Ayını hatırlamamakla birlikte 1978 yılında Adapazarı’ndan Akıncılarla birlikte Konya’da mitinge gittik. Giderken otobüste İslami marşlar çalıyorduk. Hep bir ağızdan da rahmetli Abdurrahim Karakoç’un ‘Hak Yol İslam Yazacağız’ marşını mırıldanıyorduk ve coşuyorduk. Bu şekilde Konya’ya vasıl olduk. Konya benim için Mevlana demektir. O sıralarda Şark klasiklerini okuyor ve onların etkisinde bulunuyordum. Şark hikemiyeti beni mest ediyor ve adeta esir alıyordu. Yunus’un, Mevlana’nın hikmet bahçelerinde dolaşıyordum. Konya’ya vasıl olduktan sonra muhteşem bir mitinge katıldık. Hatırlayabildiğim kadarıyla miting biraz olaylı geçmişti. Sonra kendimi Mevlana’nın haziresine atmıştım. Çölde bir vaha gibiydi. Bana çok muhteşem ve çarpıcı geldi. Zamanla Konya yol oldu ve geldikçe daima Mevlana’nın bahçesini gezer ve temaşa ederim. 28 Şubat süreci ve Erbakan haftası etkinlikleri münasebetiyle yine öyle oldu. Alaka tazeledik.

Zaman geçtikçe Mevlana daha fazla evrenselleşiyor. Bunun nedeni, Mevlana’nın sahip olduğu derin İslam irfanı, kültürü ve onun yanında çok boyutlu şahsiyetidir. Mevlana’yı Mevlana yapan onun iç zenginliği ve derinliğidir. Duygusal zekâya sahip olmasıdır. Duygusal zekâya sahip olmayan, harici olur ama sufi olamaz. Zira tasavvufun alanı rekaik/ incelikler ilmidir. Rekaik sayesinde hikmetler dize gelir. Mevlana’ya küresel ilgi artıyorsa bunun nedeni çağın ona ihtiyacıdır. Günümüz maddi ve fiziki zevklerin ön planda olduğunu görüyoruz. Buna mukabil manevi hazların geri planda kaldığına şahit oluyoruz. Bu da şefkat iklimini köreltiyor. İnsanları katı yapıyor. İşte bundan dolayı çağımızın rekaike ihtiyacı var. Bu ihtiyacı savacak kaynaklardan birisi Mevlana’dır. Onun şefkat barındıran duygusal zekâsı işte çağın imdadına yetişiyor ve derdine deva oluyor.

*

Uçakta yanımıza eski tanışlarımızdan Ahmet Yılmaz Bey düştü. İş için çalıştığı şirketten bir arkadaşıyla birlikte Dubai’ye gitmişler geri dönüyorlardı. 1999 yılında Marmara’yı vuran depremden sonra Konya’ya yerleşmiş. Karadenizli olmasına rağmen Mevlana’nın gölgesinde olmaktan memnun. Zaman zaman ticari nedenlerle Almanya gibi ülkelerle teması oluyormuş. Bu vesile ile tanıştığı Alman işadamlarından birisi kendisinden Mevlana’nın eserlerini ısmarlamış. Konya ve belki de Türkiye nasıl hazineler barındırdığının pek farkında değil! Hazineler, kıyıda köşede saklıdır. Ben de her gittikçe Konya’ya daha fazla bağlanıyorum. Orada sadece Mevlana Müzesi bulunmuyor. Konya adeta açık bir insan müzesi. Batı’da derinlere çekilen organik insanları hâlâ Konya’da sere serpe görmek mümkün. Konya Anadolu ve Selçuklu kokuyor. Rafine olmaktan uzak. Anadolu Selçukluların başkenti olan Konya, Büyük Selçuklu devletinin başkenti olan Rey’in kardeşi sayılır.

*

28 Şubat günü (2013), sabahın tenhasında önce Mevlana’yı gören sokakları karaltı gibi dolaştım. Sokaklarını sevmek onu sevmek gibidir. Nitekim, kendinden bihaber Leyla diyarında gezinen Mecnun kendi adını bile Leyla ile karıştırır ve Leyla’yı gören duvarları öpmeye başlar. Ve kendini şöyle ifade eder:

Emurru ale’d diyari diyari Leyla/Ukabbilu za’dl cidare ve zalcidare

Ve ma hubbu’d diyari şeğifne kalbi lakin hübbe men sekene’d diyare.

Diyara Leyla’nın diyarına uğruyorum ve onu gören duvarları öpüyorum.

Kalbim, diyarına değil, onun sakinine tutulmuştur…

Sahabeler de Peygamberimizin altında dinlendiği bir ağacı düzenli olarak ziyaret etmeye başladıklarında Hazreti Ömer yanlış bir mecraya kaymasın diye ağacı kesmiştir. Hazreti Ömer’in icraatı bir yana sahabeler, Hazreti Peygamberle hemhal olan ağacın muhabbetine gark olmuşlardır. Hazreti Ömer yine bu nedenle ‘Hazreti peygamber şeairden saymasaydı Hacerü’l Esved’i yerinden sökerdim’ demiştir. Hazreti Ömer’in ‘seddi zerai/ yanlış mecranın önünü kesme’ bağlamında yaptığı elbette doğrudur. Lakin sahabelerin sevgisine de bir şey denmez. Hazreti Bilal ve bizzat Hazreti Peygamber Medine’ye göçtüklerinde dau’s sılaya tutulmuş ve Mekke’nin özlemine kapılmışlardır. Allah’tan Medine ile ünsiyet kurmaları için kendilerine yardım etmesini istemişlerdir. Mümin ve sufi duygusal katsayısı yüksek insandır. Bütün kitapları bir kitaba ulaşmak için okudukları gibi bütün sevgiler de bir muhabbetin parçalarıdır. Bizim kainatı sevmemiz muhitten, çevreden, merkeze bir sevgi yolculuğudur. Bunun için ehl-i şer ve ehl-i zahir muhabbetullah tabirini yeğlemeseler de sufiler muhabbetullahı aşk mertebesine yükseltmişlerdir.

Mevlana haziresine ve huzuruna çıkarken tamirat nedeniyle girişi konusunda tereddüde düşünce beni tereddütlü gözlerle süzen iki çift gözle karşılaştım. Birisi Müze Müdürü Yusuf Benli ve diğeri de yine müdürlerden bir diğeri idi. Onların hoş amedileriyle birlikte Mevlana’nın huzuruna doğru yöneldim.