İnsanlar arasında kin ve nefretin, farklılıklar arasında çatışmanın alevlendiği, şiddet, töre cinayetleri, insan hakları ihlâlleri, kötü ve zararlı alışkanlıkların hızla yayıldığı, tabiatın hoyratça kullanıldığı günümüz dünyasında, âlemlere rahmet olarak gönderilen Yüce Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi anlamaya ve anlatmaya, O nun sevgisi etrafında birleşmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktayız.
Bir fazilet güneşi ve hidâyet meş alesi olan sevgili Peygamber (S.A.V.) Efendimizin gönderilişi, Yüce ALLAH ın bütün insanlara bahşettiği en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur an-ı Kerim de şöyle buyrulmuştur:
"Andolsun ki içlerinden, kendilerine ALLAH ın ayetlerini okuyan, kötülüklerden ve inkârdan kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle ALLAH, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler." (Âl-i İmran Sûresi: 164)
Ayet-i Kerime de ifade buyurulduğu üzere, gerçekten insanlar sevgili Peygamber (S.A.V.) Efendimizden önce her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve zulüm, gönülleri karartmış, ALLAH a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Hayır ve fazilet namına hiçbir şey kalmamıştı. Sosyal hayat bozulmuş, ahlâk bağları tamamen çözülmüştü. Hak, kuvvete boyun eğmiş, merhamet ve şefkat kalplerden silinmişti. Kadın esir muamelesi görmüş, bir eşya gibi alınıp satılmıştı. Kız çocukları acımasızca diri diri toprağa gömülmüştü. Evet, bunları kim söylüyor Bunları, bu toplumun içinde yaşayan insanlar söylüyor, nitekim Mekke de gördükleri zulüm ve işkence yüzünden Habeşistan a göç etmek zorunda kalan ilk Müslümanlar Habeş kralına hicrete mecbur olduklarının sebeplerini anlatırken bakınız neler söylüyorlar
"Ey hükümdar! Biz cehalet içinde yaşayan bir millet idik, putlara tapıyor, lâşe yiyor, fuhuş yapıyorduk. Akraba ile münasebeti kesiyor, komşularımıza kötülük yapıyorduk. Kuvvetli olanımız zayıf olanı eziyordu. Biz toplum olarak bu halde yaşarken ALLAH Teâlâ bize acıdı, lütfederek içimizden birini Peygamber gönderdi. Soyu, iffeti ve dürüstlüğü hepimizce bilinen birisi. O, bizi yalnız ALLAH a ibadet etmeye çağırdı. Atalarımızın tapınageldikleri ağaç ve taş parçalarını terk etmemizi söyledi. Bize doğru söylemeyi, emanete ve akrabalık bağlarına riayet etmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, kan dökmekten ve haram olan şeylerden sakınmayı öğütledi. Bizi fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadınlara iffetsizlik iftirasında bulunmaktan uzak durmayı emretti. ALLAH a ibadet edip O na hiçbir sûretle ortak koşmamayı emretti. Namaz kılmaya, sadaka vermeye ve iyilik yapmaya bizi çağırdı. Biz de O na inandık, getirdiği dini kabul ettik. O nun haram dediğini haram bildik, helâl dediğini helâl tanıdık. Bundan dolayı içinde yaşadığımız her yönü ile kokuşmuş toplum bize düşman kesildi, eziyet ve işkence yapmaya başladı. Bu sebeple biz de hicret ederek ülkenize geldik." (İbn-i Hişam, es-Sîretü n-Nebeviyye, l/336.)
İşte bu sözler o toplumda yaşamış olan insanların sözleridir. Demek ki, o toplum içine düştüğü bu bunalımdan büyük ölçüde rahatsızlanmış, beklediği kurtarıcıyı bulunca O na sımsıkı sarılmıştı. O nun getirdiği esasları benimsemiş ve onları hayata geçirmek için hicret etmeyi ve hiç tanımadığı bir ülkeye gitmeyi göze almıştı.
Bu sebeble yüce Rabbimiz, kendimizden, bize bizden daha çok acıyan, saadetimize çalışan Resûlullah (S.A.V.) Efendimizi göndermekle, bize en büyük lütufda bulunmuştur.
O Peygamber ki, bize doğru yolu gösterdi. Putlara tapmanın, ALLAH a şirk koşmanın, ALLAH a yapılacak ta zîmi yaratıklara, canlı ve cansız varlıklara tapmanın sapıklık olduğunu bildirdi.