YAKLAŞIK 200 yıllık batılılaşma serüveninin temel
kompleksi hep kalkınma olmuştur. Kompleks ve isyanımızın en yalın ifadesi şu
mısralarda hülasa edilebilir: Onlar niçin semada, niçin ben çukurdayım /
Gülsün neden cihan bana ben yalnız ağlayayım / Yükselmek asumana ve gülmek ne
tatlı şey/ Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa,,,Ey ..
Tevfik Fikret in Promete şiirinde ağlamaklı ses tonu
ile şikâyet ettiği şey aynı şeydir: Batı gibi kalkınamamak, ileri gidememek!
Şair, Rusya imparatoru I. Nikolay ın ağır yenilgi ve
toprak kayıpları sebebiyle Osmanlı imparatorluğuna yakıştırdığı ve sonra tüm
Avrupa nın ortak kanaati haline gelen hasta adam yaftasını çoktan benimsemiş.
Hasta adam Osmanlı nın Batıyı örnek alarak, Promete gibi
kutsal ışığı (teknik ve uygarlığı) tanrı Zeus un elinden çalarak ancak
dirilebilecektir.
Bu prometeci anlayışın varacağı nokta aşkın olan her
şeyin terk edilmesi ve ardından profanlaşmayla birlikte insanın yegâne kutsal
haline getirilmesi yani hümanizmdir. Batılılaşmayla beraber gelen kalkınma
ideolojisi insanı es geçen, nesneyi ve eşyayı insana egemen kılan bir anlayışın
adıdır.
Tanzimat döneminin önemli şair ve devlet adamlarından
Sadullah Paşa ve yine aynı dönemin fikir ve edebiyat adamı Beşir Fuat hep bu
iman ettikleri terakki dini için kendilerini feda edip intiharla hayatlarını
ve düşüncelerini noktalamışlardır.
Dirilişe inanan insan eşya ve nesnenin geçici olduğunun
bilincinde Üstat Sezai Karakoç un ifadesiyle nesneyi yoran adam dır.
Kalkınma ve aydınlanma ile tam tersi gerçekleşmekte, yani
insan nesne tarafından yorulup yorgun düşürülmektedir.
Yalnızlık ve çözümsüzlüğe terk edilen modern insanı içine
düştüğü durumdan kim ve ne kurtaracaktır
İşte doğru sorulması gereken soru budur. Soruyu yanlış
sorduğumuzda sorunu da yanlış yerden kavramış oluruz.
Öncelikle kalkınmanın kalkmak la mümkün olacağını bir
teslim edelim.
Kültür, medeniyet ve ekonomi alanında ayağı kaydırılarak
düşürülen ve bununla da kalınmayıp o halde oraya buraya sürüklenen bir topluma
kalk uyarısından evvel kalkın komutu vermek reva mı
Önce kalk sonra bu kalkışın verdiği dinamizmle yola koyul
ve bir daha düşme.
Kalkınmak bir daha düşmemek içindir.
Ait olduğumuz medeniyet nezdinde terakki sadece teknik
imkânlara ulaşmak değil daha da önemlisi insanın insan kalarak insanlık
seviyesinde yükselmesidir.
Kalkmak bir kıyam (diriliş) kalkınmak ayakların yerden
kesilip yükselmesidir.
Lale devrinden başlayıp Tanzimat la birlikte bütün
içtimai hayatı kapsayacak şekilde yayılmacılık gösteren batılılaşma arzusu
kalkmayı değil düşmeyi hızlandırırcasına devam ediyor.
Ne Avrupa standartları, ne milli gelirden aldığımız pay
ne de müzmin muhtaçlığımız hiç birisi bizi Batı nın gölgesini takip etmekten
alıkoymuyor.
Bu rıza görüntüsüne bürünmüş bir yaşam şekli
dayatmasıdır.
Hayatı kolaylaştırmak vaadiyle servis edilen teknoloji
bunu yerine getirmek adına hayatın asli unsurlarını, özünü ve ana fikrini kapı
dışarı ediyor.
Dayatılan teknoloji üç şeye hizmet ediyor: Unutma,
Avutma, Eğlendirme.
Dünyada bulunuş gayesini zihnin karamboluna getirme Batı
teknoloji felsefesinin zihniyete dönük tarafıdır ki hafızanın unutma
kabiliyetini artırır.
Vaktin içini yine vakte ait olması gerekenle doldurmak
yerine vakit boşluğuna ânın sarhoşluğunu yerleştirmek. Yaşamak bir materyali
kullanarak zaman geçirmektir artık.
Çağdaş teknolojinin işe yararlık ilkesinden de önce gelen
tarafı eğlendirici olmasıdır. Kolay, rahat ve ilginç olanın doğasında saklı
olan bir özelliktir bu.
Batı teknolojisi alet ve materyallerin bu özelliğini çok
iyi keşfetmiş beyinler tarafından geliştirilmiştir.
Bu üç özellik de Batı teknolojisinin Batı uygarlığından
bağımsız ve tarafsız olmadığını göstermektedir.
Millet olarak kendimize ait olmayan bir zemin üzerine
düştük.
Düştüğümüz yer dönüştüğümüz yerdir.
Önce kalkıp doğrulmalı, sonra da işaretlediğimiz noktaya
doğru yürümek için ilk adımı atmalıyız
Yiğit düştüğü yerden kalkar derler.
Eşyaya uzanırken insanlıktan düştük. Bu demektir ki yine
oradan-kendimiz olduğumuz yerden-kalkacağız.