Türkiye hattında peş peşe birbirinden ilginç gelişmeler

yaşanıyor. Amatör bir fotoğrafçı olduğu ifade edilen Sarai Sierra ilk yurtdışı

gezisini Türkiye’ye yapıyor. ‘Ziyaret bir, ölüm bir’ oluyor. Bir otelde

kalmıyor, bir daire kiralıyor. Yanına rehber almıyor ve İstanbul’un en ücra

köşelerinde geziniyor. Ya çok saf ya çok cesur! Yine İstanbul’da iken bir iki

defa Avrupa ülkelerine girip çıktıktan sonra geri dönüyor. Fazlasıyla

esrarengiz ve fazlasıyla muamma.

Yine DHKP-C üyesi Ecevit Şanlı Amerikan elçiliğini basıp

kendisiyle birlikte koruma görevlilerinden birisini öldürüyor.

Üçüncü karede ise CIA’nin ihbarıyla, Bin Ladin’in damadı

Süleyman Ebu’l Geys’in Çankaya’da kaldığı bir otelde yakalanması var. Hem de

elçilik baskınına denk gelen sıralarda. Ayıkla pirincin taşını! İran’dan

geliyor yanında sahte Suudi Arabistan pasaportu var. Uzun yıllar İran’da

kamplarda misafir etmişler.

Kuveyt vatandaşlıktan çıkardığından dolayı akıbetiyle

ilgilenmiyor ve daha doğrusu başına bela almıyor. Türkiye’den iade talebinde

bulunmuyor. Arap basını meseleyle yakından alâkadar. Arap basınında bu konuda

iki husus öne çıkıyor veya dikkat çekiyor. Bunlardan birisi, Amerikalıların Süleyman

Ebu’l Geys’i sorgulamak-yargılamak üzere talep etmeleri. Türkiye’nin bu talebi

değerlendirdiği de ifade ediliyor. İkincisi, Ürdün’de yayınlanan ve Müslüman

Kardeşler’e yakınlığıyla bilinen Es Sebil gazetesindeki haberde ise Türkiye’nin

iade talebini reddettiği yönünde bir ifade yer alıyor. Dileriz bu ayrıntı

doğrudur.

*

Süleyman Ebu’l Geys’i tanımam ve yöntemlerini de

onaylamam. Ama bu onların Amerikan yönetimine teslim edilmesini gerektirmez.

Aksine, en doğrusu Kuveyt’in geri alması olurdu. Lakin cirmi kadar yer yakan

Kuveyt başına bela almak istemiyor. Aldıktan sonra ABD’ye teslim etse

erkekliğin şanına yakışmaz ve içeride ve dışarıda tepki alır. Öbür taraftan da

ABD’ye kolay kolay direnemez ve hayır diyemez. Bu durumda, Süleyman Ebul’l Geys

Türkiye’nin eline kalmış bulunuyor. Türkiye’nin elinde bir kora dönüşme durumu

var. Yargılasa neye göre yargılayacak

Bunun dışında da Türkiye’nin Süleyman Ebu’l Geys’i teslim

etmemesini gerektiren artı sebepler var. Bunlardan birisi ‘kör imam’ lakabıyla

anılan Ömer Abdurrahman meselesidir.

ABD adil değil, komplocudur. Bir tertip sonucu haksız

yere Ömer Abdurrahman’ı Amerikan hapishanelerinde çürütmektedir. Başta şeker

olmak üzere çok sayıda hastalıktan muzdariptir. Ve İkiz Kuleler’in provası olan

bir Amerikan tertibinden dolayı 1993 yılından beri Amerikan hapishanelerinde

ölüm gününü iple çekmektedir. Tek suçu aslında fazlasıyla açık sözlü ve saf

olmasıdır. Muhammed Mursi’nin Ömer Abdurrahman’ı geri istemesi de fayda

vermemiştir. Lakin ailesi işin peşini bırakmıyor ve Amerikalılardan Ömer

Abdurrahman’ı geri istiyor. O bir av ve kurbandır. Türkiye, Süleyman Ebu’l

Geys’i Amerikalılara vermek bir yana adaletin yerini bulması amacıyla

Amerikalılara Ömer Abdurrahman’ın iadesi için baskı kurmalıdır. ABD’nin tek

yanlı baskılarından karşılıklı adalet terazisine geçilmelidir.

Sorgulanmazlarsa, Amerikalılar kendilerini hâlâ dünyanın jandarması sanıyor ve

haklı olduklarını varsayıyorlar. Güçlü olmak ve her istediğini almak onlara

haklılık gibi geliyor. Eminim Mısır’dan geldiğinden dolayı Amerikan Büyükelçisi

Ricciardone, Ömer Abdurrahman ile ilgilenmese de meselesini yakından biliyor

olmalıdır.

*

Ömer Abdurrahman suçunu bilmeden hapishanede gün değil

ömür sayıyor. Ama Büyükelçi hesap vereceğine hesap sorma makamında! Ergenekon

ve Balyoz davalarının hesabını soruyor. Milletvekillerinin, profesör ve

komutanların “neyle suçlandıklarını bilmeden” hapis yattıklarını, haklarındaki

suçlamaların “tam anlaşılamadığını” söyleyen Ricciardone, Michael Howard’ın

benzetmesiyle Donkişot tarzı sözlerini şöyle sürdürüyor : “Çok uzun süredir

hapiste olan milletvekilleri var, bazıları belirsiz suçlarla hapiste tutuluyorlar.

Kendilerine ülkeyi koruma görevi verilen askeri liderler, sanki teröristmiş

gibi hapisteler. Profesörler var. Eski YÖK Başkanı, hakkındaki 16 yıl önce

görevdeyken yaptığı çalışmalarla ilgili belirsiz suçlamalarla demir

parmaklıklar ardında tutuluyor. Harçları protesto için barışçı gösteri yapan

öğrenciler hapiste. Eğer bir yargı sistemi bu sonuçları doğurursa ve bunun gibi

insanları teröristlerle karıştırırsa, Amerikan ve Avrupa mahkemelerinin buna

karşılık vermesi zor olur!” Pes doğrusu! Dursun Karataş gibi azılı teröristleri

Avrupalılar bunun için mi iade etmedi

“Vekiller neyle suçlandığını bilmeden hapiste yatıyor”

diyor. Sanki bu sözleriyle Büyükelçi, Amerika’da aynı şekilde yatan Ömer

Abdurrahman’ı tarif etmiş oluyor. Utanmazsan dilediğini yap! Büyükelçi utanmayı

bilmiyorsa, Türk muhataplarına sorsun!