Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.
İnsan nasıl ölmek istiyorsa öyle yaşamalıdır. Ölüm, Allah’ın ayetlerinden birisidir ve her ayet gibi herkes için rahmettir. Ölüm insanın ve canlıların dünyadaki hayatlarının sona ermesidir. Ölüm olmamış olsaydı, ne olurdu bir düşünün. Ölüm, yaşayan her insan için bir uyarıdır. Ölüm yok olmak değil, bir hayattan başka bir hayata geçiş yapmaktır. Ölümden sonra yaşanacak olan ahiret hayatıdır. Ahiret hayatı; dünya hayatının hesabıdır. Hesap gününün hâkimi ancak Allah’tır. O gün herkesin inancı, ibadetleri, ahlakı, siyaseti, ticareti, dost düşman tercihleri, eğitimi “İslam” ile tartılacaktır. O gün İslam’a uymayan hiçbir amelin geçerliliği olmayacaktır. Anlatılmak istenen “nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz” esasına vurgu yapmaktır. İnsan ve toplum, “Hesaba çekilmeden önce nefislerinizi hesaba çekiniz” emri gereği sürekli ve dinamik bir nefis muhasebesi halinde olmalıdır. Çünkü ölüm, dönüşü olamayan bir seferdir. Kimin ne olarak ölmek istediğine karar verebilmesi için etkili olan şeylerden birisi de ahiret ve hesap gününe olan inançtır.
SINAVDAYIZ
Dünya hayatımız bir sınavdır. Bunu bilmek gerekir. Bu bilinmeden insan ve toplum, kendisine sınavı kazandıracak çalışmayı yapamaz. Bizi imtihan eden, sınayan Allah’tır. Bunun için bir sınav belgesi hükmündeki amel defterlerimizi okuyup ölçecek olan da O’dur. Bu imtihanda insanın, fıtratında sırtına yüklenilen dört sorumluluk vardır. İnsan, bu sorumlulukların tamamından imtihandadır Bunlar; İbadet, Hilafet, Emanet, İmaret görevleridir. Şimdi bunları tanımlamaya çalışalım. İbadet: Bu görev için “ihlâs” ve samimiyet gerekir. İbadetin sadece namazdan ve oruçtan ibaret bir şey saymak yanlıştır. İbadet; kişinin daima Allah’ın rızasını gözeterek iş yapmasıdır. Allah’ın rızası ise İslam’dır. Hilafet: Bu görev için “adalet” gerekir. Bu görev insanların dünya ve ahiret işlerini düzene koymak anlamında bir istihlaf, yani siyaset görevidir. “Siz insanlık için gönderilmiş en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder kötülükten men edersiniz” ayeti bu siyasi görevi emreder. Emanet: Bu görev için “ahlak” gerekir. Her şey bize emanettir. “Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.” Mümin misaka, yani Allah ile yaptığı sözleşmeye uydukça bu görevini yerine getirmiş olur. İmaret: Bu görev için cihat ve içtihat gerekir. Bu görevin aslı yeryüzünü imar etmektir. HUD 61: “Salih şöyle dedi: Kavmim, Allah’a ibadet ediniz. Sizin için ondan başka ilah yoktur. O sizi yerden yarattı ve orayı imar edip yaşamanızı emretti…” Yeryüzünü imar edip, yaşanılır hale getirmek de bir kulluk ve Müslümanlık görevidir. İşte insanın bir bütün olarak imtihan edildiği alanlar… MÜLK 2: “O (Allah) ki, hanginizin daha güzel amel yapacağını imtihan etmek için, ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, her şeye galip gelendir, affedendir.”
TERCİHLER
Din ve düzen olarak “İslam” sınavın esasıdır. AL-İ İMRAN 85: “Kim, İslam›dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” Hz Âdem’den Peygamberimize bütün peygamberler, insanlara Müslüman olarak ölmelerini telkin etmişlerdir. BAKARA 132: “Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakup da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslam’ı) seçti. O halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz (dedi).” Müslüman olarak ölmek de sınavın bir parçasıdır. AL-İ İMRAN 102: “Ey iman edenler! Allah›tan sakınılması gerektiği gibi ittika edin ve (kâfir, müşrik, münafık, fasık ve facir olarak değil) ancak Müslümanlar olarak can verin.” İnsanın Müslüman olarak ölmesi ancak din ve düzen olarak İslam’ın bütünlüğüne inanması ve telkin ettiği adil düzen esaslarına göre yaşaması gerekir. İslam’ın yarısı kendisi değildir. BAKARA 85-86: “…Yoksa siz Kitap’ın bir kısmına inanıyor da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Kıyamet gününde ise azabın en şiddetlisine itilmektir. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir. İşte onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alanlardır. Bu yüzden ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine yardım edilecektir.” Müslüman olarak ölmek; Peygamberimiz (S.A.V.) İslam’a nasıl inanmış, yaşamış, cihat etmiş ise, onun gibi inanmak, yaşamak cihat etmek etmekle olur. İnsan ve toplumlar, bu gerçeği görmediğinde, gördüğü halde umursamadığında Müslüman olarak ölmenin dışında başka hallerde ölmeyi tercih edebilirler. Mesela inkârcı kâfirler, müşrikler, münafıklar, fasıklar ve facirler olarak ölebilirler. Ölürler de sınavı kaybetmiş olarak… AL-İ İMRAN 91: “Gerçekten, inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden -fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi- kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır; hiç yardımcıları da yoktur.” Müşriklerin, münafıkların, facir ve fasıkların durumları da inkârcılardan farklı değildir.
KAZANMAK VE KAYBETMEK
Kazanmak, Müslüman olarak ölmeyi başarmaktır. Bu ise din ve düzen olarak İslam’ın fert ve tolum olarak yaşanması ve yaşatılması mücadelesi ile olur. Bu mücadele disiplin ve ciddiyet ile yapıldığında fayda verir. Kaybetmek ise, inkârcı, müşrik, münafık, facir ve fasık olarak ölmektir. Bu ise, din ve düzen olarak İslam’dan başka yollara evrilmektir. “Faizci kapitalist düzene, Avrupa Birliği’ne, ABD ve İsrail ile stratejik ortaklığa” rıza göstermek ile olur. Bu, tercih sahipleri için felaket olur. Allah hepimizi böyle olmaktan korusun. Selam hidayete tabi olanlara…