Günümüzde pek politik şiir yazılmıyor. Çünkü politik şiir yazan şairin şiirini güncel politikaya kurban etmesi tehlikesi var. Ama bize günümüzde de başarılı politik şiir yazılabilir dedirten bir örnek şiir var Hece‘nin bu sayısında. Hece dergisinin bu ayki (sayı 178, Ekim 2011) sayısında; 2000 (İkibin) Kuşağı‘nın öncü şairlerinden usta şair Cafer Keklikçi‘nin Finans Politik isimli bir şiiri yer alıyor.
İlk sayısı Ocak 1997‘de yayımlanmıştı Hece dergisinin. Her ay, ayın ilk günü istikrarlı bir şekilde yayımlanan, yayın yönetmenliğini usta hikâyeci Hüseyin Su‘nun yaptığı Hece dergisi 178. sayısıyla (Ekim 2011) okurlarına merhaba dedi. Hece‘nin bu sayısında Edebiyat Gündemi bölümünde değerli hikâyeci Necati Mert, Dünden Bugüne Üniversite başlığı altında politikayla üniversiteler arasındaki ‘mizah‘ı yaşanan olaylarla anlatıyor. Takip Mesafesi‘nin Yazıyla Bir Şair bölümünde değerli şair Hayriye Ünal, geçtiğimiz Temmuz ayında kaybettiğimiz 1990 Kuşağı‘nın iyi şairlerinden Didem Madak‘ın şiirini ‘acı‘ etrafında konu ediniyor. Hece dergisi günümüz edebiyatının merkez dergilerinden biridir. Merkez edebiyat dergilerimizde derginin ilk sayfalarında şiirler yer alır. Hece‘de de böyledir. Biz de önce şiirden başlayalım öyleyse.
"yasalardan önce şiir gelir türkiye‘de"
Politik şiir mümkün mü? Günümüzde pek politik şiir yazılmıyor. Çünkü politik şiir yazan şairin şiirini güncel politikaya kurban etmesi tehlikesi var. Bu tehlikeyi şiirden yana durarak atlatan, böylece günümüzde nerdeyse tek politik şair diyebileceğimiz İsmet Özel‘den başka şair göze alamıyordu. Politik şiirin bir diğer yumuşak karnı da şairin bir ideolojiye adeta din gibi bakıp derinliğine araştırmadan söz konusu ideolojinin fanatik neferi haline gelmesidir. Evet, günümüzde bazı ‘solcu şair‘ler yazdıkları başarısız politik şiirle ideolojilerinin fanatiği durumuna düşmüşlerdir. İktidardaki zihniyeti sadece kendi çıkarımız için eleştirdiğimizde, milletin çıkarlarını düşünmediğimizde, yazılan şiirin bir etkisi olmuyor. Fakat iktidardaki zihniyeti milletin çıkarları için eleştirdiğimizde şiir daha inandırıcı oluyor. Söz konusu ‘solcu şair‘ler hükümeti eleştirdikleri şiirlerinde sadece kendi çıkarlarını baz alarak hareket ettiklerinden şiirlerindeki yavanlık hemen göze batıyor. Daha da kötüsü söz konusu şairler yerli politik şiirin Cumhuriyet dönemi ağababalarından Nazım Hikmet‘i taklit etmekten öte gidemiyorlar. Beri yandan Nazım‘ın muarızı Necip Fazıl‘ı taklit eden muhafazakâr şairler de aynı fanatizmin diğer köşeleridir. Buraya kadar söylediklerimizde, günümüzde politik şiirin adeta mümkün olmadığını kanıtlamaya vardırdık. Ama bize günümüzde de başarılı politik şiir yazılabilir dedirten bir örnek şiir var Hece‘nin bu sayısında. Hece dergisinin bu ayki (sayı 178, Ekim 2011) sayısında 2000 (İkibin) Kuşağı‘nın öncü şairlerinden usta şair Cafer Keklikçi‘nin Finans Politik isimli bir şiiri var. Şiir şöyle başlıyor, daha doğrusu ilk bölümü şöyle; "gördüm faizdir gümrüklerde bırakılan birazcık da korkulan / faizdir dindarların el pençe sevindiği / faiz diyorum osman aramızdaki düşman / arzuyu arzulatan türkiye grafiği / banka titri çarşıları ciddileştiren duvar / ama daha var bir gün sevineceksek hep beraber / hep beraber ayaklanacaksak eğer ezberlere dair / yasalardan önce şiir gelir türkiye‘de / kesseniz de boynumu bu böyle kesmeseniz de" Buraya aldığımız bölümün sondan ikinci mısrasına dikkat ettiniz mi: "yasalardan önce şiir gelir türkiye‘de". Bu mısrayla birlikte şiirin bu bölümünü, yeni anayasanın yapılacak olmasıyla birlikte düşündüğümüzde; şairin şiire; Türk milletini bunalıma sokan ve dinimizce de haram olan bir ‘olgu‘yla yani faizi konu ederek başlamasıyla ‘yasa‘ arasındaki bağlantıyı güncel politikanın üstünde millet adına söz alıp milletin çıkarlarına öncelik vererek girmesi, Finans Politik şiirinin iyi bir politik şiir olduğunu kanıtlıyor. Keklikçi, Finans Politik şiiriyle yasa yapıcıların ‘namazlı abdestli‘ olmasının yeterli olmayacağını, bununla birlikte güncel hayatımızın önemli bir sorunu olan faizin ortadan kaldırılmasının gerekliliğini, ‘banka‘nın insanlara sunduğu gereksiz ciddiyetin altında yatan paranın zalim görgüsüzlüğünü sert bir üslupla dile getiriyor. Açıkçası bu şiir, finansal olarak zenginleşip düşünsel ve güncel yaşam olarak dinden uzaklaşan Müslümanların durumunu eleştiriyor. Müslüman bir şair olarak Müslümanların kötü gidişatını eleştirmek şairin millet adına milletin çıkarı için konuştuğunun kanıtıdır. Zaten şairlerden de beklediğimiz bu değil mi? Toplumsal konuları milletin yararına söz konusu etmek! Bencilleşmeden. Bu şiir, aynı zamanda, politikanın bir finans meselesi olduğunun da altını çiziyor. Zaten şiirin başlığı bile anlatmaya çalıştığımız durumu anlatmaya yeter; Finans Politik. Demek ki günümüzde de iyi politik şiir yazılabilirmiş. Evet, politik şiir mümkündür.
Entelektüel şiddet
Eleştiri ve sert üsluptan bahsettik; eleştiri ve sert üslup konusu derginin bu ayki dosya konusudur; Entelektüel Şiddet. Dosya, 1990 Kuşağı şairlerinden Ali Emre‘nin Günümüz Şiirinde Öfke ve Şiddet başlıklı yazısıyla başlıyor. Ali Emre sınırlı sayıda isimlerle (bu da bir entelektüel şiddet olmasın, belki Emre‘nin yaptığı da entelektüel şiddettir) günümüz şiirinde şiddet yer alan şiirleri irdelemiş. Daha doğrusu şiddete birkaç örnek üzerinden değinmiş. Emre‘ye göre günümüz şiirindeki şiddet Amerika‘dan kaynaklanıyor. Şairler ‘süper güç‘e karşı geldikleri için şiddetliler. Oysa politik şiir özünde şiddeti barındırır. Çünkü politik şiirde şair, kötü bir duruma karşı gelmiştir. Öfkelenmiştir. Dosyada, Necip Tosun‘un İnternet Yazıcılığı ve Entelektüel Şiddet başlıklı yazısı doyurucu bir yazıdır. Mutlaka okunmalı. Yine, Firdevs Canbaz Yumuşak‘ın Entelektüel Şiddet ve Kadının Dönüşümü başlıklı yazısı kadın üzerinden politik düşünsel şiddeti konu edinmesi bakımından kaçırılmaması gereken yazıdır.
Âfet Ilgaz‘la söyleşi
Hece‘nin son sayfalarında Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın önemli romancısı Âfet Ilgaz‘la bir söyleşi var. Zehra Yazbahar‘ın yaptığı söyleşide; ikinci evliliğini meşhur Hababam Sınıfı (aynı adla beyaz perdeye aktarıldı) romanının yazarı Rıfat Ilgaz‘la yaptığını söyleyen Ilgaz, yazı hayatıyla ilgili önemli bilgiler veriyor. Söyleşiden, Cumhuriyet dönemi şiirimizin Bu Vatan Kimin şiiriyle belleklere kazınan ismi Orhan Şaik Gökyay ve Türkçe‘nin Sırları kitabıyla tanınan büyük edebiyat tarihçimiz Nihat Sami Banarlı‘nın Âfet Ilgaz‘ın okuldan hocası olduğunu öğreniyoruz. Ilgaz, roman konusunda şöyle diyor: "Ne yazmak istiyorsam onu yazarım. İnsan bir yazıya, romana, hikâyeye başlarken okuru düşünmez. Yalnız edepsizlik yapmamaya, edebe aykırı bir şey yazmamaya çalışırım, dikkat ederim. Yoksa o ne der, bu ne der diye düşünmem; iyi yapmaya, en güzelini yazmaya çalışırım. Türkçenin, kurgunun, üslubun en güzelini bulmaya çalışırım, kendim için yaparım; neticenin beni memnun etmesi için yaparım. Gerçeği çok yönlü göstermeye çalışırım. Bir deltaya akan büyük bir nehrin kolları gibi o gerçeği kuşatıcı boyutta yazabilmeyi isterim. Yazmadan önce kafamda tasarlamam ama daha sonra görüyorum ki o, tasarlanmış, yani hayat, onları kurgulamış ve bana hissettirmiş." Âfet Ilgaz, "Sizi sanat anlayışı, dünya görüşü ve eserlerinizle nereye koyabiliriz? Kendinizi Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı içinde nerede görüyorsunuz?" sorularına şöyle cevap veriyor; "Bütün dönemlerde varım erken doğmanın, erken yazı yazmaya başlamanın sonucu olarak. On yedi yaşında yazı hayatına girdim. Son dönem gazetecileri, edebiyatçıları, hepsini görmüşüm; arkadaşlarımın hepsi ölmüş. Aslında ben hiçbir döneme ait değilim. Yaşıyorum ve bana Türkiye‘nin son dönem yazarı denebilir. Biz, Cumhuriyetin ilk kadın yazarlarıydık. Rauf Mutluay öyle yazdı. Cumhuriyetin gençleriydik; şimdi ihtiyarları. Dediğim gibi benim kuşaktan pek kimse kalmadı"





