Başlıkta belki ABD yi de zikretmem gerekirdi. Ancak,

ABD nin tavrının çirkinliğini, ikiyüzlülüğünü dünkü yazımda ifadeye çalıştığım

için bugün sadece AB ve NATO konusu üzerinde durmak istiyorum. Aslında AB

konusundaki düşüncemin o kapının terk edilmesi, kendi hallerine bırakmak

olduğunu okuyucularım bilirler. Çünkü AB bir Hıristiyan kulübü olduğunu her

fırsatta dile getiriyor, Türkiye yi de Müslüman olduğu için aralarına almak

istemiyorlar. Ama Türkiye ye ihtiyaçları da olduğu için tamamen çekip gitmesini

de istemiyor, kapıda beklememizin yararlı olduğunu düşünüyorlar. Bu hususlar

okuyucularım tarafından biliniyor olmakla beraber yönetim kademesinde bulunan

esas bilmesi gerekenler ya bilmiyorlar ya da bilmezden gelmeyi tercih

ediyorlar. Bu noktada Suriye de çatışmaların sebep olduğu gelişmeler sebebiyle

AB ve NATO ile ilişkilerin Türkiye yi oyalamaya yönelik olduğunu, soruna çözüm

bulmak hususunda AB nin de NATO nun da arada bir edilen bir takım laflardan

öteye geçmediğini görmek gerekiyor.

Bilindiği gibi Suriyeli mülteciler ülkemize yığılıp,

kendilerine sığınacak yeni yerler arama bazında çeşitli yollarla AB kapılarına

dayanınca birdenbire AB ülkelerinin aklına Türkiye geldi. Çünkü yüz binlerce

mülteciyi içlerine almak gibi bir niyetleri yoktu. Bunun için mülteciler AB

kapılarına dayanmadan bir yerlerde tutulması gerekiyordu. Bunun için de en

uygun ülke Türkiye idi. Zaten Türkiye inancı gereği ve insani duygularla

mültecilere kapılarını açmış, insanımız da elindeki bir ekmeği kendisine

sığınmış olan insanlarla paylaşıyordu. Kısacası Türkiye Suriyeli mülteciler

için önemli bir toplanma yeriydi. Ancak, Türkiye de giderek sayıları artan

mültecilerin ihtiyaçlarını karşılamada zorlanıyordu. İşte bunu fırsat bilen AB

ülkeleri bir miktar maddi destek ve özellikle de vizelerin kaldırılması gibi

iki maddelik bir teklifle geldiler. Bu arada vizelerin kaldırılması hususunda

yerine getirilmesini istedikleri 72 maddelik bir listeyi de önümüze uzattılar.

İktidar yoğun bir Meclis çalışması sonucunda bu listede yer alan hususların büyük

bir bölümünü yerine getirdi. Ancak, AB bununla yetinmedi, ısrarlı bir şekilde

Türkiye nin terörle mücadelede elini zayıflatacak bir istekte bulundu. Terör

tarifinin yeniden ve AB normlarına göre yapılmasını isteniyordu. Bu noktada

ipler kopma noktasına geldi. Çünkü Haçlı ittifakı bir yandan Suriye yi yaşanmaz

hale getiriyor, insanlar yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalıyorlar ama

bu ülkede barışın sağlanması için ciddi bir adım atmıyorlar, sürekli olarak

IŞİD, PYD ve PKK gibi terör örgütlerine destek vererek bölgemizde çatışmaları

kalıcı kılmaya çalışıyorlar, öbür yandan da Türkiye nin terörle mücadelede

elini zayıflatacak adımlar atmasını istiyorlar. Kısacası, gerek Suriye deki

çatışmalar, gerek terör örgütleri konusunda samimiyetsiz bir tutum sergiliyorlar.

Bu konuda NATO da benzer bir ilgisizlik sergiliyor. Suriye deki çatışmalardan

ve IŞİD ile mücadelede en çok Türkiye nin etkilendiği ifade ediliyor ama bu

etkiyi azaltacak hiçbir adım atmıyorlar. Böyle olunca NATO Genel Sekreteri

Stoltenberg in, Müttefikimiz Türkiye, DAİŞ in şiddetinden ve ortaya çıkardığı

karışıklıktan en fazla etkilenen NATO ülkesi demesinin ve bu değerlendirmeyi

sıkça tekrarlamasının bir anlamı kalmıyor. Çünkü Türkiye nin etkilendiği tek

konu DAİŞ değil, Suriye deki karmaşa ve çatışmadır. ABD, AB ve Rusya gibi

ülkelerin Suriye de barışın sağlanmasını istememeleridir. Suriye de barış

sağlandığı takdirde terör örgütleri ele geçirdikleri alanları kaybedecek,

ülkelerini terk emiş insanların tamamı olmasa bile önemli bir bölümü ülkelerine

dönecektir. Kısacası, hem terör örgütleri etkisiz hale gelecek, hem de ülkemiz

mülteci yığılmasının etkilerinden büyük ölçüde kurtulacaktır. Bu yönde hiçbir

adım atmamış olan NATO ya da AB nin arada bir şikâyetçi gibi görünmelerini iyi

niyetli bir yaklaşım olarak nitelendirmek mümkün değildir.

Bir yandan NATO üyesi bazı ülkeler terör örgütlerine

silah ve para desteği yaptıkları bilinirken öte yandan NATO Genel Sekreteri nin

oturduğu yerden bir takım açıklamalar yapması ciddiyetle bağdaştırılamaz.