Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği’nde geçtiğimiz
Cuma günü bir tören yapıldı.
Beni çok duygulandırdı bu tören. Binaya girince neredeyse
yarım asır geri gittim, içeride yıllardır tanıdığım dostlarımı ve duvarda
şehitlerimizin büyük bir özenle asılmış resimlerini görünce…
1963–1974 yılları arasında yaşadığımız mezalim, bizlere
uygulanan soykırım ve o kötü günler bir sinema şeridi gibi gözümün önünden
geçti. Bir an 22 Aralık 1963 gününü tekrar yaşıyormuşum gibi hissettim.
Küçük Kaymaklı’da şehit olan Hüseyin Ruso, Kumsal’da
şehit olan Erdoğan Rifat geldi gözümün önüne aniden. Rahmetli Erdoğan o
mükemmel sesi ile şarkı söylüyordu, rahmetli Ruso’nun da üzerinde beyaz bir
atlet, beyaz bir pantolon, ayaklarında da beyaz spor ayakkabıları vardı. Sanki
şehit olmamışlardı ve karşımda duruyorlardı.
Sonra yanık, yıkık Küçük Kaymaklı’da gördüm kendimi.
Çocukluğumun bir kısmının geçtiği, her gün bisikletimle Bayraktar Ortaokulu’na
gitmek için güle oynaya içinden geçtiğim sokaklar, EOKA’cı katil Sampson’un
komutasındaki Rum milislerin saldırısından sonra adeta ağlıyordu. Evlerden
dumanlar yükseliyor, insanlar ağlaşıyorlardı.
Omzuma dokunan bir elle, tekrar günümüze geri döndüm.
Beni geri getiren dokunuşun sahibi dernek başkanı, Larnaka’dan arkadaşım Ertan
Ersan’dı. “Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği”nin başkanlığını büyük bir
özveri ile yıllardır sürdürdü Ertan dostum.
Büyük bir özveri diyorum çünkü gerçekten de bıkmadan,
usanmadan “Şehit Aileleri” ve “Malul Gaziler” için bütün enerjisini ve sosyal
ilişkilerini koydu ortaya, çalışma arkadaşları ile birlikte. Özellikle
şehitlerimizin eşlerinin ve çocuklarının rehabilitasyonu için çalmadık kapı,
ziyaret etmedik siyasi bırakmadı.
Gerçekte, şehitlerimizin arkada bıraktıkları ailelerinin,
yani eşleri ile çocuklarının hem geçim korkusu olmadan, hem de gelecek endişesi
bulunmadan yaşamlarının garanti altına alınması devletimizin önceliği ve
olmazsa olmazı olmalıydı.
Bugün itibarıyla 17 şehit çocuğumuzun işsiz olduklarını
duymak beni can evimden vurdu. Sayıları istihdam edilemeyecek kadar fazla
değil… Bu sayının büyük bir kısmı batan, iflas eden veya da kapatılan kamu
kuruluşları nedeni ile açıkta kalanlar. İvedilikle bu çocuklarımızın devletimiz
tarafından işe alınmaları ve istihdam edilmeleri gerekmekte. Bu hem üzerinde
yaşadığımız toprakları vatan yapabilmek uğruna canlarını veren şehitlerimize
olan borcumuz, hem de hepimizin vicdani yükümlülüğü.
Daha gencecik yeni bir gelin iken, kocasının 1974 Barış
Harekâtı’nda köye gelen Rum milisler tarafından alıp götürülüp şehit edilmesi
ile karnında çocuğu ile dul kalan bir annenin feryadı beni gerçekten de çok
etkiledi. Taşkent’ten gelen bu şehit eşi, çocuğuna iş, can yavrusuna gelecek
garantisi istiyordu sadece. Ve biz bunu hâlâ daha gerçekleştirememişiz.
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği’ne dönecek
olursak, dernek başkanı ve yönetimi birlikte o denli etkili ve verimli
çalışıyorlar ki, adeta bir müze haline getirdikleri dernek binasını bu güne
değin 68 bin kişi ziyaret etmiş. KKTC’deki tüm okullara, bazı sivil toplum
örgütlerine, sivil halka, Türkiye’den gelen sivil ve resmi kişilere ilaveten
Rumlar, yabancı parlamenterler, yabancı misyon şefleri ve yurt dışından Güney
Kıbrıs’a gelen yabancı muhabirler de ziyaret etmişler derneği.
Beni en çok şaşırtan da, Kıbrıs’ın Rum kesiminden bazı
gençlerin derneği ziyaret etmeleri ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin resmi yayın
organı olan “Kıbrıs Radyo Yayın Korporasyonu”nun da (RIK) dernekle ilgili bir
belgesel yayınlamış olması.
Geçtiğimiz Cuma günü dernek binasında yapılan törende,
1958 şehidi Yunus Hüseyin, 1974 şehidi Hasan Hüseyin Kral ve 1974 şehidi Celil
Hüseyin’in eşlerine/çocuklarına altın kaplama onur madalyası ve onur belgesi,
aralarında benim de yer aldığım “Varoluş Mücadelemize” katkı koyan Ayer
Özsağıroğlu, Akay Cemal, Bilbay Eminoğlu, Eftal Akca, İlter Kırmızı, Muhittin
Güven, Özcan Özcanhan, Tuğrul Hilmi Berkay’a da onur madalyası ve belgesi
verildi.
Benim için olağanüstü bir gurur oldu bu. T.M.T.’de
Mücahitlik görevimi yapmıştım, 1974 Barış Harekâtı’na Mücahit olarak
katılmıştım ama sanırım aldığım belge ve şiltlerin arasında en kıymetlisi bu
oldu. Hemen madalya ile belgeyi çerçeveletip odama astım. Sanırım en çok gurur
duyacağım mirasım bu “Onur Madalyası” ve “Onur Belgesi” olacak…
Bu gün İngiliz sömürge İdaresi’nin Kıbrıs’ta Türklerin de
var olduğunun, Kıbrıs adası üzerinde Türklerin de haklarının bulunduğunun
farkına vardığı günün 55. yıl dönümü. 27–28 Ocak 1958 günü yapılan “Varoluş”
Mitingi’nde şehit olan kardeşlerimi saygı ile anıyorum. Ruhları şad olsun…