Türkiye Yazarlar Birliği nin 30. Yıl etkinlikleri ve Seyyid Usul Kültür Merkezi nin Osmangazi Belediyesi nce TYB Bursa Şubesi ne tahsis edilmesi programı çerçevesinde, 25 Ekim Cumartesi günü bir şiir paneli düzenlendi. "Şiirimizin Son Otuz Yılı" başlığı altında düzenlenen panele Osman Özbahçe nin başkanlığında Enis Akın, Hakan Şarkdemir ve Murat Üstübal katıldılar. Yücel Kayıran ile Serkan Işın ise adları daha önceden ilan edildiği halde katılmadılar.

Bu yazımızı, hayli iddialı bir başlık taşıyan söz konusu panele ayıracağız. Bu bağlamda ilk cümlemiz ise şu olacak: Konu nispeten tutarlı olmakla beraber panelistlerin seçiminde belirgin bir intizamsızlık görülüyordu. Bu tespitin bir önyargıyı barındırmadığını aşağıya çıkaracağımız dokümanlardan anlayacağınız kanaatindeyiz. Fakat cümlelerimizin bu noktasında panelistlerin niteliğinden ziyade, şube veya merkez, hangisi belirlediyse, TYB yetkililerinin derslerini iyi çalışmadığını söylemek istiyoruz. En azından şu yapılabilirdi: Farklı bakış açılarına mensup isimleri ve belirtilen dönemin şiirini kapsayıcı bir tutumla değerlendirebilecek panelistleri bir araya getirebilirdi. Ev içinden yaptığımız bu tenkidimizin yapıcı bir niyete dayandığını bilmem hatırlatmam gerekir mi (Gerçi TYB nin internet sitesinde panele katılan şairler için, "söz konusu 30 yıl içinde şiirlerini ve şiir kitaplarını yayınlamış şairler" gibi çok yanlış bir bilgi verilmekte ve hatada ısrar edilmektedir. Fakat biz yine de hane üyesi olmak bilinciyle hareket etme makamındayız.)

Buraya kadar dile getirdiklerimizden de anlaşılıyor ki panelistler "Körler ile sağırlar, birbirini ağırlar." savının ispatına yarayacak vasat bir halkanın elemanları olarak, kim bilir kaçıncı kez, marifetlerini sergileyiverdiler. "Kim bilir kaçıncı kez" ile vurgulamak istediğimiz, konuşmacıların aynı fikirlerini başka mahfillerde de defalarca tekellüm ettikleri ve bütün bunlara göz ve kulak aşinalığımızın olduğunu belirtmektir.

Peki, önceden beri bilinen birtakım hususları burada anmanın sırası mı Sırası, çünkü şiir adına işlenen cinayet ve katliamları, farklı ortamlarda yargılayıp mahkum edelim ki, sahici olanın yaşama şansı artsın

Öyleyse, sıra geldi panelde aldığımız notları paylaşmaya Bunu, notlarımızı buraya aktararak ve gerektiğinde araya girip açıklama ve tashihlerde bulunarak yapacağız.

Konuşma sırasına bağlı olarak Enis Akın dan başlıyoruz:

"Şiirde yeni dil 80 li değil, 90 lı yıllarda ortaya çıktı." diyor Enis Akın. Bu cümle, baştan sona mensubiyet ve asabiyet kokuyor. Kapsayıcı bir bakış açısından ziyade, köksüz bir duruşu simgeliyor. Hemen ardından söyledikleri de anlaşılır cinsten değil: "Bu yıllarda en önemli olay Müslüman şiirin (Sünni şiirin) merkeze doğru hamle yapmasıdır. Bu hamle yarım kaldı." Peki bu gruba giren isimler kimler Tek tek sayıyor Akın. İşte facia: "En sahici olanlar: Ahmethan Yılmaz, Hakan Arslanbenzer, Osman Özbahçe, Hakan Şarkdemir " Kimsenin Müslümanlığı ya da Sünniliği bizi ilgilendirmez, fakat bu isimlerin şiiri için bu sıfatların kullanılması, samimiyetsizlik geldi bize. Zira, anılan güruhun ortaya koyduğu metin lerin, ana kaynak Kur an la ilgisini ve İslâm medeniyetiyle ilişkisini bir tarafa bırakın, bir yolla bu metinlere tesadüf edecek sahici kalplerde açacağı yaraları hesap edin. Burada, toptan bir yaklaşımla hareket etmemiz yanlış bulunabilir. Fakat adlandırmayı yapan biz değiliz. Ayrıca adı verilen kümenin şiir mevzuunda ürettikleri de ortada. Bu arada, Enis Akın gibilerin aslî olmayanı Müslümanlara merkez göstermeleri, idrak noksanlığından değilse, bir kasıttan ötürüdür: Müslüman şiiri böylesine özürlü görmek arzusu

Enis Akın sözünü bitirirken 2000 den sonra görülen başlıca eğilimleri de üçe ayırarak sıraladı: Deneyci Şiir, Görsel Şiir, Türkçe yazan Kürt şairler Bir senede yaslanmayan bu kanaatlerini "Geleneksizlik inşası şart" diye parlak bir ifadeyle bitiren panelist, cümlesinin, on yıllardır sürdürülegelen köksüzlük ideolojisiyle aynı kaynaktan beslendiğini bilmektedir tabii ki

İkinci panelist Hakan Şarkdemir di ve fark edileceği üzere, Enis Akın ın "Müslüman/Sünni" şair kümesi içinde yer alan isimlerdendi. Sözünü, geleneksizlik inşa sının ilk çizgisinden başlatan Şarkdemir, Türk şiirinin "yaklaşık 100 yıldır modern kalmak isteğinde olduğunu" söyledi. Bu göreceli yargıyı modern şiir, postmodern şiir ayrımı ile süslemeye çalışarak, ilkinin Orhan Veli ile sona erdiğini, bu yüzden o dönem şiirini iyi anlamak gerektiğini bildirdi. Orhan Veli nin "yaşıyor olsa görsel şiiri destekleyeceği kehanetini yapan Şarkdemir, Garip şiirinin "Türk şiirini yenileştiren, modernleştiren şiir" olduğunu söyledi. Bu vasat cümlelerin devamında ise, Türk şiirinde batılılaşmanın başlangıcı sayılan Tanzimat ve sonrası yıllara gelecek, Recaizade M. Ekrem, T. Fikret, M. Akif, A. Haşim gibi şairler "modern şiirin önünü açanlar" sıfatıyla anılacaktır. Böylece, bir yandan en başta söylediği Türk şiirinin "100 yıllık" modernlik tarihi otomatikman bir 50 yıl artacak, diğer yandan Orhan Veli ve ekibine verilen modernlik etiketi düşecektir. Tutarsızlık bu kadar olur!

Hakan Şarkdemir, İkinci Yeni için "gelenekten kopuş şiiridir." ifadesini kullanmaktadır. Bu cümleden anlaşıldığı kadarıyla bizim "Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri" adlı kitabımızdan da bî-haber olduğu aşikârdır. Sözleri arasında İkinci Yeni ye ayrıca yer veren Şarkdemir, bu topluluğu Sezai Karakoç üzerinden şerh etmeyi tercih ederek, bir başka çam devirme serüvenine girdi. Bunun izahı gayet basit: Sezai Karakoç, ben de dahil ki gerekçelerimi yukarıda andığım kitapta belirttim-, pek çok araştırmacı tarafından, bazı yönleri itibariyle İkinci Yeni ci sayılmaktadır. Fakat şairin kendisi, farklı gerekçelerle, İkinci Yeni olarak adlandırılmak istememektedir. Ortada böyle bir çelişkili durum varken ve bu, masaya yatırılıp bir çözüme ulaştırılmadan, nasıl olur da İkinci Yeni Şiiri Sezai Karakoç üzerinden yorumlanır Bu durum, konuşmacının konuya hâkim olmadığının bir delilidir. Şarkdemir, bu delili başka çelişik ifadeleriyle de pekiştirir. Sözgelimi, "İkinci Yeni gelenekten kopuş şiiridir" dedikten bir iki dakika sonra şunu diyebiliyor: "Karakoç, eski yaşantıları aktüel yapar."

Enis Akın ın 70 ve 80 kuşağı şairlerine biçtiği yok sayma kefenine Şarkdemir de mekik sallamış, adı geçen kuşağın şairlerini anmamıştır. Bunların yerine "90 larda 95 lerde" demeyi tercih etmiş, henüz oluşum halinde bulunan ve nereye gideceği belli olmayan bir takım moda oluşumları önemsemiştir. Hakan Şarkdemir in en doğru cümlesi ise şu olmuştur: "Ben 10 yıl sonra şair olarak anılacak mıyım, bilmiyorum." Kuşkusuz, edebiyatta kalıcı olmanın şartlarından olan kaliteyi yakalamayla bağlantılıdır söylediği. Bizim buradaki tenkitlerimiz, bu anlamda kendisine bir yol açacaktır umarım

Son konuşmacı Murat Üstübal dı. Konuşmadı, hazırladığı metni okudu. Yazısındaki milat 12 Eylül idi. Kimlik sorunu, öteki, göç, gece kondu, teknoloji, internet, içkin, aşkın, Ücra dergisi, dönüştürme, dilin fetişleşmesi, kapitalizmin tek tipleştiriciliği gibi motiflerle ördüğü yazısında 28 Şubat tan bahsedilmiyordu.

Oturum başkanına geldi sıra. Osman Özbahçe nin notunu da zayıf vereceğim. Zira sergilediği performans kötüydü. Konuşmacılara gerekli hallerde müdahale etmedi. Zamanı iyi kullanamadı. Konuşma aralarında ve panel sonunda toparlayıcı olamadı. Paneli foruma dönüştürmek için herhangi bir çaba sarf etmedi. Bir de şunu söyledi: "Postmodern Türk Şiiri Google da arandığında sıfır çıkıyor!" Aman Allah ım!

Yazımı bitirirken bir noktayı aydınlatayım: Bu kadar itirazım vardı da niye panel ortamında dile getirmedim Birincisi buna müsaade edilmedi. Ayrıca edilseydi de o ortamı farklı boyutlara taşımaktan çekinecektik. Bu ikinci husus tahmin ediyorum ki sadece benim düşüncem değil. Dinleyiciler arasında bulunan ev sahibi şairler ve edebiyat akademisyenleri  üstelik yok sayılmalarına rağmen- sanırım yine aynı sebeple, hamiyetli bir tutum sergilediler ve dinleyip geçtiler