PKK/PYD’nin eski Genel Başkanı Salih Müslim’in Çekya’da yakalanmasının ardından estirilen hava çoğu insanı yanılttı. Çünkü kamuoyunda Müslim’in iade edileceği beklentisi oluştu. Hâlbuki AB ülkelerinin terör örgütleri ve ülkelerine sığınan teröristlerle ilgili tavırları düşünüldüğünde Müslim’in iade edilmeyeceğini görmek gerekirdi. Hiç olmazsa, Müslim’in bir süre tutuklu kalacağı, birkaç mahkemenin ardından serbest bırakılacağı beklenebilirdi. Ne var ki, mahkemeye kelepçeli olarak getirilen Müslim ilk duruşmanın ardından kelepçeleri sökülerek serbest bırakıldı. Tek şart ise Müslim’in AB dışına çıkma yasağı. Sanıyorum bu şartı yorumlamaya bile gerek yok. Müslim bundan böyle AB ülkelerinde yaşayacak, belki burada iş tutacak, bir başka ifadeyle PYD terör örgütünü yönetmeye devam edecek.

Bu noktada AB ülkelerinin açıklamalarında PKK’yı terör örgütü olarak nitelendirirken Suriye uzantısı YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmiyor oluşlarını unutmamak lazım. Sadece AB ülkeleri değil ABD’de YPG’yi terör örgütü olarak görmüyor, hatta bu örgütü Suriye’de kara gücü olarak kullanıyor. Hatta örgüt militanlarına aylık ödüyor. Durum bu iken Müslim’in Çekya’da serbest bırakılmasının sürpriz bir yanı yoktu.

Diğer AB ülkelerine göre Çekya’nın yaptığındaki farklılık dikkat çekiciydi. Çekya Türkiye’nin talebi üzerine Müslim’i tutuklama yoluna gitmiş, diğer AB ülkeleri bunu da yapmadıkları için Çekya’nın tutuklaması iade edileceği beklentisini sağlamıştı. Bir bakıma AB ülkelerinin genel tutumunun geçici de olsa unutulmasına sebep olmuştu.

Bu noktada AB ülkeleri ile ciddi bir kan uyuşmazlığımızın olduğunu ne yaparsak yapalım terör örgütlerine destekten vazgeçmeyeceklerini anlamamız gerekiyor. Bu arada AB normlarına uyum için idam cezasını kaldırmış olmamızın bile Müslim’in iadesini sağlamaya yetmediği düşünüldüğünde idam cezasının kaldırılmış olmasının yanlışlığı, özellikle hukuk sistemimizin AB normlarına uydurulması yönündeki adımların sadece bizi kendimize yabancılaştırdığını görmemiz gerekiyor. Çünkü geçmişte ülkemizde idam cezası varken bu durum bahane ediliyor, aramızda suçluların iadesi anlaşması olan ülkeler bile suçluyu verilmiyordu. Şimdi böyle bir durum da olmadığı halde yine verilmiyor. Verilmenin ötesinde tutuklu bile tutmuyor, AB ülkelerinde serbestçe yaşama, iş tutma, terör örgütünü yönetmeyi sürdürmesine izin veriliyor. Sonuçta bu vesile ile ortaya çıkan durum AB ülkeleri ile ciddi bir kan uyuşmazlığına sahip olduğumuzdur. Bu kan uyuşmazlığının giderilmesi de mümkün değildir.

Bu gerçeğin ışığında artık AB kapısındaki beklentimize son vermemiz şart görünüyor. Çünkü ABD gibi AB ülkeleri de Türkiye’nin şartsız teslim olması anlamına gelebilecek bir tavır sergiliyorlar. O kapıdan bize hayır gelmeyeceğini her fırsatta haykırıyorlar. Meseleye bu açıdan baktığımızda AB ülkelerine kızıp yaptıklarını eleştirmenin ötesinde biraz da kendimize dönüp bakmamız, o kapıda beklemenin sadece istediklerini yapma konusunda AB ülkelerini cesaretlendirdiğini görmek durumundayız.

Çünkü Çekya yargısı sadece Müslim’i serbest bırakmakla kalmamış, YPG yanlıları bayrakları ile mahkeme kapısında gösteri yaparken emniyet güçleri hiçbir müdahale bulunmuyor, bunun da ötesinde mahkeme salonuna basın mensupları alınmıyor. Bir bakıma yargılıma safahatı medyadan gizleniyor. Tüm bunlar iyi niyetli bir yaklaşıma sahip olunmadığını göstermeye yetmez mi?