Sayın Cumhurbaşkanı kendini hâlâ AK Parti genel başkanı

gibi görüyor olacak ki, siyasetin yönünü ve seçim kampanyasının gidişatını

belirlemeye çalışıyor. Meydanlarda milletten 400 milletvekili istiyor, 7

Haziran seçimlerinde başkanlığın oylanacağını ifade ediyor. Daha öncede dikkat

çekmeye çalıştığım gibi bu seçim kampanyasının konusu iktidar partisi ve

Cumhurbaşkanı tarafından Başkanlık sistemi olarak belirlenmiş. Böyle olunca

gerek Meclis teki partilerin gerek milletin dikkati bu noktayla odaklanıyor.

Neticede ülkenin içinde bulunduğu sorunlar gündeme gelmeden/getirilmeden

milletten oy istenecek. Bu arada iktidar sözcüleri ülkenin özellikle ekonomik

olarak hiçbir sorunu olmadığı gibi bir tablo çiziyorlar. Sıkça IMF ye borç

kalmadığı ifade edilerek zamanı gelen iç ve dış borç taksitleri ve faizlerinin

ödenmesi için yeni borçlanmaya ihtiyaç olduğu gizlenmiş oluyor. Kaldı ki, eğer

Türkiye nin ciddi bir sorunu kalmamış ise bu noktaya Türkiye mevcut sistem ile

gelmiştir. Yani, mevcut parlamenter ya da yarı başkanlık sistemi ile ülkenin

sorunlarına çözüm bulunabiliyor demektir. Ama durum iyi değildir ama bu kötü

gidişatın sorumlusu sistem değil, iktidarın uyguladığı politikalardır Böyle

olunca niçin ille de başkanlık sistemi diye tutturulduğu anlaşılıyor

Tüm ekonomik rakamlar üretimde ciddi bir artışın

olmadığını, ülke ekonomisinin ithalat ve tüketim üzerine oturtulduğunu

gösteriyor. Çünkü yıllardan beri olduğu gibi borç faizleri bile yeni borçlarla

kapatılıyor. Üretimde yeterli artış sağlanamayınca işsizliğe çare bulunamıyor.

Özellikle genç işsizlerin oranı artıyor. Her ay ihracattaki artış rakamları

iktidar yanlısı medya tarafından manşetlere çekilirken aynı ay ve yıl içinde

ithalatta yaşanan artış görmezden geliniyor. Kısacası ihracatta rekor

kırdığımız yazılırken ithalatta kırılan rekor gizleniyor. Böylece ihracattaki

artışın üretimden çok ithalata dayandığı gizlenmiş oluyor. İhracattaki artış

elbette güzeldir. Ama buna paralel olarak ithalatta daha fazla artış var ise

dışarıdan alıp katma değer oluşturmadan bir başka yere satıyoruz, sonuçta

sürekli olarak artan bir dış ticaret açığı ile karşılaşıyoruz, cari açık makası

da kapanmıyor. İthalattaki bu artış aynı zamanda lüks tüketimin arttığını

gösteriyor. Her ne kadar hükumet lüks ithal ürünlerini azaltmak için vergiyi

artırmış olsa da istenen sonuç alınamıyor. Çünkü bu ülkede bir avuç insan

sürekli zenginleşirken geniş kitleler hayatta kalabilmek, zaruri ihtiyaçlarını

karşılayabilmek için ceplerine yerleştirilmiş olan kartlarla olmayan parayı harcıyor,

sürekli olarak borçlanıyorlar. Ama bir avuç insan için artan vergiler fazla bir

anlam ifade etmiyor.

Bu arada bir haftada fırlayıp giden dolar ayrı bir konu.

Bir ülkede eğer ihracata oranla ithalat sürekli artış gösteriyorsa ortaya çıkan

fark ya dış borç ile ya da ödenen yüksek faizler sebebiyle ülkemize gelen sıcak

paralarla karşılanıyor demektir. Bu da küresel sermayeye hizmet anlamına gelir.

Bir süre sonra elde satılacak tesis de kalmayınca ülke toprakları, Sırtına

vurup götüren mi var mantığı ile satılmaya devam edilir. Sonuç olarak,

ülkenin sorunu başkanlık sistemi değil, dar gelirlilerin içine yuvarlandığı

durum, buna paralel olarak yaşanan ahlaki çözülmedir. Göz boyamanın anlamı yok

Bu sorunlarla ilgili olarak tüm partiler çözümlerini ortaya koymak

durumundadırlar.