Çözüm sürecinin istenen sonucu vermesini, terörün son

bulmasını gönülden isteyenlerdenim. Bu sebeple de süreç boyunca yakın zamana

kadar ciddi bir çatışma olmayışı, insanların ölmemesini ümit verici bir gelişme

olarak görmüştüm. Ancak, süreçte geriye gidiş olarak nitelendirilebilecek bir

gelişme olmadığı halde bir anda yol kesmelerin, şehirlerin ateşe verilmesinin,

bunun da ötesinde askeri garnizona ve bayrağımıza yönelik saldırıların

başlaması, ölümlerle yeniden karşı karşıya kalışımız çözüm sürecinin sadece APO

ve HDP-BDP heyetleri arasında görüşmelerle sürdürülemeyeceğini,  bunun da ötesinde APO nun terör örgütü

üzerinde sanıldığı kadar bir etkisinin olmadığını da gösterdi. Olaya bir de APO

ve BDP-HDP nin gerçekten barış isteyip istemedikleri açısından bakıldığında

kafalarda bir takım sorular oluşuyor. Kısacası, birdenbire Güneydoğu nun

karışması, çatışmaların gündeme gelmesi hususunun iki şekilde izah edilmesi

mümkün. Ya gerçekten APO ile HDP-BDP heyetlerinin karşılıklı görüşmeleri,

birtakım kararların alınması ve bu kararların terör örgütüne ulaştırılması

sanıldığı kadar etkili olmuyor ya da APO ile HDP-BDP barış süreci konusunda

fazlaca istekli değiller. Her iki durumda da toplumun oyalandığını söylemek

mümkün. Bunun da ötesinde barış sureci konusunda istekliymiş gibi görünerek

birtakım kazanımlar elde edildiği, bunların daha da artırılmasını sağlamak için

süreç devam ediyormuş görüntüsü verilmek istenmiştir.

Şahsen böyle olduğunu düşünmek bile istemeyenlerdenim.

Temennim terörün bir dış ayağı olmasın, mesele sadece kendi aramızdaki birtakım

hak taleplerinden ibaret olsun. Bu takdirde meselenin çözümü kolay olur. Ama

terör olayının arkasında başından beri birtakım dış güçler yani ülkeler ve

istihbarat örgütleri var ise APO ile BDP-HDP samimi olarak terörün son

bulmasını istiyor olsalar bile çözüm süreci istenen sonucu vermeyecektir.

Çözüm süreci gündeme geldiği günlerde bu yöndeki

endişelerimi dile getirmiş, APO ve BDP ile terörün son bulmasını sağlamak

mümkün olmaz, terörün bu tür temaslar ve pazarlıklarla son bulabilmesi için

öncelikli olarak kuruluşundan bu yana PKK ya destek veren dış güçlerin örgüt

üzerindeki elinin kırılması gerekiyor demiştim.

Artık şu hususu herkesin bilmesi gerekiyor; terör

örgütünün kuruluşu ve bugünlere kadar gelişinin tek sebebi birtakım iç

sorunlarımız ve hak talepleri ile sınırlı değildir. Ülkemize yönelik terör

eylemlerini değerlendirirken Irak ı, Mısır ı, Pakistan ve Afganistan ı, hatta

Suriye yi karıştıran güçleri de hesaba katmak, adımlarımızı buna göre atmak

durumundayız. Bunun ötesinde terörü sona erdirmeyi APO nun iradesine, BDP ve

HDP nin isteğine bağlamak ve çözümü sadece buralarda görmek APO, HDP ve BDP nin

örgüt üzerindeki gücünü abartmak anlamına gelir diye düşünüyorum.

Bunları söylerken çözüm sürecinden hiçbir sonuç

çıkmadığını, hiçbir kazanımı olmadığını düşünüyor değilim. Özellikle terör

örgütlerinin ortaya çıkışı ve terör olaylarını sadece iç etki ve isteklerle

ortaya çıkmadığına dikkat çekmeye çalışıyorum. Öyle olmasaydı Mısır da halkın

seçtikleri ABD veya İsrail destekli bir askeri darbe ile yönetimden

uzaklaştırılır, arkasından binlerce kişi darbeciler tarafından katledilebilir

miydi Irak ta aylardan beri yaşananları sadece birtakım iç taleplerle izah

etmek mümkün olabilir mi Her gün ölen yüzlerce kişinin sorumluluğunu sadece

teröristlere yüklemek gerçekçi bir yaklaşım olur mu Irak ı bugünkü karmaşanın

içine atanların ABD ve yandaşları olduğunu; çünkü böyle bir Irak ın onların

işine geldiğini göremezden gelerek teröre kalıcı çözüm bulmak çok zor. Kaldı

ki, terör örgütünün dış destekçilerinin Türkiye yi sıkıştırarak birtakım

taleplerini elde etmeye çalıştıkları gerçeğini de unutmamak şart.