Bağımlılık yapma potansiyeli yüksek yeni bir bilgisayar oyunu geliştirildi. Oyunun sakıncaları dünyada tartışılmaya başladı. Pokemon Go adlı oyun ‘artırılmış gerçeklik’ özelliği ile oynayan kişiyi sanal alana davet ediyor. Bir bakıma içine çekiyor, adeta yutuyor.

Yakında elindeki cep telefonuna bakarak dolaşan, arada bir koşan, yavaşlayan, ileri geri gidip gelen gençler ve çocukları sıkça göreceksiniz.

Oyun için bir cep telefonu yeterli. Uygulamayı açtığınızda oyun karakterlerinin gizlendikleri konumu bulmak için dışarı çıkmanız gerekiyor. Oyun, böylece oynayan kişiyi giderek artan level’larla adeta ekrandan içeri çekmeyi başarıyor. Tabii aynı zamanda sanal ortamı da alana çekmiş ve yeryüzüne indirmiş oluyorsunuz. Oyun için ‘artırılmış gerçeklik’ reklamı yapılıyor ama öte yandan ‘gerçeklik’ bu oyunla itibarsızlaşıyor.

Neden? Bir kere oyun için sokakta, orada burada dolaşan kişi, o an ortamın gerçekliğinin dışındadır. Oyunla kafası meşgul olanın selam alması, selam vermesi, yardım isteyen birine bakması zor. Bir tanıdığını gördüğünde,  görmemezlikten gelmesi gayet normal.  Oyunun verdiği heyecanla sürek avında ilerlerlerken, ekran dışındaki dünya onun neyine…

Bu oyunun ötekilerden farkı, artırılmış gerçeklikle çocukların benlikleri üzerinde daha çok etkiye sahip olması. Yani bilgisayar başından kalkan çocuk, fiziksel aktivitelerinde doğal hayata dönebilmektedir. Pokemon Go oyununda olan çocuğun, sosyal alanda her an bir av yakalama düşüncesiyle ortama adapte olmaları güç.

Meseleye ayna olması bakımından, dijital olmayan geleneksel oyunlar doğru bir ölçü olabilir. Örneğin futbol oynayan bir gencin herhangi bir nedenle oyundan çıkarak, size karşılık vermesi ve ya hatırladığı işine yönelmesi mümkündür. Bu oyunda algısı ve dikkati yerli yerindedir.

Halbuki sokaklarda cep telefonunda oyun karakterini takip eden kişinin dikkati ve algısı ekrana odaklanmıştır. Oyunun heyecanı ve hazzının, akıl ve duygu üzerindeki etkisi büyüktür. Öteki oyunlarda, örneğin futbol oynarken zihin bu denli yoğun değildir.

Gözü, bir not defteri büyüklüğünde bir alana hapsolmuştur. Koordinatlar arasında bir dijital devre gibi sisteme entegre olan bir zekâdır onunki!

Akıl, idrak, muhakeme ve algı zekâ ile elde edilen hazla perdelenmiştir.

Pokemon figürlerini avlamaya çalışan çocuk yürürken, sağa sola amaçsız yönelirken gerçek dünyada olduğu halde, yürüdüğü zeminin, ağacın, gölgenin, güneşin, yağmurun, zamanın farkında değildir. Sanal dünyanın hapsindedir.

Sadece bu oyun değil, birçok bilgisayar oyunu bireyin benliğini sürekli aynı yönde etkileyerek değişime uğratmaktadır. Genç, benliği ile adeta ortadan kaybolan ve esamisi okunmayan bir varlığa dönüşebilmektedir.

Düşünür Perviz Mansur, modern çağda insanlar tekniği bilinçsizce kontrol ettiğini vurguluyor: “İnsanın teknolojiye adapte olması, tekniğin insanı kontrol etmesinden kaynaklanmadı, tekniğin insana boyun eğmesinden kaynaklandı.”

Pokemon Go gibi oyunlarda ki ileri teknolojiyi, insanlığın hayrına nasıl kullanabileceğimiz üzerinde düşünmeliyiz.

‘Hayırlı teknoloji’ kavramıyla gençleri, iyi şeyler icat etmek üzerinde düşünmeye  davet ediyorum…

SANAL EĞLENME SANATI

Çocukluğunda Pokemon adlı çizgi filmi izleyen gençleri daha çok heyecanlandıran bu oyuna bir ilave var: Go! Yani, git ya da ilerle.

Yaşlarına göre oyun bulmakta zorlanan gençlerin imdadına yetişmiş gibi. Sadece gençler mi, yetişkinlerde çocuklarıyla birlikte aynı sürek avında olabiliyorlar. Çocuklarını kırmamak için arabayla yollara düşerek, cep telefonuna yansıyacak figürü bulma peşindeler.  Cadde, sokak, iş merkezleri hatta evlerin bahçelerine kadar girdikleri vaki.  Konuma dair sinyal aldıklarında yapacak bir şey yok. Hem çocuklarını kırmayan ebeveynler, rica minnet ev sahibini odalarına kadar girebilirler. Akıldan zoru yok bu insanların, sadece eğlenmek niyetindeler!

‘Boş zamanları değerlendirme kolu’ vardı okul yıllarımda. Şimdi boş zaman yok, hatta zaman yetmediği için geç uyuyan ve okula uykusuz giden çocuklar zamanı. Öğretmenlerin bugünlerde yakındığı konulardan biri de; derste uyuyan öğrenciler. Teknolojiyi sık kullanan gençlerin özelliklerine baktığımızda, az kitap okuyorlar, diyalogda yetersizler,  konuşma biçimleri kaçamak ve bir süre sonra sıkılıp enfiye çıkarır gibi ceplerini yokluyorlar.

Onlar bizim çocuklarımız, henüz dünyada ki akranları kadar müptela değiller. Evet, eğlence teknolojisinin bağımlılık gibi önemli bir özelliği var.

Onların dünyasına girdiğimizde, aslında kendilerine sunulmuş bir anlam dünyasında yetersiz kaldığımızı görüyoruz.

Onları eğlenmeye iten bir neden var; büyüklerin de yaşadığı anlam boşluğu…

YAVAŞ BÜYÜYEN ÇOCUKLARIN EBEVEYNLERİ

Teknoloji bağımlısı çocukların kullandıkları cihazlara eklemlendiğine dair şikâyetler alıyorum. Ebeveynlerin dile getirdiği şey çocukların neredeyse cihaza entegre olmaları. Bu denli şikayetin ardında diyaloglara baktığımızda birinci konu; ders çalışma.

Anlam boşluğu olan anne babaların hedeflerin başlıcası akademik başarı. Çocuğun psikososyal ihtiyaçları için gayret göstermeyen anne babaları anlamaya çalışıyoruz. Günümüz insanı yaşadığı topluma uyum göstererek daha bireysel yaşamaktadır. Egosantrik benlik dünyada olduğu gibi bizim kültürlerde de hüküm sürmektedir.

Bu nedenle çocuklar için daha gözlenebilir sonuçları amaçlamaktadırlar. Oyun bağımlısı çocuğundan yakınan bir anne için çözüm çocuğun okul başarısı. Hem oyun bağımlısı hem de başarılı olan danışanlarım var: Zekâ ile elde edilmiş akademik başarıdan memnun olan ebeveynin yakınması bilgisayar oluyor bu kez.

Çocuğunun kendileriyle arasındaki konum duyarsızlığından yakınmıyorlar. Batılı ülkelerde olduğu gibi evde yaşayanlar arasında saygıya dayalı bir iletişim yok. Daha kötüsü anne babalar böyle bir beklenti içinde değiller. Yorgunlar çünkü.

Bugünün çocukları yavaş büyüyor. Anne babaları onlara sorunluluk yüklemiyorlar. Bunun için kendilerini değiştirmek ve çocuk için emek vermek zorundalar. Fakat çocuğun ahlaki gelişimi için emek göstermek günümüz insanına giran geliyor.

Çocuklarımızın oyun teknolojisi ile benlikleri dönüşüyor. Yeri geldiğinde otorite ile sorumluluk kazandırmalı, kimi zaman da sevgiyle benliklerini beslemeli.

Çocuk gelişimini yavaşlatan, çocuk merkezli aileden ebeveyn merkezli aile modeline dönmemiz gerekiyor.