Seçimler geldi geçti. Millet oyunu verdi ve diyeceğini dedi. Bundan sonra milletin ne dediğinin iyi değerlendirilmesi gerekir. Aksi halde milletin istek ve beklentilerine ters düşülmüş olur. Bu girişin ardından seçim sonuçlarında çelişki gibi görünen bir hususa dikkat çekmek istiyorum. O çelişki gibi görünen husus  şudur. Bizzat Başbakan Erdoğan ve bazı bakanlar zaman zaman yaptıkları açıklamalarda kendilerinin gündeminde başörtüsü diye bir meselenin bulunmadığını, hatta bu konuda bedel ödemeye hazır olmadıklarını söylediler. Bu sebeple de başörtüsü sorunu olarak bilinen konuda geçen 4.5 yıllık iktidarları boyunca bir adım dahi atmadılar. Yaptıkları tek şey eşinin başı örtülü olan Abdullah Gülü cumhurbaşkanı adayı ilan etmeleriydi. Bu noktada "Madem ki  başörtüsü diye sorununuz yoktu ve bu hususta ortamı germek istemiyor ve bedel ödemeye hazır değildiniz de niçin eşinin başı örtülü olan Abdullah Gülü cumhurbaşkanı adayı yaptınız " sorusu akla geliyor. Bu sorunun cevabını herkesin vermesi gerekiyor. Söz gelimi bu tavır bir senaryonun gereği miydi

Hemen belirteyim ki, bu ülkede Abdullah Gülün cumhurbaşkanı adaylığı karşısında eşinin başı örtülü diye bazı çevrelerin gürültü koparmasını elbette doğru bulmuyorum. Antidemokratik bir dayatma olarak değerlendiriyorum. Yukarıdaki hatırlatmayı yapış sebebim AKP yönetim kadrosunun bir çelişkisine dikkat çekmektir.

Bir başka çelişki gibi görünen husus ise milletimizin seçimlerde sergilediği tavırdır. Aslında milletin tercihi bir çelişki olmamakla birlikte, "Bizim başörtüsü diye bir sorunumuz yok" diyenleri bu defa eskisinden daha büyük oy oranı ile iktidar koltuğuna oturtmuş olmasının ilk bakışta bir çelişki gibi görünmüyor olmasıdır.

Tekrar ediyorum bu bir çelişki değildir  ve AKPnin aksine milletimizin bir başörtüsü sorunu olduğunu, başörtüsüne sahip çıkmak adına AKPye yüklenmiştir. Milletin bu tavrı karşısında AKPnin atacağı adım, takınacağı tavır önem kazanıyor. Abdullah Gülün sırf eşi başörtülü diye cumhurbaşkanı seçtirilmeyişini milletimiz protesto etmiş, "Siz ne düşünürseniz düşünün başörtüsü düşmanlığına karşı tavır koyuyorum" demiştir. Çünkü, milletin seçim sandığının dışında tavır koyması mümkün değildir. Bunun için önüne getirilen seçim sandığına attığı oylarla AKPye de bir ikazda bulunmuştur. "Siz her ne kadar başörtüsü sorunumuz yok diyorsunuz ama benim var" anlamına gelen bir tavır sergilemiştir.

Bir başka ifade ile başörtüsü karşıtlarına karşı milletimiz kendi imkanları ölçüsünde meydan okumuştur. Bunu yaparken de başı açık ile başı kapalı olanlar omuz omuza vermişlerdir. Buna rağmen yeni dönemde de AKP "Başörtüsü sorunumuz yok" şeklinde bir tavır sergileyecek olursa milletin karşısına getirilecek ilk seçim sandığında kaybolup gidecektir.

Diyebiliriz ki milletimiz AKPyi bir kez daha ikaz etmiş ve zorlamıştır. Bu ikazı anlayabilir ve doğru değerlendirelebilirse  mesele yok. O zaman başörtüsü sorununa, YÖK meselesine, meslek liseleri sorununa AKP bir çözüm bulmak durumundadır. Buna mecburdur. Milletimizin tavrını doğru okuyamaz, "Verilen oylar bizim 4.5 yıl boyuncaki yaptığımız tüm  uygulamaların onayı mahiyetindedir" diye düşünecek olurlarsa büyük bir yanlışa düşmüş, milletimiz için de hayal kırıklığına sebep olacaktır.

AKPye yüzde 47 civarında oy veren milletin yüzde 67si ABDyi düşman olarak görmektedir. AB taraftarlarının sayısı yüzde 50nin altına inmiştir. Demek istediğim o ki, millet aslında AKPnin dış politikasına tamamen karşıdır. Verdiği oy ise dayatmacılara  bir karşı duruş sergilemektir. Verdiği oy milletimiz için bir çelişki değil, beklentisini AKPnin gözünün içine sokarcasına tekrarlamasıdır.