İdam kararlarının ardından politik nabzın hızla yükseldiği Mısır’da yapılan ve Abdülfettah es Sisi’nin % 97 oy aldığı sözde cumhurbaşkanlığı seçimi, Niccolò Machiavelli’nin Makyavelizm anlayışınınım temelini oluşturan ‘Principe’ (Prens) adlı eserinde yer alan “amaç için araç” faktörüyle tamamen örtüşmektedir.

Burada dikkat çekici önemli bir konu, 7 Eylül 2005 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde ‘El Hizb el Vatani el Demokrati (Ulusal Demokratik Parti) adına seçime katılan Hüsnü Mübarek’in, 7.059.010 (%22,9) seçmenin katıldığı seçimde oyların ancak % 88,6’sını almış olmasıdır. Seçimi protesto etmek için sandığa gitmeyen %77,1’lik seçmen ise Hüsnü Mübarek’e karşı tavır almıştır. Bu şartlar altında Hüsnü Mübarek, diğer adayların aldığı oy oranlarını da düştükten sonra, Mısır halkının ancak %20’sinin desteğiyle cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmeye çalışmıştır.

Mısır’da en son yapılan seçimde, alınan bütün önlemlere rağmen katılımın % 44,4’lere düşmesi ve Abdülfettah es Sisi’nin 23 milyon üzerinde oyla % 96,7 oranlı cumhurbaşkanı seçilmesi düşündürücüdür. Bu sonuç, 7 Eylül 2005 tarihine kadar Mübarek’in; ‘Başkanlık Onaylama Referandumu’ adı altında, kendini halka onaylattığını ilan ederek % 96 ile % 98 arası sonuçlarla meşruluğunu ilan etmesiyle büyük oranda örtüşmektedir.

Burada dikkat çekici bir başka önemli konu, demokrasiyle yakından uzaktan ilgisi olmayan bu dayatma cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra,  Beyaz Saray basın sözcüsü tarafından; “ABD, Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerinin galibi Abdülfettah es Sisi ile çalışmayı, ABD ve Mısır’ın menfaatlerine olan birçok konuda stratejik işbirliğini geliştirmeyi hedeflemekte ve Başkan Obama’nın cumhurbaşkanlığına seçilen Sisi ile önümüzdeki günlerde görüşmeyi amaçlamaktadır” şeklinde yapılan açıklama bir bakıma ABD’nin baştan beri Sisi’ye dolaylı olarak vermekte olduğu desteğin devamı ve Sisi’yi uluslararası alanda meşrulaştırmaya yönelik bir adımın parçasıdır.

Burada, Makyavelizm anlayışın dayanağı sayılan Prens adlı eserde; ‘Halkın tümünü kendine düşman eden bir prens, hiçbir zaman güvende değildir ve zalimliği arttıkça iktidarı da zayıflar.” Mısır halkına zulüm ederek, ABD ve İsrail’in emperyalist amacı için Makyavelist bir yaklaşım ve anlayışla o koltuğa oturan Sisi’nin, bundan sonraki Mısır’ın geleceğinde nasıl bir rol oynayacağı gayet açık bir şekilde mübeyyin olmuştur.

Mısır’da ortaya çıkan gösterileri, ‘Arap Baharı’ bağlamında ele almaya çalışan ve bunu Gene Sharp’ın ‘From Dictatorship to Democracy’ (Diktatörlükten Demokrasiye)’ye dayandırmaya çalışan çoğunluğun şimdi de, Mısır’ın yeniden,  demokrasiden diktatörlüğe ( From Democracy to Dictatorship) geri dönüşüne çanak tutan ve bu konudaki bütün çabalara destek olan ABD’nin demokrasi anlayışına ne demeli

Keza, kan gölüne çevrilen Suriye’de yapılan seçimde, Beşşar Esed’in % 88,7 ile zaferini ilan etmesi trajikomik bir durumun tezahürüdür. ABD, Mısır’da benzer şartlarda yapılan seçimlerde Sisi’nin arkasında yer alırken, Suriye’deki seçim meşru saymaması, Ortadoğu’daki politikasının gereğidir. Aslında, her iki seçimi de meşru göstermek mümkün olmasa gerek.

Franz Kafka’nın haksızlığı, hukuksuzluğu yalın bir anlatımla irdelediği  ‘Ceza Kolonisi’ kitabında; “cezaya çarptırılan mahkûmlar ne için cezalandırıldıklarını bile bilmeden sıraları gelince, mahkûmu yavaş yavaş ve acı çektirerek bir gün içinde öldüren makineye bağlanarak ölürler” cümlesi aslında Mısır’daki darbeci yönetim tarafından idam cezasına çarptırılan masum insanlarla büyük oranda örtüşmektedir. Bu konuda suskun kalan ve Sisi yönetimini desteklemeyi yeğleyen ABD yönetiminin demokrasi anlayışı bu olsa gerek.

ABD’ni desteğiyle ayakta tutunmaya çalışan ruh kökünü kaybetmiş ve taşlaşmış megalitleri andıran Mısır’daki Sisi yönetimi ve Suriye’deki Esed yönetimi, toplumun dayanağını kaybetmiş birer ‘menhir’ (dayanaksız)konumundadırlar.

Zulüm ve zalimin yanında yer almaya çalışan Batı’nın göstereceği çözümün de adil ve kalıcı olması beklenemez. Bu nedenle, Mısır ve Suriye başta olmak üzere, sorun yaşamakta olan tüm İslam coğrafyasında çözüm için Müslümanlara her zamankinden daha fazla görev düşmektedir.