Yerel seçim sonuçları, bir manada iktidar için “topal ördek” tanımlaması da yaptırıyordu.

Cumhuriyet Halk Partisi, tamı tamına yarım asır sonra, ya da 47 yıl sonra birinci parti olarak çıkmıştı.

CHP, birçok büyükşehri kazanarak yerelde iktidarı ele geçirirken aslında Millet İttifakı ve de çokça eleştirilse de 6’lı masanın getirdiği rüzgârla da ipi göğüslemişti.

İktidar partisinde öbekleşen muhafazakâr seçmende ise ilk kez çözülme başlamıştı.

CHP, bu zaferi yeteri kadar sindirebildi mi, yoksa yanlış mı yorumladı, onu zaman gösterecek.

Ancak başta da belirttiğimiz gibi iktidar, sandıktan tabiri caizse topal ördek olarak çıkmıştı.

Hatta ilk günlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel dahi erken seçim çağrısı yapmayacaklarını belirtmişti ama erken seçim çağrısı çok sürpriz bir isimden geldi. AK Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Elitaş, bir televizyon programında yaptığı açıklama ile “erken seçim değil ama öne alınmış” bir seçimden bahsetti.

Elitaş, bu açıklaması ile siyasi literatüre yeni bir tanımlama kazandırmış olurken, Devlet Bahçeli’den de rol çalmış oldu.

Buyurun Mustafa Elitaş’ın açıklamalarını birlikte okuyalım ve devamında da yorumumuzu yapalım:

 “14-28 Mayıs'ta millet bize 5 yıl Türkiye'yi idare etmeye yetki verdi. Biz bu yetkiyi sonuna kadar kullanacağız. Erken seçim değil, öne alınmış seçim olabilir. Şu anda iki kurum erken seçim isteyebilir. Birisi parlamento, 360 milletvekili ile seçimin yenilenmesi kararı alabilir. Veya Sayın Cumhurbaşkanı, 'Ben artık devam etmek istemiyorum' der, aday da olamaz. Ama parlamento kararı olursa Sayın Cumhurbaşkanı yeniden aday olabilir. Anayasa'da bu hüküm mevcut. Yerel ve genel seçimlerin en uygun tarihi Ekim ve Kasım aylarıdır. 2028 seçimlerinin bana göre 2027 Kasım ayında yapılması benim için uygun zamandır, doğru zamanıdır."

Evet, okuduğumuzdan anladığımız şudur:

Elitaş, öyle alelade bir isim değil. İktidar partisinin, yani AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vekili. Bizler burada yazacaklarımızı kılı kırk yararak satırlara dökerken Mustafa Elitaş gibi bir isim, konuştuklarını ağzına geldiği gibi konuşmaz, konuşamaz. Hatta detaya girip tarih dahi vermek, işin pişirildiği anlamına rahatlıkla gelir.

Araç açılım süreci, amaç Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tekrar aday yapmak ve seçtirmek mi?

Sayın Mustafa Elitaş bunları konuşunca bizlere de başlıktaki soruyu sorma hakkı doğuyor.

Bilindiği üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan, anayasal olarak son kez seçime girdi. Normal şartlarda bir daha aday olamayacak ama “normal” şartlarda tabii. İlk yol “anayasa değişikliği” ama bu, pek mümkün görünmüyor. İkincisi ise bazı hukukçulara göre; “Meclis bir erken seçim kararı alırsa Erdoğan da bir kez daha aday olabilir.”

Bu yolu zaten Elitaş da dillendirmiş.

Tabii aday olmak yetmiyor, bir de kazanmak gerekiyor.

O zaman bu şık için de düğmeye basılmış denebilir.

Bir süredir dillendirilen ve terör örgütü liderine hayal edemeyeceği imtiyazların teklif edildiği açılım süreci, “Aslında bir erken seçim süreci miydi?” denebilir.

Peki, bugün bir seçim olsa ne olur?

Başta da belirttiğimiz gibi son yerel seçimlerde çıkan tablo, elimizdeki tek gerçek veri. Hepimiz yapacağımız yorumda ya da tahminde yanılabiliriz.

Son verilere göre yorum yapacak olursak…

Birinci parti olmak, ikinci ya da üçüncü parti olmaktan çok daha zordur.

Geldiğiniz noktada kalıp hatta daha ileri gitmeniz gerekir.

İktidar bloku zaten kendi zaviyesinden değerlendirme yapıp birtakım önemli adımları atıyor ama CHP gittikçe kendini yalnızlaştırıyor gibi bir tablo oluşuyor.

En azından yerel seçim zaferinin “akşamdan sabaha gelmediğini” ve özellikle ülkemizin en az yüzde 65’ini oluşturan muhafazakâr kesimle oluşan bağı elinden kaçırmaya başladığını söyleyebiliriz.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri için yüzde 48 yetmemişti, bu kez yüzde 51 için mücadele edilecek.

Bakalım zaman ne getirecek ama ülkemizin siyasi zemini kadar kaygan başka zemin var mı bilinmez tabii…