Bununla beraber İslâm onları fâş etmedi. Onlar hep mü minler arasında bulundular ve mutlak küfürleri en azından şüpheye, tereddüde dönüştü. Böylece, dünya zevkleri de bütün bütün acılaşmadı. Zira yok olup gideceğine inanan bir insanın dünyadan lezzet alması mümkün değildir. Ama, "belki âhiret vardır", diyecek kadar, küfürleri şüpheye bürününce, ihtimâl, hayat o zaman bütün bütün acılaşmaz. işte bu yönüyle, ALLAH Resûlü, münafıklara da bir ölçüde rahmet olmuştur.
c- Kâfirler de O nun rahmetinden yararlanmıştır. Cenab-ı Hak daha önceki ümmet ve milletleri, küfür ve isyanları sebebiyle toptan helak ettiği halde, ALLAH Resûlü gönderildikten sonra toptan helak etmeyi kaldırmıştır. Böylece kâfirler de toptan helâk olma azabından kurtulmuşlardır. Bu da kâfirler için dünyada büyük bir rahmettir. Hz. İsa (A.S.):
"Eğer azab edersen onlar senin kulların." (Maide Sûresi:118) derken, Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimize.
"Sen onlar arasında bulunduğun sürece, ALLAH onlara azab edecek değildir." (Enfal Sûresi: 33) buyurmaktadır.
Amr İbn ül-As (R.A.) diyor ki; Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz bir gün bu iki âyet-i kerimeyi okudu da iki elini kaldırdı:
"ALLAHım! Ümmetim, ümmetim! buyurdu ve ağladı. Yüce ALLAH da şöyle buyurdu: "Biz seni ümmetin hakkında razı edeceğiz ve seni utandırmayacağız." (Müslim, İman: 87)
Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz:
"Her Peygamberin müstecab, ALLAH ın kabul edeceği bir duası vardır. Her Peygamber, o duayı yapmada acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek üzere sakladım. O na inşALLAH, ümmetimden şirk koşmadan ölenler nail olacaktır." (Müslim, İman: 199, 1/189; Buhârî, Da avat: 1, Tevhid: 31; Muvatta, Kur an: 26; Tirmizî, Daavat: 141, No: 3597) buyurmuştur.
"O Peygamber e inanıp O na saygı gösteren, O na yardım eden ve O nunla birlikte gönderilen nur a (Kur an a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır." (A raf sûresi: 157)
Biz O na inanıyor, O na güveniyor, O nun getirdiği nur a, Kur an-ı Kerim e tabi oluyor; O nun şefaatine ulaşacağımızı ümit ediyoruz.
İnsanlık 14 asırdan bu yana hayli mesafe katetti. Düşüncesi, kültürü, medeniyeti son derece gelişti. Ama Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimizin koyduğu esasların ve yaşadığı hayatın bir örneğini henüz vücuda getiremedi. O nun esirlere yaptığı insânî muâmele ile günümüz siyasî ve askerî güçlerinin, hem de birçok uluslar arası antlaşmalara rağmen onlara yaptığı muâmeleyi mukayese edersek, Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimizin insanî yönü ile günümüzde hümanist geçinenlerin insanlığı arasındaki farkı açık bir şekilde görmek mümkündür. Günümüzde esirlere yürekler ürperten işkenceler yapılır, kolkemik kırılırken, Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz, aldığı esirleri karşılıksız serbest bırakıyor, üstelik herbirine birer de elbiselik veriyordu. O, savaşta bile, haddi aşmamayı, kimseye zulmetmemeyi, çocuklara, yaşlılara ve kadınlara asla dokunmamayı, düşmana ait dahi olsa hayvanları telef etmemeyi, meyveli ağaçları kesmemeyi emreden bir Rahmet Peygamberi idi. O nun savaşı bile imhâ değil, ihyâ gayesini taşırdı. O, savaşı bile rahmete dönüştüren bir ALLAH elçisiydi. Bunun içindir ki O, her yönüyle insanlığın en büyük mürşidi ve insanca hayatın ideal örneğidir.
Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz, hem fakirler için ve hem de zenginler için çok güzel bir örnektir. O, fakirliği hiçbir zaman isyan sebebi görmez, hele hele başkasının malına ve hakkına tecâvüz için asla bir gerekçe saymazdı. Bu itibârla O nun durumu fakirler için güzel bir örnek teşkil eder.