Medeniyet şairimiz Yahya Kemal Beyatlının tarihle ayağa kalkmak diye bir tezi vardır. Bu doğrudur ve Macid Arsan Geylani gibi yazarlar İsrailin Salahaddin ve Müslümanların şanlı tarihini unutturmak istediklerini söylerler. Bazen Hendek Savaşında olduğu gibi düşman koalisyon ve ittifak halinde karşınıza dikilir. Düşman kavi ve talih zebundur. Araplar bu durumu yermune bin kavsin vahidin diye ifade ederler. Yani bütün düşman aynı yaydan atar. Bu durumda olağanüstü bir kararlılık, sebat ve cesaret gerekir. Dolayısıyla orantısız güce karşı asimetrik bir savaş verilmesi lüzumu doğar. Bu durumda korku sınırlarının aşıldığı bir cesaret halini kuşanmak gerekir. Histeri haline girmek. Tarihte yalnızlıklar ve zorluklar yüksek kahramanlıklarla aşılmıştır. Bugün de tarih bir sıkışma halini yaşıyor. İslam dünyası birçok düşmanla çepeçevre sarılmış durumdadır. Bu durumda manevi ve kahramanlık katsayısını artırmaktan başka çare yoktur. Bu da tarihe ve tarih şuuruna dönerek mümkündür. Bu şuurla canını dişine takarak nice az topluluklar çoğunluğa galip gelmiştir. Savaş çoklukla, toplulukla değil iradeyle kazanılır. İrade de inanca ve ihlasa ve onun ötesinde tefani sırrına bağlıdır. Tefani sırrı davasında yok olmaktır.

Abdullah Turhan, Osmanlının kader anlarında deliliğe ve delilere başvurduğunu yazar. Bu tasavvufta da vardır. Ballar balını buldum kovanım yağma olsun anlayışının savaş sahnesine yansımasıdır. Ölümün düğün bayram haline gelmesidir. Osmanlının Kanatlı Süvarileri: Deliler kitabında bu ölüm sırrı ile geçilen ölümsüzlük sahneleri anlatılmaktadır. Osmanlılar gözü pek neferlerden oluşan özerk ordular kurmuşlar ve bunlar ölümün üzerine giderek zaferler kazanmışlar ve Osmanlının önünü açmışlardır. Günümüzde de siyasi entrikalardan kurtularak bu anlayışı ve yapıyı yeniden kurmak zorundayız. Zira tarih tekerrür ediyor ve mukabele de böyle tekerrür etmeli. XV. yüzyılın sonlarından itibaren Rumeli ve kuzey sınır bölgelerinde akıncılardan ve diğer mevcut sistemlerden farklı, yeni bir askeri atlı sınıfın ortaya çıkması Osmanlı da o zaman kadar meydana gelen bazı önemli gelişmelerin ve bunlardan alınan derslerin sonucudur. XV. yüzyılın sonunda, Sultan Bayezid devrinde yaşanan şehzade kavgaları, Anadoluda pek çok yerde yaşanan ayaklanmalar, Sultan 1. Selimin doğuda İran, Mısır, Suriye seferleri ile meşgul oluşu, Rumeli sınırlarındaki beyleri aniden ortaya çıkabilecek ciddi gaileleri önleyebilmek için bir çare düşünmeye zorlamış ve onlar da akıncılardan ayrı olarak kendi emirlerinde olacak hafif atlılardan oluşan yeni ve özel bir süvari sınıfı kurmaya yönelmiştir. Bunlar ölümün üzerine atlayan kanatlı süvariler ve Osmanlının delileriydi. İşin örgütlenme kısmı ayrı ama muhakkak ki Osmanlının torunları olarak yeniden kahramanlık kültürünü canlandırmalıyız. Milletlerin, Hendek Savaşında olduğu üzere ve kasa hadisi doğrultusunda kurtlar sofrası gibi başımıza üşüştükleri sırada ölümü canlandırarak yeni destanlar yazmalıyız. Osmanlıların delilerinin izinden yürümeliyiz. Destanlar zor samanlarda yazılır.

Merhum Necip Fazılın Şarkımız şiiri böyle bir atmosferi terennüm ediyor:

"Kırılır da bir gün bütün dişliler,

Döner şanlı şanlı çarkımız bizim.

Gökten bir el yaşlı gözleri siler,

Şenlenir evimiz, barkımız bizim.

Yokuşlar kaybolur, çıkarız düze,

Kavuşuruz sonu gelmez gündüze,

Sapan taşlarının yanında füze,

Başka âlemlerle farkımız bizim.

Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman;

Görürler, nasılmış, neymiş kahraman!

Yer ve gök su vermem dediği zaman,

Her tarlayı sular arkımız bizim.

Gideriz, nur yolu izde gideriz,

Taş bağırda, sular dizde, gideriz,

Bir gün akşam olur, biz de gideriz,

Kalır dudaklarda şarkımız bizim..."

Aklı ve onuru ancak delilikle kurtarabiliriz.