TEZEKKİ DEN maksat: İnkâr ve isyandan arınmak, ALLAH
Teâlâ nın emrettiklerini tutup yasaklarından kaçınmaktır. Şirkten, kötü
ahlâktan temizlenmek, ALLAH Teâlâ nın Resûlü ne indirdiği hükümlere tabi
olmaktır. Salih amelleri yapmaktır. Zekâtı, fitreyi vermektir. Küfürden, batıl
inançlardan uzaklaşmaktır.
Şüphesiz ki, gerçek arınma, her türlü maddi ve manevi
kirlerden, lekelerden sıyrılıp kalbi ve vicdanı, duygu ve düşünceyi
berraklaştırıp tertemiz tutmaktır. Böylesine kapsamlı ve anlamlı bir arınmanın
mükâfatı ise, Cennette ebedî mutluluğa erişmektir.
Hakiki imân, kalbi her türlü şirkten, inkârdan, şüphe ve
nifaktan boşaltıp arındırır ve orayı ilahî tecellinin aynası haline getirip
feyiz ve rahmet kaynağı kılar. Hiç şüphe yok ki, insan aslında düzgün bir
tabiata sahiptir. Uluhiyet fikrini kavramıştır. Artık insana, bu düzgün
tabiatına aykırı bir harekette bulunması, kötü inanç ve ahlâkla kendini
kirletmesi hiç yakışır mı
İnsan, kendisini batıl inançlardan temizlemeye çalışmalı,
ahlâkını da düzeltmeye gayret göstermelidir. Kimi insanlar derler ki: Ahlâk
denilen ruhi melekeler, yaratılıştan gelmektedir; bunları değiştirmek mümkün
değildir. Fakat bu fikir doğru değildir. Ahlâk; ister yaratılıştan gelsin ve
ister kimilerin dediği gibi insandaki gelişimin neticesi veya kabiliyetinin bir
eseri olsun herhalde düzeltilmesi mümkündür.
Bilindiği üzere, bir meyve çekirdeğinin büyük bir
kabiliyeti vardır. Bu çekirdek, nice ağaç ve meyve verme gücüne sahiptir. Bu
çekirdek yetiştirildiği taktirde nice ağaçlar elde edilir, o ağaçlar yeşil
yapraklar, rengarenk çiçeklerle bezenir ve çeşit çeşit meyveler verir. İşte
insanda da tohum halinde ahlâk kabiliyeti vardır. İnsan çalışır, nefisle
mücadelede bulunursa kendisindeki bu kabiliyet açığa çıkar, güzel ahlaklar meydana
gelir ve kötü ahlaklar yok olup gider veya pasif halde kalıp aktif hale geçmez.
Düşünmelidir ki, bir takım vahşi hayvanlar bile
terbiyenin tesiriyle adeta tabiatlarını değiştiriyorlar ve evcil hayvanlar
arasına giriyorlar. Bir takım yabani bitkiler dahi terbiye sayesinde başka bir
renk ve canlılık ile bahçelerimizi süslüyorlar.
Yine bazı adi taş parçaları da kapkara bir halde iken
yapılan işlemler sayesinde parlıyor. Birer pırlanta ve elmas olarak gözlerimizi
kamaştırıyor. Öyleyse en seçkin varlık olan insanın ahlakı niçin düzelmeye
müsait olmasın
İnsanların ahlâkı değişebilir. Çirkin huyları güzel
huylara değiştirmeye tehzibi ahlâk denir. Bu değiştirme, mümkündür. Mümkün
olmasaydı, Nebiyyi Zişan Efendimiz: = Ahlâkınızı güzelleştiriniz. diye
emretmezdi.
Nefisleriyle mücadele eden bir nice zatların ne güzel
huylar kazandıkları daima görülmektedir. Riyazet, terbiye; hayvanlara, otlara,
çiçeklere, hatta taşlara tesir edip dururken insanlara tesir etmez mi . Huy
canın altındadır, can çıkmadıkça huy çıkmaz sözü her yönüyle doğru değildir.
Gerçi bazı huyları değiştirmek güçtür. Fakat imkansız değildir. Tedavi
sayesinde bazı hastalıklar, tesirsiz bir hale geldiği gibi, terbiye ve mücadele
sayesinde de bazı huylar, hiç olmazsa tesirini gösteremez bir hale gelir, güzel
huyların karşısında siner, kalır.
Güzel inanç ve güzel ahlaktan mahrum olmak ne büyük bir
felakettir! Beşeriyetin saadeti, güzel inanç ve güzel ahlakla ayakta durur.
Beşeriyetin felaketi de güzel inanç ve güzel ahlaktan mahrum olmanın kaçınılmaz
bir neticesidir.
ALLAH Teâlâ yı bilen ve O na inanan insanlar, kendilerini
bir takım dini hükümlerle sorumlu bilirler, bunlara uyar ve kötülük işlemeye o
kadar cesaret edemezler, bazen etseler de hemen tevbe ve istiğfar ederler.
Çiğnedikleri hakları yerine getirmeye çalışırlar.
Evet olgun bir Müslüman başkalarının mallarına, canlarına
ve namuslarına tecavüz edemez. Herkesin emniyet ve huzur içerisinde yaşamasını
ister. Halbuki ALLAH Teâlâ yı inkâr eden birisi, kendi nefsinin isteklerine
uyar, bu sebeple de her türlü kötülüğü mübah görür, insanların malına, canına
ve mukaddesatına el uzatmaktan geri kalmaz, kendi alçak duygularını tatmin
etmek için her türlü ahlaksızlığı meşrulaştırır. Çevrenin saadet ve selametini
düşünmez. Onun yegane gayesi kendisinin hayvanca yaşamıdır.
Böyle bir kimse, dinden ve ahlaktan mahrum olduğu için
bütün insanları da kendisi gibi bu mukaddesattan mahrum görmek ister. Bu alçak
hedefi uğrunda, insanlık aleminde bir arsızlık devri başlayana, namus ve
fazilet kalkana ve de mukaddesattan eser kalmayana dek didinip durur.