İslâm tarihi incelendiğinde, inananların Allah ın varlığını inkar edenlere karşı sürekli mücadele ettikleri görülür. Bu mücadelelerinde baskı, zulüm ve engellemelere maruz kalsalar da asla hak olanı tebliğ etmede gevşekliğe kapılmazlar. Aynı Peygamberlerin başına gelen zorluk ve sıkıntılar gibi, kendi yaşadıkları olayların da Allah ın bir denemesi olduğunun farkındadırlar.
İnkar edenler, hayatlarını Allah ın rızasını aramaya adamış müminleri kendi çarpık yaşam biçimleri için her zaman bir tehdit olarak görmüşlerdir. İnkarcıların önde gelenlerinin sürekli gözetim ve takibi altında olmak, onlar tarafından hapsedilmek tarih boyunca Allah yolunda mücadele eden insanların karşılaştıkları olaylardır. Müminler Allah a olan tevekküllerinden dolayı, inkarcıların bu tehditlerine karşı son derece cesur, son derece güvenli bir tavır sergilemektedirler. Resullerin ve müminlerin bu özelliğini haber veren ayetlerden bazıları da şunlardır:
" De ki: "Ortak koştuklarınızı çağırın, sonra bir düzen (tuzak) kurun da bana göz bile açtırmayın. Hiç şüphesiz, benim velim Kitabı indiren Allah tır ve O salihlerin koruyuculuğunu (veliliğini) yapıyor." (Araf Suresi, 195-196)
Resulün inkarcılardan korkup-çekinmesi asla söz konusu olamaz. Çünkü Resuller Kur an da haber verildiği üzere, "Allah ın Risaletini tebliğ edenler, O ndan içleri titreyerek-korkanlar ve Allah ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır." (Ahzap Suresi, 39)
Resulün ve müminlerin inkarcılara karşı bu denli kararlı ve cesur davranmalarının nedeni, olayların iç yüzünü ve sırrını kavrayabilmeleridir. Bu sır, hiçbir şeyin ve hiçbir kimsenin kendisine belirlenen kaderin dışına çıkamayacağı gerçeğidir. İnkar edenler kuşkusuz bu metafizik gerçekten habersizdirler ve müminlere dilediklerini yapabileceklerini zannederler. Oysa müminler bilmektedirler ki, hiç kimse Allah ın izni dışında hiçbir şey yapamaz. Herkesin kaderini belirleyen, ne kadar yaşayacağını, nerede nasıl öleceğini tespit eden Allah tır.
Dolayısıyla inkar edenlerin müminlere kurdukları tuzaklar, düzenledikleri saldırı ve iftiralar, Allah ın bilgisi ve izni dışında gerçekleşemez. Bu nedenle de, müminlerin bu saldırılardan korkmalarını, çekinmelerini gerektirecek bir durum yoktur. Kur an da haber verilen; "Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez" (Maide Suresi, 105); "Allah, kafirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez" (Nisa Suresi, 141) ve "Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların hileli düzenleri size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır" (Al-i İmran Suresi, 120) ayetleri, bu konuyu açıklamaktadır.
Mümin, her zaman olduğu gibi, inkar edenlerle muhatap olurken de dua halindedir. Çünkü onu başarılı kılacak, küfür üzerindeki heybet ve etkiyi yaratacak olan, maddi imkanları, dış görünümü ya da zekası değil, ancak Allah tır. Allah ın başarı vermesi ise, sebeplere değil, doğrudan doğruya niyete ve duaya bağlıdır. Allah, duaya verdiği önemi "De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi .. " (Furkan Suresi; 77) ayetiyle de açıkça bildirmiştir.