İşte yeryüzünde
önemli gelişmelere sebep olan bu kutlu doğum, insanlık tarihinin en önemli
olaylarından birisidir. Çünkü O nun dünyaya geldiği dönemde, insanlar her türlü
değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve haksızlık
gönülleri karartmış, ALLAH Teâlâ ya giden yoldan uzaklaştırmıştı. Sosyal hayat
bozulmuş, ahlak tamamen kokuşmuştu. Dünyada insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey
olan huzur, can ve mal güvenliği kalkmış gibiydi. Dünyanın bir çok köşesi kanlı
boğuşmalara sahne oluyordu. Cihanın ıslâhı, bir peygamberin gönderilmesine
muhtaçtı. Bütün ümitler, âhir zaman peygamberine yönelmişti. Bütün dünya
karanlıklar içinde, bu kurtarıcının gelmesini dört gözle bekliyordu. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin dünyaya
teşrif ettikleri zamanın halini, büyük bir vecd ve heyecan içinde bize tasvir
eden imanlı büyük şairimiz Mehmet Âkif Ersoy un Bir gece İşte Hz. Peygamber
(S.A.V.) Efendimiz, böyle bir zamanda dünyaya gelmişti. Bu gecenin sabahı
gerçekten de nurlu, feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş,
aydınlık bir devir açılmıştı. Hz. Adem (A.S.) ile başlayan tevhid inancı
yeniden canlanmış, cehalet ve sapık inançlarla kararan ruhlar, bu doğuşla
aydınlığa kavuşmuştu. Safahat, sayfa:
461. Kısaca, sadeleştirilmiş nesir hâli: Bir Gece
On dört asır evvel, yine böyle bir geceydi. Rebîülevvel
Ayı nın on ikinci gecesi çölde, Mekke şehrinde dolunayın kumdan çıkışı gibi bir
öksüz doğuverdi! Fakat, o ne acı bir hüsrandı ki, kaç bin yıldır bekleşmede
olan gözler, O nun doğuşunu hissedemediler! Elbette ki göremeyeceklerdi. Nasıl
görebilsinler Bir kere bu yüce insan, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin
teşrif ettiği çöl, dünyanın en ücra yeriydi. Ayrıca o zamanlar uygar sayılan
ülkeler bile bunalımlar içindeydi, durum bugünkünden de beterdi. İnsanlar
yırtıcılıkta sırtlanları bile geçmişti. Bir kimse dişsizse, kardeşleri başına
çullanıp onu yerlerdi! Yeryüzünün bütün ufuklarını anarşi sarmıştı. Bugün
Doğu yu yıkan tefrika hastalığı, o gün de salgın halindeydi. Derken öksüz
büyüyüp kırk yaşına bastığında, ALLAH tarafından peygamberlikle
görevlendirilince, başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi! O ma sum, o büyük
insan, bir nefeste insanlığın kaderini değiştirdi; bir hamlede despotlukları,
imparatorlukları dize getirdi! Toplum içindeki hakkı sadece ezilmek olan
zayıflar, o günden sonra yeni bir hayata kavuştular. Yıkılmayı aklına
getirmeyen zulüm, geberip gitti! Evet, onun getirdiği yüce şeriat, alemlere
rahmet oldu. Adaletin hasretini çeken ülkelere kanatlarını gerip onları koruma
altına aldı. Dünya sahip olduğu şeylere O nun açtığı yolda sahip olmuştur.
Fertler de, toplumlar da O na çok şey borçludur. Evet, O ma sum insana bütün,
beşeriyet minnettardır... Ey ALLAH ım! Bizleri kıyamet günü, Senin huzuruna bu
ikrarlarımızla çıkart. Amin.
BİR GECE
On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi, Kumdan, ayın
ondördü, bir öksüz çıkıverdi! Lâkin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler; Kaç
bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi! Nerden görecekler Göremezlerdi tabiî:
Bir kere, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi; Bir kerre de,
ma mûre-i dünya, o zamanlar, Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta; Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri
yerdi!
Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin, Salgındı, bugün
Şark ı yıkan, tefrika derdi. Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma sum, Bir hamlede
kayserleri, kisraları serdi! Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi; Zulmün
ki, zeval aklına gelmezdi, geberdi!
Alemlere, rahmetti,evet, Şer -i mübini, Şehbalini adl
isteyenin yurduna gerdi. Dünya neye sahipse, O nun vergisidir hep; Medyun ona
cem iyyeti, medyun ona ferdi. Medyundur o ma suma bütün bir beşerriyet... Ya
Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.