D. Mehmet Doğan, dil ve devlet bağlamında kaleme aldığı "Devlet Sözlük Yazar mı " adlı eserinde dili kamusal alana hapsetme eğiliminde olan devleti yargılıyor. Dilin devlet tarafından kesilip biçilmesi , tahrif edilmesi ; ideolojik müdahaleler le kelime tasfiyesi ne gidilmesi ve sonuçta dilin tahribat a uğratılması yazarı haklı olarak isyan ettiriyor.

Yeni yayınlanmış, birbirinden önemli kitaplar beni bekliyor. İstiyorlar ki ellerim kucaklasın, gözlerim okşasın kendilerini. İstiyorlar ki sayfalarını açayım, henüz kurumamış mürekkeplerini koklayayım. Ve elbet, kendileriyle ilgili duygu ve düşüncelerimi paylaşayım siz değerli okuyucularla

İşte bunlardan ilki: D. Mehmet Doğan ın dil ve devlet bağlamında kaleme aldığı "Devlet Sözlük Yazar mı " adlı eseri. Doğan, bu kitapta dili kamusal alana hapsetme eğiliminde olan devleti yargılıyor. Dilin devlet tarafından kesilip biçilmesi , tahrif edilmesi ; ideolojik müdahaleler le kelime tasfiyesi ne gidilmesi ve sonuçta dilin tahribat a uğratılması yazarı haklı olarak isyan ettiriyor. Haklı, çünkü "Dil milletindir!" Dolayısıyla dile yapılan müdahale millete yapılmış gibidir. Gibisi fazla. "Devlet Sözlük Yazar mı "yı incelerken bunun böyle olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Şu satırlar bir örnek olsun: "Millî Şef in emriyle yazılan ve ona arz edilen sözlük, binlerce yıllık mazisi olan Türkçemizin bugüne kadar gelmiş geçmiş en fakir ve yetersiz sözlüğü oldu." Hatırlatmaya gerek yok; Türkçe ye yapılan taarruzun öncesi de var. Yazar bu müdahalelerin "19. Yüzyıldan devralandığı"nı kaydediyor. Fakat sonraki yüzyılın "yanaşık düzen" ortamlarında yapılan dil bozgunculuklarını da tek tek masaya yatırıyor.

Kitapta dil ve devlet ilişkili yazıların yanı sıra yazarın sözlük okumaları ndan yola çıkarak dikkatlere sunduğu makaleler de yer alıyor. Eserin ikinci bölümünü oluşturuyor bu makaleler: "Sözlükleri Kim Okur ", "Sözlüklerde Keşif Yolculuğu", "Dinin Son Yurdu", "Hemi Okudum Hemi Yazdım" bunlardan bazıları. Yazar sözlük okumanın incelik ve ayrıcalıklarını sunuyor bu bölümde bize. Fakat hayır, teorik değil; uygulamalı metinler arzediyor. Sözgelimi, "Dinin Son Yurdu" başlıklı metinde, Yahya Kemal in bir dörtlüğünden yola çıkıyor, "Büyük Millet Meclisi nin memlekete beyannamesi"ne uğruyor, bu beyannamedeki din son yurdunu kaybetmesin temennisini dikkatlere sunuyor, en sonunda ise, sonraki yılların sözlüklerindeki din tanımını, daha doğrusu din tanımında yapılan tahrifatları gözler önüne seriyor.

D. Mehmet Doğan ın kitabı "Türkçe Günümüzde Ne Durumda " başlıklı üçüncü bölümle bitiyor. Alfabemizin yetersizliği, dilimizdeki imlasızlığı, Türkçe deki sentetikliğin zihnî faaliyetlerimizi sekteye uğrattığı, vb. bu bölümün bazı konu başlıklarıdır...

Türkçe Sözlük, Bir Lügat Bulamadım, Yüzyılın Soykırımı gibi Türkçe ve dil kitaplarına imza atmış D. Mehmet Doğan ın elimizdeki bu yeni kitabını Ebabil Yayınları (0312 4356131) neşretmiş

Dikkatlere sunacağım ikinci kitaba geldi sıra. Başka bir yürek yangınını konu ediniyor: "Balkanların Son Kalesi" üst başlığını siz yukarıda özellikle işaret ettiğimiz dinin son yurdu ifadesiyle bağlantılı olarak okuyabilirsiniz. Doğru da edersiniz. Öyledir, çünkü Mamuşa, yani Kosova nın güzide Türk beldesi, bu kitapta içinizi sızlatan satırlarla anlatılmaktadır: "Osmanlı nın ayrılışından sonra öksüz kalan Mamuşa halkı, yetişmiş olduğu medeniyetin sarsılmaz temelleri üzerinde bütün rüzgâr ve sarsıntılara rağmen ayakta durmayı, hayatını sürdürmeyi başarmıştır." diyor kitabın yazarı, Bahtiyar Sipahioğlu. Kosova edebiyatının önemli isimleri arasında anılan Sipahioğlu, Mamuşa dan Bursa ya göç etmiş değerli bir şair ve yazardır. 1965 te Üsküp te yayınlanan Birlik gazetesindeki şiiriyle edebiyata atılan Sipahioğlu, daha sonra Sevinç, Tomurcuk, Sesler gibi dergilerde ve Tan gazetesinde eserleriyle var olmuş. Sonraki yıllarda Mamuşa da yayımlanan Sofra ve Derya dergilerinde folklor, edebiyat, dil yazıları yazmış. Bursa da 1999 dan bu yana yayımlanan Evlâd-ı Fatihan da da okuyoruz çalışmalarını

Bahtiyar Sipahioğlu, kitabın önsözünde şöyle söz ediyor kendisinden: "Entrikaların oluştuğu, halkın dövüldüğü, sövüldüğü, horlandı ve siyasetin babamı alıp götürdüğü, ölümüne sebep olduğu bir dönemde Mamuşa da dünyaya geldim. Gözlerimi açar açmaz büyüklerimden hep bu ıstırapların nağmelerini dinledim, çocukluk ve gençlik yıllarında yazılarımda bulacağınız birçok olaya şahit oldum, bir çok olayı bizzat yaşadım. Günü geldi ki bizzat olayların içinde kendimi buldum. Yaşayacak ömrüm varmış ki kazasız, belasız, Anavatan a göç edebildim. Göç ettim ama ruhumla hep orada yaşadım, Yaşarken de hemşehrilerimin çektikleri çilelerin acılarını iliklerime kadar hissettim." Demek ki ıstıraplarla örülü bir kitap okuyacaksınız.

Kitabın takdimini yazan Kosovalı bir diğer edebiyatçı Rıfkı Taç tan da eserin yapısına ve üslubuna dair bilgiler öğreneceksiniz: "Osmanlı kültürüyle giyinmiş İslâm medeniyetinin, Avrupa kıtasında, Balkan bölgesinde, nasıl yaşadığını, Bahtiyar kardeşimiz oldukça gerçekçi, Mamuşa üslubuyla, süsleyip püslemeden, ham madde şekliyle, olayları, olguları, oldukları gibi, zamanı doldurmuşçasına, Mamuşa yı sadece Mamuşalılara anlatır bir biçimde, Osmanlı dan miras kalan bu Türk köyünü takdim etmeye çalışıyor."

Bu kitapta Mamuşa yla (dolayısıyla Balkanlardaki müslüman beldeleriyle) ilgili pek çok bilgi bulacaksınız: Mesela, bir tarafta beldenin kuruluşu, adının hikâyesi, ulaşımı, tarihi eserleri, sarayları, camileri, çeşmeleri, saat kulesi, hanları, kahvehaneleri ile ilgili satırları okuduktan sonra, tarihî süreç içindeki gelişimiyle karşı karşıya kalacaksınız: Osmanlılardan sonra Mamuşa, İkinci Dünya Harbi ne kadar Mamuşa, 1945 ten sonra Mamuşa, 1965-1970 ve 1970 ve 1980 sonrası dönemlerin Mamuşa sı   Bu kadar mı Hayır, onlarca ayrıntı: Mamuşa ya Sırpların sığınması, Tito ya Mektup, Mamuşa da Türk Bayrağının Asılışı Bazı önemli Mamuşalılar da anlatılıyor: Reşit Ağa, Veli Dayı, Bayram Dayı, Rakip Amca   Ve tabii ki Mamuşa sosyolojisi: Siyaset, aile yapısı, akrabalık, genel kültür, yemek kültürü, bayramlar, eğlenceler, adlar, eğitim kurumları, edebiyatçılar, medreseler, hukuk, basın, vb

"Balkanların Son Kalesi Mamuşa"yı yayınlanmadan önceki aşamalarda okuma şansı elde etmiş birisi olarak şu kaydı düşmekte bir sakınca görmüyorum: Bu kitabı mutlaka bulun ve okuyun. Öğreneceğiniz pek çok şeyi bir tarafa bırakın; bu kitap sizin hayat la ilgili yeni kararlar almanıza da vesile olacaktır.

Kitabı mutlaka bulun dedim ama bunun tek yolu var: Yazarından istemek. Evet, tuhaf bir durum. Çünkü bu kitabı ne Kosovalı ne de Türkiyeli herhangi bir kurum yayınlamış değildir. (Kültür Bakanlığı na duyurulur!) Sipahioğlu, bu güzide eserini kendi imkânlarıyla gün yüzüne çıkarmıştır. Şu halde yazarın iletişim bilgilerini veriyorum: [email protected]; 0505 7846509.