Millet soruyor, ‘Darbenin ayak sesini duyar duymaz şeker, makarna için markete koşan profesör ile F-16’lar kalkmasın diye senelik mahsulünü ateşe veren köylünün oyu bir olsun mu?   15 Temmuz kalkışmasına göğsünü siper eden, cansiperane direnen halk bunun cevabını lafla değil canını ortaya koyarak verdi. Cümle âlem anladı ki milli mücadele ruhuna sahip halk bu ülkenin sigortasıdır. Birileri ahkâm kesip yüksek perdeden konuşurken halk daha tanklar sokağa hareket eder etmez yerini çoktan almıştı bile.

Diyanet İşleri Başkanlığı vatan hainleri için din hizmeti verilmeyeceğini söyledi. Vicdanı ve dini olmayan hainlere din hizmeti mi olurmuş. Diyanetin bu tavrı kuşkusuz onurlu bir duruştur. Sembolik anlamları vardır. Halkın bu insanlarla ölülerinin bile aynı mezarlıkta olmasına razı olacağını sanmıyorum.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Saraçhane’deki demokrasi nöbetinde ilginç bir teklif getirdi: “Bir hainler mezarlığı kurulsun!”. Bu mezarlık gelecek nesiller için bir ‘Kirli Ölümler Müzesi” olabilir. Önce Çanakkale gezdirilsin genç nesillere sonra hainler mezarlığı.

Meydanlar ortadadır. Üstat Sezai Karakoç’un deyişiyle “Meydan Ortaya Çıkmıştır’. Atılan her kurşunu kendi bedeninde hisseden insanlar meydanlara koştular. Hiçbir hesap yapmadan, hiçbir pazarlığa girmeden, sadece memleketleri, vatanları için. Her düşünce ve anlayışta insan bu meydanları paylaştı. Çünkü onlar biliyorlardı ki tanklardan ve helikopterlerden atılan mermiler hiç adam seçmiyordu, düşünce ayrımı falan yapmıyordu. Ne yazık ki bu memleketin kör noktası olmaktan hiç yorulmayan kişiler bu kalkışmada da safını bulamamıştı. Gencecik insanların tanklar altında ezilmesi bile bu kişilerin vicdanlarını harekete geçirip insaf çizgisine getirememiştir. Memleketin ölüm-kalım mücadelesi verdiği bu meşum günlerde evlerinde oturup perde aralığından tespit yaparak can güvenliklerinin derdine düşmüşlerdir. Duyarsızlık ve korkaklığın üretilmiş bahanesi de vardır. “Bunlar hep mizansen, yaşanan hep tiyatro” demeleri belki kendilerini başkaları nezdinde haklı çıkarabilirdi. Aynen böyle dediler ve rahat uykulara daldılar. Bu insanlara hep şunu sordum: Sizi ve vicdanlarınızı harekete geçirebilmek için bu memlekette acaba daha ne olması gerekirdi?

Paralel yapı denilen organize güruhun bodrum katında yaşayan sade insanları olup biteni eğer bu süreçten sonra da kavrayamamışlarsa treni kaçırmış sayılırlar. İslam insanlarla değil, ilkelerle kaim olan bir dindir. Her kim ki bir faninin eteğine yapışırsa onun sürüklendiği uçuruma onunla beraber sürüklenir. Kim Allah’ın ipine sarılırsa sabit kalır, ayakları kaymaz. Pişmanlık aklımızın ve vicdanımızın bizi sarstığı noktada durumları yeniden değerlendirip muhakemeden geçirebilme seviyesidir. Bu seviyeye ulaşan aydınlanmıştır. Dini afyonlaştırmak, sarhoşluğu, ayyaşlığı ve aymazlığı dindarlık zannetmektir. Bugün düşünme ve aynı zamanda taşınma günüdür. Düşünürseniz, emin olun bulunduğunuz huzursuz, meşum mahalleden asude bir dünyaya taşınırsınız.