivayete göre bir adam:

-Yâ Resûlellah! İnsanların en hayırlısı hangisidir Diye sormuş. Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz:

 " İnsanların en hayırlısı ömrü uzun ve ameli güzel olandır."(Tirmizi, Zühd:22) buyurarak hayırlı ve mesud olmayı, güzel amellerle geçecek uzun ömürlülüğe bağlamaktadır. Senenin onbir ayında caminin, namazın ve ibadetlerin semtine uğramayıp sadece Ramazan ayında ibadet etmekle güzel amel yapılmış olmaz. Müslüman, ömrü boyunca güzel amel işlemekle vazifelidir ve buna mecburdur.