Bugün insanoğlunun girdiği yolun nereye çıktığını anlamak için durup iyice düşünmekten başka çare yok. Kesinlikle, tam olarak motoru durdurmamız lazım. Bugün durmak demek, aynı zamanda küresel hız tuzağına karşı gelmek demektir. Bugün durmak demek, mevcut küresel sisteme karşı durmak, ifsat düzeninin şifrelerini kırmaya aday olmak demektir. Hazzın hızla harmanlandığı, düşünmeye karşı silah olarak kullanıldığı bir zamanda, en istenilmedik şey durmaktır. İnsan durmadan düşünemez. İnsan durmadan, durup sağına soluna, önüne arkasına bakmadan düşünemez. İnsan durmadan, etrafında olan bitenin farkına varamaz. İşte bu yüzden küresel ifsat sistemi sürekli hızlanmak, bir an bile durmamak için değil, kimseye fark ettirmeden, düzenin devamını sağlamak için uğraşmaktadır.

Durmadan, nefeslenmeden, eskilerin tabiri ile “bir soluklanmadan”, yalnız kalmadan, hayatı anlamak, anlamlandırmak pek de mümkün değildir. Peygamberimizin (S.A.V.) Hira günleri, düşüncenin, tefekkürün, akıl yürütmenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır. Kalabalıkları uyandırmak, onlara yön vermek için evvela yalnızlığın ne olduğunu anlamak, kıymetini bilmek gerekir. Herkes iletişim çağında yaşadığımızı iddia ediyor. Dünyanın öbür ucundaki kişilerle irtibat kurmak saniyeler alıyor. Eskilerin en zor işlemleri, artık bir tıkla hallediliyor. Teknoloji akıl almaz boyutlara gelmiş durumda. Peki, ahlâk, adalet anlayışı, diğerkâmlık, vicdan, infak duygusu, hayırseverlik? Gerçekten ihtiyacımız olan şey sizce hangisi? Teknolojide ilerledikçe, insanlıkta gerilediğimizin acaba kaçımız farkında? Nesnelerin interneti, metaverse, big data, sanal gerçeklik gibi dijital dünyanın yenilikleri konuşulurken, insanlığımız, vicdani yönümüz neden gündem olmuyor?

Hazzın ve hızın esaretinin yanında bir problemimiz daha var. Soru sormak. Gelişen teknoloji, iletişim çağı, dijital dünya her şeyin kolayını, hazırını sunmakta oldukça mahir. Çaba harcamadan, sorun çıkarmadan, düşünmeye, alın terine ihtiyaç duyurmadan, her şeyi önümüze koyma eğiliminde. Böylelikle kolayın verdiği konfor, soru sorma yeteneğimizi de köreltir hale geldi. Soru sormak, aynı zamanda düşünmek, akıl yürütmek ve en önemlisi itiraz etmek anlamlarına gelir. Soru sorma yeteneği elinden alınan bir insanın geriye neyi kalır ki? İçinde yaşadığımız dünyanın bir parçası isek, olayların neden ve niçinlerini bilmek en doğal hakkımız değil mi? “Sorma yap” demek aynı zamanda “düşünme sus” demektir. Bu durum aslında kölelik sisteminin geldiği son noktadır. Adına “dijital kölelik” deyin, “kölelik 5.0” deyin, “tekno kölelik” deyin, ne derseniz deyin. Sonunda kölelik, köleliktir.

Kimler duramaz, düşünemez, soru soramaz, akıl yürütemez biliyor musunuz? Açlar, işsizler, borçlular, inancından uzaklaşanlar. Başka kimler dersiniz? Paraya, mala, mülke esir olanlar, eşyaya tapanlar, makama köle olanlar, başındakilerden, Allah’tan çok korkanlar. İşte bütün dünyada insanları iki uca hapsetmek istemelerinin sebebi bu. Orta kesimi istemiyorlar, orta yol ehli insanları, makulün peşinde olanları, dünya malına teslim olmayanları, makamın, paranın satın alamadığı insanları istemiyorlar. Duran, düşünen, soru soran, akıl yürüten, itiraz eden insanları istemiyorlar. Onlar ki, bütün insanlığın kurtuluşunun yegâne teminatıdır. Bütün insanlık, onların ayağa kalkacağı günü bekliyor.