Darbecilerin yapmış oldukları son katliamdan sonra Mısır
yepyeni kanlı bir sürecin içerisine çekilmiş oldu. Şuan sürecin ne zaman ve
nasıl sonlanacağı konusunda hiçbir fikir öne sürülemiyor. Ancak bir gerçek var
ki, Mısır istenildiği üzere şuan ideolojik ve politik açıdan büyük bir
kutuplaşmanın içerisine çekilmiş durumda. 3 Temmuz darbesi sadece devam eden
bir sisteme yapılan otoriter bir darbeyi değil, ülkenin temel çatışması
(hak-batıl) üzerine inşa edilen siyasal kamplar arası gerilimin fitillendiği
bir darbe olarak tarihe geçti.
Arkasına Batı dünyası ve yandaşlarını alan darbeciler
ellerinden geleni yapmış olsalar da şuana kadar birçok şey istedikleri gibi
gitmedi. Dolayısıyla şuan sadece Mısır içerisinde değil, kamplaşmanın
uluslararası boyutunda da büyük hesaplar yapılıyor. Başta bölgenin geleceği
olmak üzere tüm dünyayı etkileyecek olan Mısır ın kaderi tam da bu sebeple
yapıldığının aksine daha geniş bir tahlili hak ediyor. Çünkü mesele Batı
tarafından ısrarla Mısır içerisine hapsedilmek istense de, Mısır da yaşananlar
belki de yeni düzenin anahtarını teşkil edecek nitelikte.
Sadece Kimlik Krizi mi
Mısır da şuan yaşananlar, olayların merkezinde yer alan
Batı nın gözünde basit bir kimlik krizinin ürünü olarak görülüyor. Ortada bir
kimlik krizinin olduğu aşikârken, onun arkasında nelerin yattığı ısrarla
gizlenmek isteniyor. Çünkü yaşanmakta olan kriz, Batı nın organize ettiği Arap
Baharı sürecinin tamamen çökmüş olduğunun kanıtı olarak ortaya çıkmış durumda.
Yanlış anlamayın bunu biz değil, Batı nın kendisi söylüyor. Arap Baharı süreci
ile arzuladığı dönüşümü sağlayamayan Batı, yeni dönemde strateji değişikliğine
giderek farklı bir yol haritası izleme karar almış gibi görünüyor. Dolayısıyla
yapmaya çalıştıkları ilk şey darbenin meşruiyetini sağlayarak onun üzerine yeni
ilişkileri inşa etmek.
Batı nın Yol Haritası
Kim ne derse desin Batı da İslam ve Ortadoğu denince akla
ilk Haçlı Seferleri gelir. Dolayısıyla ben Mısır da öncelikli hedefin İhvan ın
kökünü kazımak olduğunu düşünüyorum ya da olabildiğince hizaya getirmek. Bunun
için İhvan ın meşruiyetinin elinden alınması gerekiyordu ve teröristler olarak
tüm dünyaya lanse edilerek katliama zemin hazırlandı. Bugünlerde ise ısrarla
Mısır da siyasal vizyon ihtiyacı vurgulanıyor. Yani İhvan anlaşmaya zorlanarak
taraflar masaya oturtulacak, böylece de hem darbe meşru görülecek hem de güya
demokratik bir ortamda anlaşma sağlamanın yolları aranacak. Oysa darbeciler
oturarak eylem yapan İhvan taraftarlarına hiçbir teklifte bulunmadan katliama
girişerek hem zalimliklerini hem de siyasal vizyonsuzluklarını ortaya
koymuşlardı bile.
Türkiye Daha Fazlasını Yapamaz mı
Darbecilerin aksine, Mursi nin meşru bir şekilde iktidara
yeniden dönüşü ile darbe karşıtı yeni bir hükümet kurma arzusunda bulunan İhvan
taraftarları ise meselenin sadece Mısır ile ilgili olmadığının farkında olarak ısrarla
direnişlerine devam ediyorlar. Bu direniş Türkiye de de geniş bir çevre
tarafından gerek bölgenin gerekse de ümmetin geleceği ile ilgili kritik bir
mücadele olarak kabul görmekteyken, Türkiye nin yaptıklarının ve
yapabileceklerinin sınırı ile ilgili haklı bir tartışma da ortaya çıkmış
durumda. Bazıları çok eleştirse de ben de Başbakan ın direnişin sembolü olan
Rabia selamı yapmasından memnun olmakla birlikte bunu yetersiz bulmaktayım. Her
sıradan vatandaşın yapabileceği işaretten daha fazlasını bir Başbakan dan
beklemek herhalde Mısır daki durumun önemini idrak eden herkesin hakkıdır diye
düşünüyorum. Dolayısıyla bölgenin diktatörlerinin açık destek verdiği
darbecilere karşı Türkiye nin İhvan a daha somut ve gidişatı etkileyebilecek
destek vermesi gerektiği kanaatindeyim.
Sonuç olarak birçok kesimin hemfikir olduğu üzere
Mısır daki olaylar küresel siyaset açısından çok önemli bir yol ayrımına denk
gelecek. Çünkü Mısır daki gerilim sadece İhvan ve darbeciler arasındaki bir
gerilim değil. Sonuca göre bundan sonra bölge ya Batı yanlısı karanlık otoriter
rejimler tarafından ya da geniş sosyal tabana sahip olan ve eski düzene meydan
okuyan daha demokratik rejimler tarafından yönetilecek. Biraz daha açacak
olursak Batı şu ana kadar İhvan ı demokratik olmamakla suçlayarak ve birçok
kesimi dışladığını iddia ederek kendince Ortadoğu nun sadece Müslümanlara ait
olmadığı mesajını vermeye çalıştı. Bundan sonra verilecek mücadele bölgenin
kime ait olduğunu belirleyecek.