Ankara-Tahran Hattında 5 İlke Dönemi! başlıklı yazımda
da ifade ettiğim üzere, Başbakan Ahmet
Davutoğlu nun İran ziyareti sonrası ortaya koyduğu ilkeler, daha çok iki ülke
arasındaki sürecin geleceğini belirlemeye yönelik Yeni Yol Haritası nın giriş
kısmı gibi duruyor. Eğer Suriye krizi aşılabilirse diğer bölümlere geçilecek.
Aksi takdirde başlarken bitecek ve kriz derinleşmenin ötesinde belki de çok
daha farklı bir boyut alacak.
Diğer taraftan, her iki ülkenin bu durumu görmemesi de
imkansız. Nitekim Başbakan Davutoğlu da buna dikkatleri çekerek: Suriye de
İran la farklılıklarımız olduğunu biliyoruz. Bunları da ele aldık. Kimin nerede
hata yaptığına değil şu anda ne yapmak gerektiğini ele aldık diyor. O zaman
ortada farklı bir hesap var. Sayın Davutoğlu nun pek de beklenilmeyen İran
ziyareti ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani nin önümüzdeki günlerde Türkiye ye
geleceğinin açıklanmış olması, her iki taraf açısından aciliyet gerektiren bir
gündeme ve olağanüstü gelişmelere işaret ediyor.
Bu gelişmenin nedenleri olarak şu hususlar sıralanabilir:
1) Yeni Suriye haritası ve bundan duyulan rahatsızlık; 2) Musul operasyonu ve
bunun Türkiye ile İran ı karşı karşıya getirme olasılığı; 3) Kürt Devleti
inşa sürecinde son noktaya gelinmesi 4) IŞİD bölgesinde Sünni Arap Devleti nin
kurulma sürecinin hızlandırılması; 5) Rusya nın bölgede her iki ülkenin
çıkarlarını tehdit edebilecek bir güce kavuşması; 6) ABD nin Türkiye ve İran
hesapları (özellikle de ABD Avrasyası bağlamında); 7) Almanya/AB faktörü ve
bunun Türkiye-İran boyutu (Türkiye ve İran ın Almanya/AB karşısındaki
kartlarını, pozisyonlarını işbirliği ile güçlendirmek ve Almanya merkezli olası
yeni bir ittifak arayışı üzerinden Batı ya karşı bir denge siyaseti
geliştirmek.)
Bunun dışında, Türkiye ve İran geç de olsa şu gerçekliğin
farkına varmış görünüyorlar: Her ikisine rağmen Ortadoğu, hatta Avrasya
merkezli bir oyun ve ittifak mümkün değil. Bunun öz Türkçesi ise yeni bir denge
politikası ve bu bağlamda eski defterlerin yeniden karıştırılması demek. Yani,
yeni bir ezber vakti. Peki, bu ne kadar mümkün
5 İlke nin
Önündeki Engeller
En büyük sorun, sürecin Suriye krizine endekslenmiş
olması. Dolayısıyla kırılganlık burada başlıyor. Suriye gibi kimin elinin kimin
cebinde olduğunun belli olmadığı bir krizde tarafları karşı karşıya getirebilecek
bir hadise her an patlatılabilir.
Mevcut krizi çözme ve olası krizleri engellemeye yönelik
ne tür bir mekanizma kurulacağı ve buna nasıl bir işlevsellik kazandırabileceği
hususu da netlik kazanmış değil. Daha da önemlisi, yeni süreçte tek bir iradeden
bahsedebilmek ne kadar mümkün Örneğin, İran da muhafazakar kanat (özellikle de
Devrim Muhafızlarının) bu yeni sürecin neresinde ve ne kadar tasvip ediyor
Bunların dışında, tarafların fazlasıyla angaje olduğu bir
takım ikili ve çoklu işbirlikleri söz konusu. Bunlar yerel bazda örgütler
olduğu gibi, devletler olarak da kendisini gösteriyor. Bu yapıların
Ankara-Tahran hattındaki sürece nasıl bir tepki verecekleri de muamma. Burada
Suudi Arabistan ve Rusya boyutları en ön plana çıkan aktörlerden.
Mevcut şartlar altında Suudi Arabistan ın buna tamam
demesi pek mümkün değil. Türkiye nin de Suudi Arabistan ı en azından şu ortamda
hayal kırıklığına uğratması beklenilmez. Benzer bir durum İran ın stratejik
ortağı konumunda bulunan Rusya ile ilişkileri açısından da geçerli. Her ne
kadar son dönemde aralarındaki çıkar ayrılıkları, hatta çatışmaları belirgin
bir hal almaya başlamış olsa da.
Bu durumda, her iki ülkenin bu güçleri arka planda
hissettirerek ortak bir zeminde buluşma noktasında iki çekirdek oyuncu rolüne
soyundukları söylenebilir. Bu da, bölge sorunlarının bölge aktörleri
tarafından çözülmesi yönündeki güçlü iradenin aktörlerinin sadece bu iki ülke
ile sınırlı kalmayacağına yönelik somut bir gösterge olarak kabul edilebilir.
Tünelin Ucunda D-8
Görünmeye Başladı mı
Türkiye ve İran tüm bölgeye şu mesajı vermiş durumda:
Eğer bir araya gelinmez ise, bölge kendilerine rağmen, hatta kendilerini de
içine alacak şekilde yeniden çizilecek. Bunu da bölge ülkelerini kendi
içlerinde çatıştırarak gerçekleştirecekler. Bu, Batı nın uzun zamandır
planladığı İslam ın kendi içindeki iç savaş olacaktır.
Bu mesaj bölgede ne kadar cevap bulur, bundan şu an için
pek emin olamayız. Ama, Türkiye ve İran ın etkili olduğu örgütler ve devletler
buna evet cevabı verirler ise, işte o zaman oyun seyir değiştirmeye
başlayabilir. Bölgede bir vekaleten savaş yürütmek neredeyse imkansız hale
gelir. Yeni Sykes-Picotlar için doğrudan savaşlar kaçınılmaz olur. Fakat bunu
göze almaları o kadar da kolay değil, özellikle de yıpratma savaşları konusunda
uzmanlık kazanmış bölge devletleri ve diğer yerel dinamikler göz önünde
bulundurulduğunda...
Dolayısıyla, Türkiye ve İran ın bölgede oluşturacağı yeni
denge, aslında bölgeye istikrar getirebilir. Buna Pakistan ve Suudi Arabistan ın
vereceği destek ise, hiç kuşkusuz İslam dünyasının yeniden doğuşu ile eşdeğer
olacaktır. Bu, rahmetli Hocamızın D-8 Projesi nin gerçekleşmesi yolunda
beklenen çok güçlü bir adım olacaktır. Eğer bu gerçekleşirse, tüm ittifaklar
sil baştan demektir!
İran Cumhurbaşkanı Ruhani nin Türkiye ziyaretinde
vereceği mesajlar işte bu açıdan önemli. Bu mesajların sadece iki ülkeyi
kapsamayacağı, başta Ortadoğu olmak üzere tüm İslam dünyasına yönelik olacağı
artık netlik kazanmış durumda. Bundan dolayı tüm gözler Türkiye ve İran a
çevrilmiş bulunuyor.