Merhum savcımız Mehmet Selim Kiraz İmam Hatip mezunuydu.
Saldırganlardan biri 1991, diğeri ise 1987 doğumlu. Bu da demek oluyor ki
Tayyip Erdoğan gömleği çıkarıp iş başına geçtiğinde henüz çocukluktan
çıkamamış, lakin aradan geçen 13 yılın ardından nasıl oluyorsa terörist haline
gelmiş kimselerden bahsediyoruz.
İnce eleyip sık dokumalı, milletçe tefekkür etmek
zorundayız. Tıpkı 1980 öncesinin karanlık zamanlarındaki gibi bu çocuklar hangi
zehirli havayı soluyup da şu hale geliyor Bu bataklık neden kurutulamıyor,
nerede yanlış yapılıyor 13 yıldır Müslüman kimlikleri sayesinde iktidar olan
kadrolar neyi eksik bırakıyor Dindar
nesil yetiştirme iddiasındaki bu beyler neyi göz ardı ediyor Busoruları
sormalı ve en doğru cevapları vermeliyiz.
Bizim partimiz zaten yüzde 50 alıyor, gerekli çoğunluğu
sağlar ve yolumuza devam ederiz derseniz hata edersiniz.
Toplumun geri kalanının bizim hakkımızda ne düşündüğü
hiç önemli değil diye düşünürseniz gaflete düşersiniz.
Partimizin, cemaatimizin, ya da grubumuzun gençleri bize
yetiyor, gerisi hangi bataklığa saplanırsa saplansın diye bakarsanız ölümcül
bir günah işlersiniz.
Belirli bölgelerde, belirli şehirlerde, belirli
mahallelerde doğup büyüyen çocukların o bataklık ikliminde hem kendilerine, hem
de topluma zararlı hale gelip heba olmalarına göz yumarsanız, büyük felaketlere
sebep olursunuz.
Çünkü iki nesil geriye gidildiğinde dedeleri aynı kutsal
dava uğruna savaşan; aynı iman ve heyecanla hiç tereddüt etmeden şehit olan;
Çanakkale den Sarıkamış a, Yemen den Galiçya ya kadar her cephede koyun koyuna
yatan bir milletten bahsediyoruz.
Bu aziz milletin hiçbir ferdini kaybedecek lüksümüz yok.
Şimdiye kadar yeterince canımız yanmadı mı Hangi şer odakları tarafından
planlandığı gün gibi meydanda olan sağ-sol kavgalarında yeterince evlâdımız
toprağa gömülmedi mi
Bin yıl hakikatin bayraktarlığını yapan bu aziz millet
yeterince acı çekmedi mi
İnsanlığa huzur ve saadet getirmesi gereken nesillerimiz,
türlü ayak oyunlarına kurban edilmedi mi
Nice yiğitlerimiz, nice fidanlarımız yalanların peşine
takılıp kaybolup gitmedi mi
Analar günahsız evlatlar doğuruyor, babalar o evlatlara
Elif Sultan ya da Bahtiyar isimleri koyuyor. Lakin birkaç yıl sonra Elif lerin
gözünü kan bürüyor. Bahtiyar lar bahtiyarlığı bırakıp bedbahtlığı seçiyor.
Tarihin akmaya başladığı günden bu yana yeryüzünde bir hak-bâtıl mücadelesidir
gidiyor. Bizler Allahın izniyle hakkın temsilcisi olduğumuza inanıyoruz.
O hal de Allah tarafından insan olarak yaratılan her bir
kimsenin hakikati bulması için çabalamalıyız. Mekke fethedildiğinde intikam
alınacağını sanarak titreyen müşriklere, Neden titriyorsunuz, korkmanıza gerek
yok. Ben bir kral değilim, Kureyşli kuru et yiyen bir kadının oğluyum şeklinde
mukabele eden Aleyhissalâtü Vesselam Efendimizi örnek almalıyız.
Yüzyıllardır adaletiyle övündüğümüz Hazreti Ömer (R.A.)
Efendimiz gibi, Dicle nin kenarında bir kurt kapsa kuzuyu, gelir de adli ilahi
Ömer den sorar onu diyebilmeliyiz.
Anadolu da ahileriyle, dervişleriyle, mürşitleriyle kılıç
fetihlerinden evvel kalpleri fetheden Hoca Ahmet Yesevî leri, Şeyh
Edebalı ları, Hacı Bayram-ı Velî leri takip etmeliyiz.
Kavgayla, çatışmayla, şiddetle, hiddetle varacağımız yer
ancak yok oluştur.
Milletçe yok olup tarih sahnesinden çekilmek istemiyorsak
eğer; nefret ettirmemeli müjdelemeliyiz,
zorlaştırmamalı kolaylaştırmalıyız. Yoksa yarın dövecek diz de bulamayacağız bilesiniz.
Fark görebiliyor musunuz
2006 daki Danıştay suikastına kurban giden Mustafa Yücel
Özbilgin in cenazesinde, Katil hükümet, katil başbakan sloganları atan
toplulukla
2015 te adliye baskınında şehit edilen Mehmet Selim
Kiraz ın evine taziye ziyaretinde bulunan Kılıçdaroğlu nu, Katil CHP, katil
Kemal sloganlarıyla karşılayan topluluk arasında bir fark görebiliyor
musunuz Allah muhafaza bu milleti tarih
sahnesinden silecek zehirli atmosfer işte bu atmosferdir haberiniz olsun.
Karanlığa Gömülen Türkiye
Adliye baskınının yapıldığı saatlerde tüm ülke çapında
hepimizi hayretler içinde bırakan ve mağdur eden bir başka olay da
elektriklerin kesilmesiydi. Başta İstanbul olmak üzere tüm yurtta metro ve
tramvay seferleri durdu, elektrik sayesinde verilen tüm hizmetlerde aksamalar
meydana geldi.
Adliye baskınıyla kesinti arasında bir bağ var mı henüz
bilmiyoruz. Ülkemize bir siber saldırı mı düzenlendi, yoksa sistemlerimizin ne
kadar kolay bir şekilde çökertileceği mi denendi onu da bilmiyoruz. Belki de hayatımızın sonuna kadar bu konuda
kesin bir bilgiye sahip olamayacağız. Lakin bu boyutta bir elektrik
kesintisinin yakın dönem Türkiye tarihinde yaşanmadığını gayet iyi biliyoruz.
Üstelik üzerinden günler geçmesine rağmen bu boyuttaki kesintinin neden
kaynaklandığıyla ilgili hiçbir yetkiliden halen sağlıklı bilgi alamıyoruz. Enerji
Bakanı Taner Yıldız bile birkaç farklı teknik terimi tekrarlamaktan başka
hiçbir şey söyleyemiyor.
Oysa daha birkaç hafta önce Körfez geçiş köprüsünün çelik
halatlarından biri kopunca sorumluluğu üzerine alan ve hayatına son veren Japon
mühendisin intiharı hepimizin zihnindeki tazeliğini koruyor. Allah muhafaza biz
hiçbir yetkilimizden intihar etmelerini de istemiyoruz. Bu boyuttaki kararmanın
sorumluluğunu üstlenmelerini ve hesap vermelerini istiyoruz o kadar. Hesap
vermenin ilk adımı olarak da istifa müessesesini harekete geçirmelerini
bekliyoruz hepsi bu.
Peki, neden istifa müessesesi harekete geçirilmeli
Çünkü istifa etmek demek, sorumluluk sahibi olmak
demektir.
Çünkü istifa etmek demek, en azından yürütülecek
soruşturmaların selameti açısından olmazsa olmaz bir gerekliliktir.
Çünkü istifa etmek demek, bundan sonra böyle olayların
tekrarlanmamasını istemektir.
İstifa olmazsa ne olur
Ne olacak gelen ağam, giden paşam olur.
Toprağın altında yüzlerce madenci can da verse, bütün
Türkiye karanlığa da gömülse, şu kişiye kimse dokunamaz arkadaş diye
inanılır.
Hangi olumsuzluk meydana gelirse gelsin, büyük ustanın
gönlü hoş edilince mesele kalmıyor diye bilinir. Nihayetinde de devlet
dediğimiz yapı çürüyerek yıkılıverir.
Sizin anlayacağınız böyle durumlarda istifa etmek iyi bir
şeydir.
Ve Bir Öneri
Sürüsüne bereket danışmanların aklına geldi mi bilmiyorum
ama doğrusunu isterseniz ben muhafazakâr hükümetimizin yerinde olsaydım, tüm
Türkiye yi karanlığa gömen şu elektrik kesintisi hakkında böyle kıvranıp
durmazdım. Bunun yerine, Ey halkım telaşa mahal yok, eksiklerimizi
gediklerimizi bulmak için savaş tatbikatı yaptık der geçerdim.
Nasıl olsa ellerinde böyle bir medya gücü varken toplumun
algılarını yönetmek onlar için çocuk oyuncağı olmalı öyle değil mi