İnsan’ın iç dünyasını ve ruhunu kaplayan maişet derdi, gelecek kaygısı, elindekinden de olma korkusu aslında modern zamanlarda insanoğlunun kâbusu olmaktadır. Hatta öyle bir kâbus ki insanı bütünüyle esir almaktadır. Öyle ki insana sunulan kuru ve hesapçı yaşam biçimi, onu sarmalın içinde derin bir gaflete sürükler. Gaflet, hakikatlere karşı kalbe bir perde çekilmesidir. İnsanın dikkatini, iradesini, rikkatini elinden alır ve onu pervasızca kendine yabancılaştırıp, özünden uzaklaştırır. Dolayısıyla temyiz yeteneğini kaybeder ve kendi lehine veya aleyhine olanı seçemez. Ki yansıması derin bir körlüktür. Bu yüzden de yalnızlık ve çaresizlik bataklığına sürüklenir. Ki günümüz toplumlarında en önemli sorun herkesin kendini yalnız ve değersiz hatta korumasız hissetmesidir. Bunda inancın sadece bir motif haline getirilmiş olmasının payı büyüktür.

Mevcut düzenler insanı halkanın bir parçası haline getirdiğinden, insan yalnızca halkanın içinde kendini güçlü ve anlamlı olarak görüyor. Oysa bütün bu süreçte insanın seçim yapma yetisi elinden alınarak bağlandığı halkaya veriliyor. Maddi ve manevi bütün değerleri bu makineleşmiş, otomatiğe bağlanmış toplumsal etki merkezlerince belirleniyor. Toplumsal baskı oluşturularak ötekileştirilme ile yüz yüze bırakılıyor. Daha da yalnızlaşmaktan korkan insan seçimlerinden vazgeçerek bir parça olmayı kabul ediyor. Yani genel bir kabullenmişlik hali hüküm sürüyor. Bunda günümüz insanının parçalanmışlığı, kitle karşısında ferdin kaybolması da büyük rol oynuyor. Sözde ferdi yalnızlaştırmak üzerine kurulu düzen onu benliğinden yalıtarak, kişiliksizleştiriyor. Bu da insanın kitle iletişim araçları tarafından ihtiyaçları karşılanarak insanı insandan uzak kılıyor. Böylelikle anlam ortaklıkları, paylaşımlar, fedakârlıklar ortadan kalkıyor.  İnsanın maddi ve manevi gelişimi gerçekleşmiyor. 

Haliyle ekonomik düzen insanı mengenede sıkıştırmaya, onu baskılamaya ve onu belli bir şekle sokmaya başlıyor. Bu şekil insanın gözlerini, gönlünü ve aklını köreltirken; insanın çürümesini ve yozlaşmasını hızlandırıyor. İnsanın maişetinin peşinden gitmesi, rızkını araması yanlış bir durum değil ancak yanlış olan maişetinin ve ona sebep olan etkenlerin kölesi olmasıdır. Bu yüzden gönlünü, vicdanını karartarak sadece aklını menfaatini hesaplamaya kullanması problemdir. Bir başka problem ise dinin her şeye alet edilmesine karşın, hiçbir karar aşamasında muhatap alınmamasıdır. İçsel bir duruma dönüştürülmüştür, hükümsüzdür. Bu da yozlaşmanın, gafletin ve de sapmanın en önemli göstergesidir. İnsanın etrafında bir dolu haksızlık ve bir birine ihtiyacı varken sadece bulunduğu halkanın sağlamlaşması ile kifayet etmesi insanın makineleşmesinin, maddeye esir olmasının alametidir. Teselliyi de tecelliyi de dizilerde, sanal kahramanlarda arayan bir topluluğun arasından bereket ve rahmet çekilmiştir. 

İnancın kültürel bir motife indirgenmesi ve sadece konuşuluyor hale getirilmesi ile bizi tamir edecek, geliştirecek ve hakikatle, hikmetle buluşturacak her şeyden uzaklaştırması ne acı bir durumdur. Halimizi aklamak için ürettiğimiz gerekçelerin yarısının yerine kalbimize sorular sorabilseydik, hâlimiz bambaşka olurdu. Ne rızık korkusu ile kendimizden, hakikatimizden sapardık ne de vicdanımızı askıya alırdık. Eğer hassasiyetlerimizi kazanamazsak korkarım ki bir haysiyetten bahsetmemiz pek mümkün olmayacak. Onun için makinenin dişlileri arasında öğütülmemek için korkularımızın, kaygılarımızın bizi teslim almasına izin vermeyelim. Kayıplarımızı konuşup, geçmişte takılıp kalmadan bugüne dair bakışımızı, düşüncemizi ve davranışımızı geliştirmenin bir yolunu bulalım. 

Tirmizî’de geçen bir Hadîs-i şerîfte,“Bir müminin bir mümine, gıyabında yaptığı duadan daha çabuk kabul edilen hiçbir dua yoktur” buyrulur. Yani insanı yaşatmanın en güzel yolunu bu kadar sade ifade etmenin başka bir yolu yoktur. Bu işte cevheri açığa çıkartacak, öze döndürecek sadeliktir. Ve bu çağın karmaşasını, insansız ve de insafsızlığını aralayacak önemli işaretlerdendir. Biz bu zamana ait insanlar olarak ya birbirimizin iyiliği için çalışıp bu cendereden çıkacak ve bize emanet edilen dünya’yı daha yaşanılır bir halde bırakıp, bu imtihanı yüz aklığı ile vereceğiz ya da hüsrana uğrayıp gerçekte kaybedenlerden olacağız. İşte o zaman hem dünyamızı mamur hale getireceğiz hem de ahret yurdunu kazanacağız. Bu dünya böyle, ya perdelenerek –yaşıyormuş- gibi yaşayacak ya da perdeyi aralayarak hakikate erişeceğiz. Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

“Yürü bire yalan dünya!

Sana konan göçer bir gün.

İnsan bir ekin misali,

Seni eken biçer bir gün” 

(Karacaoğlan)

Not 1: “Ağacın köküne inmek mi yoksa” diyor ozan, “çırpınıp duruyor yaprak dediğin.” İki saz arasında duruyor melodisi hayatın. Sözler düşüyor hayatlardan notalara… İki ses vuruyor, yürek teline ve yüreği alıp götürüyor. İnsan ise çırpınıp duruyor seçimler arasında. Bir müzik düşüyor kayda ve yüklenip gideriyor kasveti. İbrahim Çapar der ki, “Yasemin Levy ‘den, ‘Yo en la prizion’ dinleyelim.”

Not 2: Güzel insan, gönül dostu Orhan Taşkır’ın, “Necmettin Akif” ismini verdiği bir oğlu olmuş. Allah, bahtını güzel eylesin, iyilerden eylesin, hayırlı bir evlat etsin. Âmin. Hoş geldin Necmettin Akif.

Bize Kadar:

1- Eskiler derler ki, “darda kalanların bir merhabaya bile ihtiyacı vardır.”  “Merhaba” gönlü daralan, penceresiz kalan kim varsa.

2- İbrahim Veli hakikati veciz ifade etmiş yine, ne hakikatli bir söz söylemiş; “biçtiğini beğenmeyen, ektiğini gözden geçirsin!

3- Plotinus,  “Hayat, yalnızın yalnıza uçuşudur” der.  Güzel şey, bu uçuş. Geçiciliğin resmigeçididir, hayat…

4- Bu hafta rafta “Nedenselliğin Kültürel Tarihi” var. StephenKern’in kaleme aldığı kitap, Metis Yayınları’ndan.

5- Daha önce konuştuk mu bilmiyorum ama bu ara tekrar oturup izledim. Hayatın yorgunluğu naif çizgilerle düşerken “Tokyo Monogatari”yi izlemek güzel olur. YasujiroOzu’nun bu katmanlı hikâyesi iyi gelir, bu kadar yabancılaşmışken kendimize. Hem de siyah beyaz…

Dağarcık

“Şu üç şey olmasaydı, insanoğlu katiyen başını yere eğmezdi:  Ölüm, hastalık ve fakirlik.” (Hasan Basri (ks)’den tadımlık)

TEKKE

“Kişi sevdiğinin ahlakıyla ahlaklanır, bu sevenin elinde değildir, sevgi bunu icap ettirir.” (İmam-ı Rabbani’den tadımlık)

Bir Lahza:

“Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez.” (Esaretin Bedeli’nden)