Bir seçim kampanyası Başbakan tarafından başından sonuna
kadar bir paralel yapı taşlamasına dönüştürüldü. İktidar, paralel yapıyı hedef
tahtası haline getirirken CHP ve MHP bu paralel yapıya destek verdi, bu yapıdan
kaynaklanan bir takım iddialara sarılarak iktidarı yıpratmaya çalıştı.
Denebilir ki, iktidar partisi ile CHP ve MHP açısından b seçim kampanyası
istedikler gibi geçti. Üretilmiş projeleri millete sunulmak ve buna göre destek
istemek yerine hiçbir proje üretmeden bir seçim kampanyası geçirilmiş oldu.
Aslında 17 Aralık operasyonu ile -iktidar partisi böyle diyor- gündeme gelen
iddialar olmasaydı da sözünü ettiğimiz partilerin proje üretmeleri söz konusu
olmayacaktı ama operasyonlar ile birlikte gündeme getirilen ve paralel yapı
olarak nitelendirilen illegal yapılanma sebebiyle milletin tüm dikkati bu
noktaya çekilmiş oldu. Bu bakımdan işleri kolaylaştı. Siyasi liderler ertesi
günkü mitingi meydanında rakiplerine yönelik hangi hakaret sözcüğünü
kullanacağını düşünerek ve tespit ederek günleri geçirdiler.
Seçimler bitmiş olduğuna göre artık bu paralel yapı
etrafındaki tartışmalara son vermek gerekiyor. Bu noktadan sonra gerçekten bir
illegal paralel yapı varsa ve iddia edildiği gibi casusluk ve vatana ihanet
gibi suçlar işlenmiş ise bunu değerlendirecek ve sonuçlandıracak olanın
siyasiler olmadığının farkına varmak ve meselenin ilgili kurumlara bırakılması
gerekiyor. Ne var ki, yaklaşık dört ay boyunca özellikle iktidar kanadı öyle
bir tablo çizmiştir ki, devlet kurumlarının önemli bir bölümü bu paralel
yapının eline geçmiştir. Söz gelimi emniyet ve yargıda ciddi bir örgütlenme
oluşturulmuştur. Böyle söylendi, böyle takdim edildi. Eğer bu söylenenler doğru
ise önümüzdeki dönemde ne paralel yapıdan ne de bu paralel yapının gündeme
getirdiği yolsuzluk ve rüşvet iddialarından toplumu tatmin edecek bir netice
elde edilemeyecek demektir. Kısacası, paralel yapı siyaset meydanlarında
malzeme yapılırken, bazı kurumlara da zarar verildi, yıpratıldı. Bu bakımdan
öncelikli olarak bu kurumların yıpratılmışlığının giderilmesi gerekiyor. Bu iş
yapılırken paralel yapının eline geçtiği ileri sürülen kurumların bu defa da
iktidarın kontrolüne geçtiği gibi bir görüntünün ortaya çıkmaması gerekiyor.
Çünkü devlet kurumları özellikle yargı ve emniyet bir siyasi ya da çıkar grubunun
güdümünde olamaz/olmamalıdır. İktidarda hangi siyasi parti/partiler bulunursa
bulunsun bu kurumların görevi toplumda güven ve huzuru sağlamaktır. Çünkü
devlet toplumun tüm fertlerinin güvenliğinden sorumludur.
Bu arada seçim öncesi dönemde ister kendilerine yönelik
ağır ithamlar sebebiyle ister siyasi bir parti gibi hareket etme ve güç
gösterisi yapma arzusundan olsun paralel yapılanma bundan sonrası için
mücadelesini ya siyasi parti haline dönüşerek yapmalı ya da şimdiye kadar
verdiği görüntüyü terk etmelidir. İddiaları doğru bile olsa sergilenen tavır
iddiaların toplum nazarında itibar görmesini engelledi. Kısacası, toplum
siyasete ne adına ve ne şekilde olursa olsun siyaset dışı müdahaleyi hoş
görmüyor. İnsanımız siyaseti yönlendirmeye çalışan sivil ve asker
yapılanmalardan çok çekti. Çünkü bu tür müdahaleler toplumun ciddiye
alınmaması, adeta aptal yerine konulması olarak algılanıyor. İnsanımız,
`Uygulanmakta olan sistemin adı demokrasi ise, bırakın siyaseti sadece benim
iradem şekillendirsin diyor. Eğer son mahalli seçimler bir genel seçim
havasına bürünmüş, toplumun Başbakan a sahip çıkması şekline dönüşmüş ise bunda
toplumun siyasete dışarıdan müdahalelerden duyduğu rahatsızlığının önemli
etkisi olmuştur. Toplumu yönlendirmek isteyenler ne adına olursa olsun bu
mücadeleyi siyasi yoldan vermek durumundadırlar. Dışarıdan gazel okuyanlar
toplumun tepkisine yol açıyor. Kısacası, olağanüstü dönemlerde yapılan
seçimlerde tepki oyları belirleyici oluyor. Bir diğer ifade ile insanımızın
duygusallığı ön plana çıkıyor.