PKK terör örgütünün eylemlerinin ardından devlet yöneticileri sıkça ya bir üst akıl ya da devlet ve devletlerin bulunduğu açıklıyorlar. Bunun son örneği Ankara’da yaşanan patlamanın ardından yaşandı. Kimi yöneticiler, “Saldırı bir üst aklın eseri”, “Olayın arkasında bir büyük devlet var” ya da “Arkasında birkaç devletin aklı var” şeklinde açıklamalar yaptılar. Bu açıklamalar eğer sadece bir tahmini ifade etmiyor, istihbarat raporlarınca doğrulanıyorsa artık bu üst akıldan kimi, hangi devletleri kastettiklerini topluma ya açıklamalılar ya da bu tür açıklamalar yapmaktan vazgeçmeleri gerekir. Terör örgütlerinin arkasında bir büyük devletin ya da devletlerin olduğu gibi değerlendirmelerin artık belirsizliğe terk edilmemesi gerekiyor.

Ankara’daki patlamanın ardından bir eski bakan da, “Bu saldırı Türkiye’nin içine kapanmasına yönelik” değerlendirmesinde bulundu ki, tüm bu değerlendirmeler aslında bölgemizde yaşananları ve bölgemiz üzerinde sömürgeci güçlerin planlarını bilenler için meçhul değil. Yani, bölgemizdeki terör örgütlerinin arsasında bazı devletlerin bulunduğunu söylemek için özel istihbarat bilgilerine de gerek yok. Çünkü sömürgeci güçler kendilerini izlemeye gerek duymuyorlar. Böyle olunca devlet yetkilileri yaptıkları açıklamaları havada bırakmak, kafalarda bir takım sorular oluşturmakla yetinmemeleri gerekiyor.

Bu köşeyi takip edenler gerek PKK terörü örgütü gerek, Irak, Suriye, Yemen, Libya, Mısır ve Afganistan’da yaşananları değerlendirdiğimiz yazılarımızda edindiğimiz bilgiler ışığında terör örgütlerinin arkasında hangi güçlerin (ülkelerin) bulunduğunu, bu ülkelerin terör örgütleri ile niçin işbirliği içinde olduklarını açık bir şekilde dile getiriyoruz. Ancak, bizim bu devletlere karşı yaptırım uygulama, yeni bir tavır belirlememiz söz konusu olmadığı için isimleri sıralıyor, gerekçelerini açıklıyoruz. Ama devleti yönetme durumunda olanların yaptıkları açıklamalarda isimleri saklayarak söyledikleri doğru bile olsa toplumu aydınlatmış olmuyorlar. Sanki isimlerin ilan edilmesi, söz konusu devletlere yönelik yeni bir tavır belirlemeyi zorunlu kılacağı için isim açıklamadan, aba altından sopa göstermek tercih ediliyor. Ama teröre destek veren ülke ya da ülkelerin bu tür aba altından sopa göstermelere aldırmadıkları da ortada.

Bugün PKK’nın ve Suriye uzantısı PYD’nin ABD ve Rusya tarafından silahlandırıldığını bilmeyen yok. Çünkü hemen her gün gazetelere sıradan haberlermişçesine yansıyor. Son olarak gazetelere PKK’nın PYD aracılığı ile ABD’den Stinger füzesi istediği haberleri yansıdı. Daha önce Rusya’nın da PYD’ye silah verdiği gündeme gelmiş ve bu haberler yalanlanmamıştır. Her ne kadar PYD’ye ABD’nin ve Rusya’nın destek vermesinin gerekçesi sözü geçen ülkelerce Esad’a karşı kullanılmak üzere silah yardımı yapıldığı şeklinde ifade ediliyor. PYD, PKK’nın Suriye kolu ise bu silahları ortaklaşa kullanacaklarını söylemek yanlış olmaz. PKK’da sahip olduğu silahları Türkiye’deki eylemlerinde kullandığına göre ABD ve Rusya’nın Türkiye’ye karşı PKK’yı silahlandırdığı sonucuna varmak gerekir. Kısacası, gerek ülkemize yönelik PKK, gerek Suriye’de Türkmenlere yönelik PYD saldırılarının silahları ABD ve Rusya tarafından sağlanmaktadır. Böyle olunca da olaya mantıken bakıldığında sömürgeci güçler Türkiye’ye yönelik saldırılarda ortak hareket ediyorlar demektir. Yani, ister üst akıl deyin, ister, “Terörün arkasında birkaç devletin aklı var” deyin artık sömürgeci güçlerin gizlenmesi mümkün değildir. Onlar da zaten gizlenmeye gerek duymuyorlar ama Türkiye gizleme zorunluluğu duyuyor.