Üniversite sınavları yaklaştıkca milyonlarca ailenin gündeminin birinci sırasını bu konu işgal etmeye başladı. Nasıl etmesin ki, meslek liselerinin önü kesilmek suretiyle tüm öğrenciler için üniversite tahsili mecburi istikamet haline getirildi. Bir bakıma insanların kafasına ille de bir üniversite bitirme mecburiyeti sokuldu. Bitse ne olacak Bu sorunun cevabı pek iç açıcı değil şu yıllarda. ÖSSye 1.5 milyon öğrenci giriyor ve bunun 200 bini kazanıyor geriye kalanlar ise o ana kadar yaptıkları tahsilin hiçbir işe yaramadığını görmenin bunalımını yaşıyorlar.. Üniversite sınavlarını kazanabilenler içinde herşeyin hallolduğu, istediği tahsili yaptığı ve hayatı boyunca severek çalışacağı bir meslek edindiğini söylemek mümkün mü
Ne gezer..
Lise mezunu pek çok öğrenci hayalini kurduğu, severek okuyacağı bir üniversite yerine nereyi tutturabilmişse oraya kaydını yaptıracak, sadece bir üniversite ya da yüksekokulu bitirmiş olmanın ötesinde hiçbir kazancı olmayacak. Ülkemizde sistem maalesef böyle işliyor.
Bir televizyon programını izlerken programın katılımcısı üniversite sınavlarında istedikleri bölüm yerine elde edebildikleri puana göre hiç aklında olmayan bir bölüme kayıt yaptırmak zorunda kalan öğrencilerin durumunu Yanlış evliliğe" benzetti. Programın sunucusu ise yanlış evliliğe boşanmak suretiyle son verilebileceğini, yanlış tercihten böyle bir kurtulma imkanı da olmadığını hatırlatıyordu.
Demek istediğim o ki, ülkemizde ilkokuldan üniversitiye kadar her dönemde yanlış bir eğitim politikası izleniyor. Ülkemizin şartları ile bağdaşmayan, ülkenin ihtiyaçlarını karşılamak gibi bir hedefi olmayan bir eğitim sistemi uygulanıyor. Özellikle mesleki ve teknik eğitimin hemen hemen işlerliğini tamamen yitirmiş olması, ülkemizde ara eleman ihtiyacını karşılayamaz hale getirmiş, ilköğretimin kesintisiz olarak 8 yıla çakırtılması da çırak olayını devreden çıkarmış, şimdi pek çok meslek mensubu çırak bulamaz hale gelmiştir. Sonuç olarak ya okumuş ama hiçbir mesleği olmayan insanlar yetiştiriliyor ya da okumamış ve bir mesleği de olamayan gençler aylak aylak dolaşmaya mecbur ediliyor.
Halbuki, meslek okullarının önü açılsa, bu okulları bitirenlere meslekleri ile ilgili dalda yüksek tahsil yapabilme imkanı sağlansaydı herkesin liseye gitmek ve ille de bir üniversite bitirmek gibi bir zorunluluk hissetmesine gerek kalmazdı. Şimdi ilköğretimi bitiren tüm öğrenciler liselere yöneliyor ve lise son sınıftan itibaren üniversite sınavlarına hazırlanmak zorunda kalıyorlar. Netice itibariyle 1.5 milyon lise mezunu üniversite kapısında birikiyor. Bu öğrenciler ne kadar çok çalışırlarsa çalışsınlar bu sene de 1 milyon 300 bin lise mezunu genç üniversite sınavını kazanamamış olacak. Çünkü, üniversitelerin kontenjanları toplam olarak 200 binden ibaret. Böylece daha ilk elemede 1 milyon 300 bin genç kendilerini hayal kırıklığının girdabında bulacak, üniversiteye girmeyi başarmış olanların da büyük bölümü adeta yanlış evlilik yapmış çiftler gibi ömür boyu mutsuzluğa mahkum olacaklar.
Bu noktada bir hikaye aktarmak istiyorum. Meşhur filozof Sokrata bir öğrencisi gelerek, "Üstadım evlenmek istiyorum ama, bu hususta sizin görüşünüz ve tavsiyenize ihtiyacım var" der..
Sokrat şöyle bir öğrencisinin yüzüne baktıktan sonra şu karşılığı verir:
"Evlen evladım.. Evlilikte iki ihtimal var..Ya mesut olursun.. Bu takdirde bir sorun yok..Ya da mutsuz olursun..O zamanda benim gibi filozof olursun"
Yanlış evlilik yapanların günümüzde filozof olma ihltimali kalmadığı gibi, istemedikleri bir dalda üniversite tahsili yapanlar için de filozof olma ihtimali yok. Tek istikamet söz konusu mutsuzluk. Belki de bu mutsuzluk üniversite tahsiline rağmen işsizliği de beraberinde getirecek. Bu gerçek biline biline yanlış eğitim ve imtihan sisteminde ısrar edenlerin ne yapmak istediklerini toplum olarak düşünmek zorundayız.