Batılı güçler yıllar süren ve devam eden olumsuz bir algı operasyonu yürüttüler, kendilerinden olmayan milletler üzerine. Kendilerinden olmayanlar şayet Müslümansa bunun boyutu daha da ağır oldu. Kendileri süje diğerleri obje oldular. Kendilerini özne diğerlerini nesne gördüler. Haritalar çizdiler ve o haritanın merkezine oturarak dünyayı doğu batı, güney kuzey; Yakındoğu, Ortadoğu ve Uzakdoğu diye ayırdılar. Ve coğrafi bölgelere üstünlük atfettiler. Beyaz rengi kutsadılar diğerlerini aşağıladılar. Başkalarının kutsallarına hiç saygı göstermediler. Çünkü varsa kutsal yalnızca kendilerinindi diğerlerinin kutsal edinme hakları yoktu.
Batılı egemen güçler; siyasileri, sosyologları, edebiyatçıları ve askerleri gördükleri doğruları halklarına olduğu gibi aktarmadılar. Kendileri halkın olayları nasıl görmesini istiyorlarsa öylece çarpıtarak; yazdılar, çizdiler ve anlattılar. Ve ötekileştirdikleri toplumlara karşı bir önyargı oluşturdular; kendi kendilerini yönetmekten acizler, barbarlar, eğitilmesi gereken insanlar, yönetilmesi gereken varlıklar. Darwin’in ifadesiyle düşünen hayvanlardı; Batılı / Anglosakson olmayanlar.
Özellikle Müslümanların varlığını kabule hiç yanaşmadılar. Ne dinlerini ne de inançlarını asla kabullenmediler. Ve İslam’ı ciddi bir tehdit olarak gördüler. Müslümanlar ve inançları üzerine çok yalanlar uydurdular, zanda bulundular ve iftira attılar. Müslümanların insanlığa katkıda bulunduğu ahlak, adalet, üretim, sanat, edebiyat, mimari, kültür değerlerinden hiç söz etmediler. Avrupa’nın tarihini yazdılar ama 800 yıla yakın Avrupa’ya müdahil olan Endülüs İslam devletinden söz etmediler. 450 yıl Avrupa’da güç unsuru olan ve Viyana kapılarına kadar gelen Osmanlı Devletine; Avrupa’nın tarihinde yer ayırmadılar. İslam medeniyetini görmezden geldiler.
İşte Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı tetikçiliğini yerel aktörlerin ve uluslararası üst aklın yönettiği darbe karşısında; halkın yüksek perdeden gösterdiği direnişi ve darbeye hayır deyişini yine küresel egemenler görmezden geldiler. Yok saydılar. Yerel işbirlikçilerde öyle davrandılar.
Yerel ve ulus ötesi müşrik güçler darbe karşısında direnç/direniş ortaya koyan ve tankların üzerine çıkan halktan böyle bir tepki beklemiyorlardı. 300 yıldır öldürdükleri, yok ettikleri ve sindirdikleri; kendilerini ifadeden aciz bıraktıkları; en tabi birey ve insani haklarını talep edemeyen bir topluluk haline getirdikleri; kendi kendilerini yönetmekten aciz olarak gördükleri ümmetin bir parçası olan Türk halkı; nasıl olurda sosyologları ve siyasileri şaşırtacak, istihbarat birimlerinin hesabını boşa çıkartacak bir davranış biçimi ortaya koyabilir.
Emperyalist/müşrik güçlerin gözünde direnmek modernist insanın vasfıdır. Seküler, Yahudi veya Hristiyan direnebilir. Ama bir Müslümanın özgürlüğünü talep etmek için direnmesi; dahası tesettürlü çarşaflı Müslüman hanım eli silahlı, tanklı toplu darbecilere karşı tek başına nasıl olurda hayır diyebilir; direnişin sembolü olabilir.