Geçenlerdeki o olaydan bahsedecek değilim.
Hani İncirlik’teki camiyi basıp, Kur’an-ı Kerim’leri yakıp,
camı çerçeveyi indiren sarhoş ABD askerlerinden…
O konuda sağ olsun hükümetimiz araştırmaya, soruşturmaya(!)
devam ediyormuş. Elbet bir gün kamera kayıtlarına ulaşırlar(!) da gerçek
bilgileri kamuoyuna açıklarlar.
Sarhoş NATO askerlerinin Afganistan ve Irak’taki rezalet ve
zulümlerinden, öldürdükleri Müslümanların cesetlerine pislemelerinden,
kadın-çocuk-bebek demeden yaptıkları katliamlardan, yırtıp çiğneyip hakaret
ettikleri “Kitabımız”dan da bahsetmeyeceğim.
Ben Saratoga-Muavenet olayını hatırlatacağım.
Yıl 1992, Ekim ayı…
Türkiye’nin de üyesi bulunduğu NATO donanması Ege Denizi’nde
gerçek mermiler kullanarak bir askeri tatbikat yapmaktadır. Tatbikata katılan
ABD’nin uçak gemisinin adı “Saratoga”dır.
Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait donanma da bu tatbikata
katılmaktadır. “Kararlılık tatbikatı” denilen bu savaş oyununa katılan Türk
savaş gemilerinin isimleri şunlardır: Yavuz, Turgut Reis, Muavenet, Fatih,
Yıldırım.
Savaş oyunlarının en heyecanlı bir anında, Saratoga’dan üst
üste atılan 2 tane füze Muavenet muhribimizin kumanda merkezine arka arkaya
isabet etmiş, büyük bir gürültü ile kaptan köşkü havaya uçmuştur. Muhribimiz
kullanılamayacak kadar ağır yaralanmış, gemi komutanı dâhil, 5 Türk askeri
şehit olmuş, 18 asker de ağır veya hafif yaralar almışlardır.
Sarhoş bir NATO askerinin yaptığı bir hata olarak izah
edilmeye kalkışılan olay, aslında Haçlı ruhunun bir tezahürü ve bir intikamdan
ibarettir.
Nasıl mı
Atılan füzelerin ismi “seasparrow”dur. Bu füzelerin kaza ile
ateşlenmesi ve programlanmayan bir hedefe yanlışlıkla gitmesi mümkün değildir.
Hedefe ancak ve ancak bilerek ve kılı kırk yarıp, rota çizdirilerek ve bu
çalışma bilgisayara yüklenerek gider. Seasparrow füzesinin ateşlenebilmesi için
de 6 kademenin tek tek geçilmesi gereklidir. Basılan tek bir düğme ile harekete
geçemez. Üstelik bir değil iki füze atılması söz konusudur.
Bu da gösteriyor ki, bu füzeler, planlanarak ve 6 kademe
kumanda sistemlerinin her biri tek tek harekete geçirilerek ateşlenmiş,
muhribimiz bilerek ve isteyerek vurulmuştur. Bunun başka bir izahının olması,
sarhoş askerin elinin dokunması gibi izahlar ancak çocuk kandırmaya
yarayabilir.
Şimdi de bu olaydan 77 yıl önce meydana gelmiş, Çanakkale
Savaşları’ndaki bir sahneyi hatırlatıyorum:
Çanakkale Savaşları’nın en enteresan olaylarından birisidir
bu olay. 12 Mayıs 1915 gecesi Morto koyunda demirli bulunan İngilizlerin
Goliath isimli zırhlı gemisinin, donanmamıza bağlı bir torpidobot tarafından
batırılması olayıdır. Çanakkale’deki düşman başkumandanı General Hamilton’un
hatıralarında, “Türkler madalyayı hak etti” demek zorunda kaldığı olay kısaca
şöyle olmuştur:
Kirte cephemizin sol kanadındaki her harekâtta, Morto
koyunda bulunan düşman donanmasının ateşleri pek etkili oluyordu. Her gün
yüzlerce binlerce askerimizin şehit olmasına sebep olan etkili ateşleri vardı.
O halde icabına bakılmalıydı. Ancak kolay bir iş değildi bu. Zira en modern
cihazlarla donatılmış bulunan İngiliz zırhlıları, ayrıca devamlı olarak bir
destroyer perdesi tarafından da korunuyordu. Bir torpidobotun atış menziline
gelip onlara ateş edebilmesi imkânsız gibiydi.
Osmanlı donanmasının “Muavenet-i Milliye” isimli
torpidobotu, aldığı emir üzerine 12 Mayıs akşamı bağlı bulunduğu Çanakkale
iskelesinden ayrıldı. Soğanlıdere açıklarında gece yarısını bekledikten sonra,
tekrar hareket etti. Kısa bir süre sonra iki düşman destroyeri tarafından
görüldüyse de, gece karanlığında bunlardan kurtulmasını bildi. İstikamet Morto
koyu idi. Bu koyda Goliath ve Cornwallis zırhlıları, sahilden 200 metre açıkta
yan yana yatmakta idi. Devamlı taciz ateşleri yüzünden, askerlerimiz tarafından
“Kocakarı” adı verilen Goliath’ın kulesindeki nöbetçi, yabancı bir teknenin
yaklaştığını fark etmişti. Telsizle sorduğu parolaya, Muavenet İngilizce
birtakım cevaplar vererek oyalamayı başardı. Muavenet, müsait mesafeye
geldiğinde, besmele ile birbiri peşi sıra Goliath’a 2 tane torpil gönderdi ve
hemen dümen kırarak, tehlikeli sulardan bütün gücü ile uzaklaşmaya başladı.
Karanlığı yırtan patlamalarla sarsılan Goliath 5 dakika içinde sulara gömüldü.
İçinde uyumakta bulunan yaklaşık 500 düşman askerinden kurtulabilen olmadı.
Muavenet gemimiz Çanakkale’de coşku ile karşılandı.
Bu olay düşmanın kendi kara askerlerini denizden etkili bir
şekilde desteklemesinin de sonu oldu. Bölgeden uzaklaşmak zorunda kaldılar.
Ayrıca İngiltere’deki donanma ve denizcilik bakanlarının da peş peşe istifaları
geldi.
1992 yılındaki NATO tatbikatında, Saratoga gemisinin
füzeleri, 77 yıl önce meydana gelmiş bulunan ve Goliath’ı batıran Muavenet’in
“adaş”ından almaya çalıştığı bir intikam girişimidir. İşin ilginç yanı bunun
“sarhoş asker” açıklaması ile geçiştirilmeye kalkışılmasıdır. Elbette
askerlerimiz bu numarayı yutmamışlar ama ABD dostluğunun gölgesindeki
siyasilerin “gargara” yapması ile seslerini de çıkaramamışlardır.
Bunlar Haçlı ruhu taşıdıklarından dolayı, geçmişteki her
olayın intikamını almak için türlü imkânları kullanmaktan çekinmezler.
Bugün de gerek Kürecik’teki füze kalkanları tesislerindeki,
gerekse Patriot bahanesi ile yurdumuza sokulan NATO askerlerinin “sarhoş asker”
numarası ile başımızı derde sokacak işler yapması endişesi ile ben şahsen
tedirgin olmaktayım. Her ne kadar bu Patriotların savunma amaçlı olduğu
açıklansa bile, içlerinde saldırı amaçlı başka silahların da ülkemize getirilip
getirilmediğinden emin olamayız. Çünkü bunların denetimleri yapılmamıştır.
Bırakın denetimlerini, bizim askerlerimiz bunların çevrelerine bile
yaklaştırılmamaktadır.
İşin enteresan tarafı da şudur ki, bizi 1. Dünya Savaşı’na
sokan iki Alman gemisine Osmanlı bayrağı çekip, o bayrak altında Rus
limanlarını bombardıman etmesini kaza ile ya da yanlışlık ile izah edememiştik.
İttihatçıların sadrazamı Sait Halim Paşa’nın bu izah çabaları inandırıcı
bulunmamıştı. Rus, İngiliz ve Fransız büyük elçiliklerine gönderdiği yazılarda
şöyle diyordu:
“Bu bombardımanlar yanlışlıkla yapılmıştır. Bir kazadır.
Amacımız savaşa girmek değildir. Bir komisyon kuralım ve zarar ziyan tespiti
yapalım. Bunları tazmin etmeye hazırız!”
Ama bu tarzdaki izahlar ilgililerce reddedilmiş, böylece
başımız belaya girmişti. Sadrazam Hazretleri bu dehşet tablosu üzerine görevi bırakıp
kaçmak istemişse de gırtlağına kadar batmış olması sebebiyle kaçamamıştır.
Şimdi de ülkemize sokulan ve ne olduğunu bile tam olarak
bilemediğimiz, üstelik de “tetik bizde” diye bütün dünyaya ilan ettiğimiz bu
silahlar, bir “sarhoş NATO askeri” tarafından ateşlenirse, işin lamı cimi
kalmaz, ateşe atlamış oluruz. O günkü Sait Halim Paşa’nın makamında bugün
bulunanların izah çabaları da başımızı dertten kurtaramaz.
Bari bu sefer erken uyansak da, şu başımızı derde sokması
muhtemel “tarihin tekerrür etmesi”ni önlesek diyorum…
Bu endişe ve hatırlatmalarıma belki gülüp geçecekler ama ben
tarihe not düşüyorum.
SARHOŞ ASKER
Haçlıların amacı katliam yarışı,
Her rezaleti beklerim ben domuzdan;
“Sarhoş asker” katletmesin barışı,
Ölüm marşı çıkmasın bandomuzdan!..