Cumartesi, 3 Kasım, gece; dünya medya kanalları olağanüstü bir durum ve haberle çalkanıyor. Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref anayasa mahkemesi hakimlerini görevlerinden alarak, ülkede olağanüstü hâl ilan etti. Aynı saatlerde yüzlerce kişi tutuklandı veya ev hapsi ile kısıtlandı. Bunlar arasında avukatlar, yazarlar, hakimler, aydınlar bulunmaktaydı. Pakistan daki özel televizyon kanalları dahi kapatıldı. Yurtdışı telefonlar kesildi. Günlük gazeteler kapatıldı. Pakistan halkı tam bir şok içine girdi. Dünyanın her tarafından birbiri ardına protesto sesleri yükseldi.

Sekiz yıl önce, askeri bir hareketle devletin başına geçmiş olan başkan Müşerref, 8 yıl sonra verdiği bu karar ve uygulamaya koyduğu işlemlerle Pakistan daki demokrasiye bir kerre daha darbe vurmuş oldu.

Her ne kadar, aynı akşam devlet televizyonundan, hem halkına ve hem de dünya kamu oyuna seslenen Müşerref, "Ne yaptıysam, sırf Pakistan için yaptım" dediyse de, durum ve olayların gelişimi maalesef Pakistan ın lehine olacak gelişmeler gibi görünmemektedir. Bu askeri bir darbedir. Zaten, her darbe yapan da, ülkeyi kurtaracağını iddia ederek, bunu yapmaktadır. İşin en anlaşılmaz yanı da zaten darbe ile gelen birinin, darbeye darbe vurma girişimidir.

Sıkı yönetim ilanının hemen ardından, Pakistan da, mahkemelere, "insan hakları ile ilgili hükümlerin talep ve uygulanmasında o kadar sıkı olmamaları" talimatı verilmiştir. Mevcut Anayasa ilga edilmiştir. Bunun yerine Geçici Uygulama Dökümanı yürürlüğe girmiştir. Hakimlere Anayasa üzerine değil, bu yeni döküman üzerine yemin etmeleri istenmiş ve yemin etmeyenler ev hapsine konmuştur. Bütün bunlar çok vahim gelişmelerdir.

Kısa Kronolojik Gelişme:

Pervez Müşerref, 8 yıl önce bir dış ülkeden dönüşü, uçakta iken bir darbe ile baştaki hükümeti devirerek idareyi ele almıştır. (Hazırlıkları daha önceden yapılmış olan bir askeri darbe ile).

Bugüne kadar da, devletin başında,  hem Cumhurbaşkanı, hem de Genelkurmay Başkanı olarak  görev yapmıştır. Böyle bir durum Pakistan Anayasasınca yasak olup yıllardır kendisinden bu vazifelerden birisini seçmesi istenmiştir. Ne yazık ki anayasaya aykırı olmasına rağmen, Pervez Müşerref, hiçbirinden vazgeçmemiştir.

Pakistan da, Anayasa Mahkemesi (Supreme Court) tamamen bağımsız olup hakimlerin hakikaten büyük yetkileri mevcuttur. Pervez Müşerref e en büyük baskı da bu hakimlerden gelmekte idi. Şu anda bunların hepsi emekli edilmiş ve bir kısmı da ev hapsine konulmuştur.

Bu sene yeniden seçildiği takdirde görevlerden birini bırakacağının sözünü veren Pervez Müşerref, tekrar seçilmiş ve göstermelik bir genelkurmay başkanı tayin etmeştır, ama yetkileri devretmemiştir. Bu yanlış bir tutumdur.

Bu arada, büyük yolsuzluklar yaptıkları ve Pakistan da siyasi istikrarsızlığa sebep oldukları gerekçesiyle yurt dışına gönderilen Navaz Şerif ile Benazir Butto, yaklaşan seçimlere katılmak üzere Pakistan a dönmek istemişlerdir. Olayların tırmanmaya başlaması bu girişimlerle olmuştur.

Benazir Butto, (BB olarak da tanınır) ülkesinden inanılmaz boyutta suistimallere ismi karışarak İngiltere ye gitmiş, orada eline geçirdiği servetle şato bile satın almış, sonra Dubai ye gelerek oradan Pakistan politikalarına karışmaya başlamıştır. Suistimal dosyaları hâlâ mahkemededir ve Benazir, aklanmamıştır. (Ne yazık ki, Pakistandaki davalar Pervez Müşerref in emri ile düşürülmüştür.) Aleyhinde bir dava da İsviçre de devam etmektedir. Bu durumda politikaya karışması çok yalnıştır.

Bunun yanı sıra ülkeye dönerek, tekrar başbakan olmak isteyen hem Navaz Şerif, hem de Benazir Butto daha önce ikişer defa başbakanlık yapmışlardır. (Sanki 160 milyonluk Pakistan da başka adam yokmuş gibi yine aynı işe talip olmaktadırlar.) Anayasada üçüncü defa başbakan olmak yasaklanmıştır. Buna rağmen, Müşerref, BB ile bir anlaşma yaparak onun mahkemede suistimallerden aklanması sözünü vermiştir. Buna karşılık Benazir, Müşerref le işbirliği yapmaya söz vermiş ve anlaşma imzalamıştır. Bu, her iki taraf için de çok yalnış bir tutumdur.

Ülkedeki diğer gelişmeler: 

1- Pakistan, 11 Eylül den sonra başlayan İslam Düşmanlığı karşısında gittikçe daha sert bir Batı karşıtı olmaya başlamıştır. Hele, Afganistan ın ABD tarafından işgali ve sürekli bombalanması, her yıl binlerce Afganlı mültecinin Pakistan topraklarına kaçmasına ve Pakistan devlet bütçesine çok büyük bir yük oluşturmasına sebep olmaktadır. Sadece mali külfet değil, bu muhacirlerin Pakistan da meydana getirdiği sosyal ve kültürel erozyon ve yaptığı tahrip büyüktür.

2- Pakistan ın sınır bölgesinde bulunan Kuzeybatı Sınır Eyaleti ve Veziristan gibi yöreler tamamen aşiretlerin idaresinde olup bunlar idaresi zor yörelerdir. Bu yörelere, ABD baskısı ile 100 bin kişilik askeri güç sevk eden ve sürekli oralarda Talibana saldıran Müşerref hükümeti, bölge halkını kendinden ve merkezden soğutmuştur. (Pakistan ın kuruluşundan itibaren askeri birlikler oradan çekilmiş ve bölge merkeze bir sosyal mütabakat belgesi ile bağlanmış bulunmakta idi. Bu yeni askeri girişim, bölgede adeta işgal gibi görülmüştür.)

3- Yine ABD nin baskısı ile medreseleri kapatma yoluna gidilmiştir. Medreseler birçok yörede halkın yardımı ile yapılmış okullar olup, mahalli halkın tek eğitim kaynağıdır. Ama ABD, buralardan yetişen dindar insanları, militanlarla eş tutmuş ve Pakistan hükümetine sürekli baskı yaparak, bunların kapatılması yönünde Müşerref i tahrik etmiştir. Yerine de herhangi bir alternatif konulmamıştır. Bunun sonucu olarak bir kaç ay önce İslamabad da (Kırmızı Camii, Al Camii veya Lal Mosque olayı yaşanmıştır.) Bu olayı hükümet iyi idare edememiş ve durum epey sıkıntı oluşturacakboyutlara ulaşmıştır.

4- Yine ABD nin baskısı ile Benazir Butto ile anlaşma yapmaya zorlanan Müşerref, suistimali herkesçe bilinen bu politikacıyı aklamaya çalışmak gibi bir yalnışa düşmüştür. Geçmişte, halk Butto lardan çok çekmiştir.

5- ABD nin Benazir ı bu kadar istemesinin sebebine gelince: Bu yine ABD çıkarlarına hizmet etmek içindir. Benazir, yurt dışında iken, özellikle ABD ile temas ederek onlara Pakistan ın nükleer santrallarının teftişi ve Abdülkadir Khan gibi dünyaca meşhur ilim adamlarının ABD tarafından sorgulanmasına da imkân tanıyacağına dair söz vermiş olduğu duyulan güçlü şöylentiler arasındadır. Bunlar, Pakistan ın lehine olacak gelişmeler değildir, ama Benazir Butto tamamen fırsatçı bir politikacı olarak ve kanunsuz bir şekilde tekrar başbakanlık koltuğuna oturmayı planlarken, bu hususları pek de dikkate almamaktadır. P. Müşerref ise onun desteği ile yine kanuna aykırı olarak Cumhurbaşkanlığı koltuğunda kalmayı hayal ettiğinden böyle bir işbirliğine sürüklenmiş bulunmaktadır... Bunlar tümüyle yanlış olaylardır.

6- Benazir in Pakistan a gelişi daha Karaçi ye girişi ile olaylı ve kanlı başlamış ve bu güne kadar da 160 kişi olaylarda ölmüştür.

7- Kısacası, genel manzaraya bakıldığında, Pakistan da idareye talip olanları büyük ölçüde Amerikan yanlısı görünüşlerine karşın, halkın büyük bir çoğunluğunun da Amerikan karşıtı olduğu ortaya çıkmaktadır.

8- Benazir veya başkası Pakistan ın nükleer merkezlerini veya ilim adamlarını  yabancıların kontrolları altına koymaya kalkarsa, Pakistan ISI (yani onların MIT ve Askeri Güvenlik Merkezi karışımı bir merkez) tarafından da çok sert bir tepki ile karşılaşacağı muhakkaktır.

Bu günlerde, ABD küresel stratejisi için, birçok Amerikalı sözcünün ifade ettiği gibi, istikrar en önemli faktör olarak kabul edilmektedir. (Bu Irak ve Kuzey Irak için de geçerli bir iddiadır). ABD her ne pahasına olursa olsun, bölgede, kendi gördüğü açıdan ve kendi anladığı şekilde bir istikrar istemektedir.

Bu sebeple de kendine yakın liderleri,  çoğu zaman belli şeyler yapmaya zorlamakta ve bu liderler de zaman içinde, ABD yi memnun etme çabaları içinde kendi toplumları ile ters düşmektedir. İşte bunlardan biri de Pervez Müşerref ve Pakistan daki olaylardır. Kısacası dar ufukların, şahsi çıkarların ve diktaya giden bir yönetimin gölgesinde bakalım bu durum nereye gidecektir

Umarız, tez vakitte Pakistan da tekrar Demokrasiye tam bir dönüş yapmayı başarır ve başkalarından ziyade kendisini memnun edecek politikalara döner.