Kıbrıslı Rum Lider Anastasiadis Şubat ayında seçimleri kazandıktan sonra, KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu ile müzakereleri başlatmamak için ekonomik krizi öne sürmüş ve sosyal yemeğe katılmamak için bile ayak diretmişti, ne olur ne olmaz, yemekte masaya bir kâğıt koyarlar, müzakereler endirekt başlayabilir çekincesi ile…
Özel temsilcisini, yani müzakerecisini de atamamıştı, BM çağrı yapar müzakerecileri masaya oturtup, bir şekilde müzakereleri başlatabilir diye.
İstanbul’da Taksim’deki Gezi Parkı’nda yaşanan olaylar, bu konuda Rumların ekmeğine yağ sürdü ve iyice ayak diremeğe başladılar.
Kıbrıslı Rum Yöneticiler şimdi de aynen “oynamak istemeyen gelin yerim dar dermiş” atasözüne uygun olarak Türkiye’de Gezi Parkı olaylarını bahane ederek, “Türkiye’de siyasi ortam kaygan” bahanesini öne sürüp, “Zaten Yunanistan’ın durumu berbat, biz de ekonomik krizle boğuşuyoruz, bu nedenle müzakereleri 2014 yılına erteleyelim” diyorlar.
Bir de tüm bu gelişmelere, KKTC’de 2009 yılından beri iktidarda olan UBP hükümetinin, yapay bir şekilde yaratılan kurultay sorunu sonrasında istifa eden 7+1 milletvekilinin de desteklediği güvensizlik oylaması sonrasında düşmesi eklenince Türkiye, Yunanistan, KKTC ve Kıbrıs Rum Kesimi’nde var olan siyasi tablo aniden değişikliğe uğradı.
Hem Türkiye’de hem de KKTC’de, çok değil daha Haziran ayının başındaki siyasi ve sosyal tablo ile bugünkü tablo arasında oluşan dramatik değişiklikler, Kıbrıs konusunda Türk tarafının elindeki güçlü pozisyonun yara almasına neden oldu. Üstelik bir de buna KKTC’deki seçim hükümetinin Güvenoyu yoklaması sırasında yaşanan rüşvet skandalı eklenince, yaranın üzerine tuz biber ekildi.
Sonu düşünülmeden yapılan hareketlerle aradan elli yıl geçtikten sonra Rumlara karşı ele geçirebildiğimiz tüm siyasi, politik ve ekonomik yaptırım kozlarını ve bölgesel gücümüzü -neredeyse- kaybetme pozisyonuna geldik. Haziran ayının başındaki koşullar değişmeden devam edebilseydi, Kıbrıslı Rumları Ekim ayında müzakere masasına oturtmak çok kolay olacaktı. Hiçbir yere hiçbir bahane ile kaçamayacaklardı.
Şimdi Kıbrıslı Rum lider Anastasiadis ve ekibi, siyasi görüntünün tamamen değişmesi nedeniyle Kıbrıs müzakerelerinin Ekim ayında yeniden başlamasına ilişkin önceki projelerin uygulanmasının kuşkulu hale geldiği görüşünde. Ekip bu nedenle Kıbrıs konusunda yapılacak özlü müzakerelerin 2014’ten önce başlayamayacağını düşünüyor.
Rum taktisyenlere göre, KKTC’de erken genel seçimlerin ardından Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de erkene alınabileceği, Türkiye’deki gelişmelerin Kıbrıs sorununu Başbakan Erdoğan’ın öncelikler listesinde alt sıralara itmesine neden olduğunu, Yunanistan Başbakanı Samaras’ın koalisyon hükümetinden çekilmesinden sonra sonbaharda Yunanistan’dan da erken seçim sinyalleri geldiğini ve tüm bunlara ilaveten de Başkan Anastasiadis’in, Kıbrıs sorunu üzerinde yoğunlaşabilmek için kendine en büyük öncelik olarak belirlediği ekonominin istikrara kavuşturulması 2013’ün sonbaharına kadar imkânsız göründüğünden müzakerelerin 2014 yılına ertelenmesi kaçınılmaz.
Evvelki gün Lüksemburg’da yapılan AB Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda bu konuyu dile getiren Rumlar, üye ülkelerden Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için yapılacak kapsamlı müzakerelerin 2014 yılında başlaması isteklerine destek talep ettiler.
Benim tanıdığım Rumlar bu taleplerinin peşini bırakmayacaklar ve görüşlerini başta BM olmak üzere ilgili tüm yerlere aktaracaklar. Rusya, Fransa veya da Çin kanalı ile BM Güvenlik Konseyi üyelerinin bilgisine getirecekler ve gerek BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Downer’in, gerekse de BM Genel Sekreteri’nin müzakerelerin başlaması yönünde yapacağı her tür girişime de peşinen engel çıkaracaklar.
Bir taraftan Türkiye’de Gezi Parkı’nda yaşanan olayların, diğer taraftan da UBP Kurultayı’ndaki başkanlık yarışının UBP hükümetinin düşürülmesine kadar uzaması, siyasi hırslar nedeni ile biz Kıbrıslı Türklere ve anavatan Türkiye’ye dış politikada çok kayıplar verdirdiği kesin.
En güçlü olduğumuz bir anda, gücümüzün böylesi nedenlerle elimizden kayıp gitmesi gerçekten çok üzücü…