Melez kültürleri bağrında taşıyan, küresel güç olarak "Yeni Dünya Düzeni" adı altında dünyaya tek başına yön vermeye çalışan, özgürlük, refah ve demokrasi adı altında birçok ülkede iç barış ve istikrarı tehdit eden ve gerektiğinde ortadan kaldırmak için büyük çaba gösteren, atlıkarıncada dönen "pembe düşlerin ülkesi" konumundaki ABD, son başkanlık seçimiyle bir kez daha dünyanın en önemli gündem maddesini oluşturdu.
Madison Avenue yöntemi ile ABD endeksli siyaset yapmaya çalışan birçok ülke lideri, Barack Obamanın yeniden başkanlık koltuğuna oturmasıyla derin nefes almış gibi gözükmektedir. Hiç şüphesiz ki bunların başında da, Başbakan Recep Tayip Erdoğan gelmektedir. Her fırsatta ABD Başkanı Obama ile büyük bir uyum içerisinde çalıştıklarını ifade etmeye çalışan Başbakan, "Medeniyetler İttifakı" çerçevesinde BOP Eşbaşkanı olarak, ABDnin İslam dünyasına yönelik küresel eritme politikasına nasıl bir katkı sağlayacağı merak konusudur.
Büyük bir ekonomik buhranla karşı karşıya bulunan ABDde Barack Obamanın ağırlığı geçmiş yönetiminde olduğu gibi dış politikaya kaydıracağı beklenen bir gerçektir. Çünkü büyük bir tüketim ülkesi olan ABDde, Barack Obama göreve ilk geldiği 20 Ocak 2009da, gaz fiyatının galonu yüzde 1.62 iken Kasım 2012de yüzde 3.49a yükselmiş, Ulusal borç 2009da yüzde 54,1 iken, 2012de yüzde 72,8e kadar yükselmiştir. Obamanın görev süresi içerisinde ABDnin borç yükü ise beş trilyon dolarlık bir artış göstermiştir.
Bütün bu olumsuz göstergelere bakıldığında, Obamanın dış politikaya daha fazla ağırlık vereceği ve ABDnin içinde bulunduğu sorunları unutturmaya çalışacağı beklenen bir vakıadır. Keza, benzer şekilde krizlerle cebelleşen ve Türkiyeyi büyük bir borç bataklığının içerisine sürükleyen AKP iktidarının da Obama ile daha fazla işbirliğine yöneleceği ve Türkiyedeki ekonomik krizi yöneteceği yerde, Ortadoğudaki kriz noktalarını ABD adına ve yerine yönetmeye çalışacağı ve ABDnin dayatma çözümlerini Ortadoğuda meşrulaştırma yoluna gideceği muhtemel bir gelişme olacaktır.
Türkiye, Ortadoğudaki ağırlığını sürdürebilmesi için, ABD dışında gelişme gösterebilecek yeni bir "güç dengesi" ile birlikte bölgesel sorunların üstesinden gelebileceği gayet aşikârdır. Böyle bir çaba, Ortadoğuda oluk gibi akan kanı durdurulabileceği gibi, Türkiye ile politik ayrışma yoluna gitmeye çalışan başta İran ve Irak olmak üzere birçok ülke ile de daha yakın politik işbirliği ve güç birliği yoluna gidilmiş olunacaktır.
Gerçekten de Türkiyedeki mevcut iktidarın, Ortadoğuda yeniden inisiyatif alabilmesi için ABDnin politik çıkarları yerine, bölgenin çıkarlarını ön plana çıkartması gerekmektedir. Böyle bir adım, bölgede istikrarın sağlanması, yeni ve adil bir ekonomik dengenin kurulmasına da öncelik etmiş olacaktır.
Böylece Başbakan Erdoğanın, son Ak Parti Kongresinde üzerine basa basa söylediği "Yolumuz Erbakanın yoludur" söylemi de daha gerçekçi bir şekilde ortaya çıkmış olacaktır. Yoksa ABD Başkanı Barack Obamanın ortaya koyduğu politik anlayış çerçevesine hareket ederek ve Obamanın izlemekte olduğu yolu takip ederek, Erbakanın yolundan gitmek pek mümkün değildir. Buna ancak ve ancak Erbakanın yolundan sapma denir kanaatimizce.